Çalışanların yüzde 84'ü gizli gerçeği itiraf etti

Çalışanların yüzde 84'ü gizli gerçeği itiraf etti

Pluxee ve Ipsos ortaklığında düzenlenen küresel araştırma, Türkiye'deki çalışanların ve özellikle gençlerin iş hayatına son derece iyimser baktığını ortaya koydu. Kariyerini yaşamın tek odağı yapmayan yeni nesil, iş yerini sosyal bağlar ve aile odaklı dengeliyor. Katılımcıların büyük kısmı şirketlerini sevdiklerini ve iş ortamında mutlu olduklarını belirtiyor.

Profesyonel hayatın merkezindeki aidiyet ve bağlılık tanımları tüm dünyada köklü bir değişim gösteriyor.

Yemek kartı ve çalışan deneyimi çözümleri sunan Pluxee firmasının Ipsos ile ortaklaşa gerçekleştirdiği geniş çaplı araştırma, Türkiye genelindeki çalışanların iş hayatına yaklaşımının çok boyutlu, yapıcı ve dengeli bir yöne evrildiğini kanıtlıyor.

Özellikle genç çalışan kitlesinin yüksek iş memnuniyeti ve yarınlara yönelik beslediği umutla ön plana çıktığı güncel tabloda, iş artık hayatın odak noktasındaki tek öge olarak görülmüyor.

Bireyler kariyerlerini çok daha geniş bir yaşam denkleminin parçası şeklinde konumlandırıyor.

Yaşanan bu zihniyet dönüşümü, kurumsal yapıların çalışan deneyimini tamamen yeni baştan ele almasını kaçınılmaz kılıyor.

TÜRKİYE'DEKİ GENÇ ÇALIŞANLAR, GELİŞMEKTE OLAN EKONOMİLERİ GERİDE BIRAKAN BİR MEMNUNİYET SEVİYESİNE SAHİP

Çalışanların yarınlara dönük beklentilerinin de ötesinde, güncel ruh hallerini tarif etmek için seçtikleri kelimelerin başında pozitif, hevesli, mutlu ve özgüvenli gibi yapıcı ifadeler geliyor.

Türkiye genelindeki iş gücü, bilhassa da 18-24 yaş aralığındaki genç kesim, gelişmekte olan pek çok ülke ekonomisine kıyasla çok daha yüksek bir mutluluk düzeyi bildiriyor.

Katılımcılara mevcut duygusal durumları sorulduğunda, alınan yanıtların ezici bir çoğunluğu olumlu hisler etrafında birleşiyor.

Ende edilen bu memnuniyet oranları, gelişen piyasa ekonomilerine sahip ülkelerin genel ortalamasının üzerinde yer alıyor.

GENÇ KUŞAK YÜZDE 48 MUTLULUK VE YÜZDE 21 ÖZGÜVEN ORANIYLA İYİMSERLİĞİN LİDERLİĞİNİ YÜRÜTÜYOR

Ülke genelinde gözlenen iyimser atmosferin en net şekilde kristalize olduğu grup, 18-24 yaş kategorisindeki genç profesyoneller olarak dikkat çekiyor.

Araştırma verilerine göre gençler kendilerini yüzde 48 oranında mutlu, yüzde 21 oranında ise özgüvenli hissediyor.

Bu istatistiki veri, Türkiye'nin hem geleceğe dair beklentilerde hem de mevcut genel ruh halinde gençler vasıtasıyla yukarı yönlü bir ivme yakaladığını ortaya koyuyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-7.jpg

18-24 YAŞ ARASINDAKİ GENÇ NESİL YARINLARA DİĞER YAŞ GRUPLARINA GÖRE DAHA UMUTLA BAKIYOR

Türkiye dahil olmak üzere incelenen ülkelerin büyük bir bölümünde genç çalışan nesil, kendi kişisel yarınlarına çok daha olumlu bir pencereden bakıyor.

Türkiye'deki çalışanların geleceğe dair taşıdıkları beklentiler, yaş gruplarına göre bariz farklılıklar içeriyor.

18-24 yaş aralığındaki genç iş gücü, diğer tüm yaş basamaklarına kıyasla geleceğe en çok umut besleyen kitle olarak öne çıkıyor.

SOSYAL DESTEK SİSTEMLERİ VEYA İNSANİ İLİŞKİLER MADDİ KAZANIMLARIN ÖNÜNE GEÇİYOR

Katılımcıların gözünde hayatı kaliteli ve iyi kılan en birincil faktörün yüzde 54'lük bir pay ile, "Etrafımda iyi insanlar var" seçeneği olduğu görülüyor.

Türkiye genelindeki çalışanlar için sosyal çevre, ailevi bağlar, güçlü destek mekanizmaları ve yakın dostluklar, işin kendisinden ya da finansal göstergelerden çok daha büyük bir öncelik taşıyor.

İkinci basamakta ise yüzde 42 ile bireyin kendisine vakit ayırabilmesi ve yüzde 41 ile ruhsal ve bedensel olarak iyi hissetme kriterleri yer alıyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-6.jpg

YAŞAM KALİTESİ FORMÜLÜNÜN MERKEZİNDEKİ İLİŞKİLER, BİREYSEN ESENLİK VE ZAMAN YÖNETİMİ YER ALIYOR

Ortaya çıkan genel profil, Türkiye'de yaşam standartlarının ve konfor algısının doğrudan ilişkiler, bireysel esenlik hali ve zaman yönetimi üçgeni etrafında şekillendiğini netleştiriyor.

Bunun çarpıcı bir göstergesi olarak, çalışanlara haftalık bazda fazladan 4 saatlik bir zaman dilimi hediye edilse, katılımcıların yüzde 31'i bu süreyi aileleriyle geçirmek istelerini ifade ediyor.

Bu tercih, iyi yaşam algısının temelinde ilişkisel bağların ne kadar baskın olduğunu ve iş ile özel hayat arasındaki duygusal dengeyi koruma arzusunun gücünü kanıtlıyor.

ÇALIŞANLAR KENDİ YAŞAM DENGELERİNİ KORUMAK İÇİN İŞ HAYATINA DOĞAL SINIRLAR GETİRİYOR

Günümüz profesyonelleri işlerini, özel hayatlarının ve toplumsal ödevlerinin hemen yanında yaşamın kıymetli bir parçası olarak konumlandırıyor.

Görevlerine büyük bir emek ve zaman harcıyorlar ancak bu adanmışlık hissi artık hayattaki her şeyin önüne geçmiyor.

Çalışan kesim, kendi iç dengelerini muhafaza etmek adına iş yaşamına doğal sınırlar çiziyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-5.jpg

POPÜLER KÜLTÜRÜN BUNALTICI İŞ YERİ TASVİRLERİ GERÇEK HAYATIN VERİLERİYLE TAMAMEN ÇELİŞİYOR

'The Office' gibi kült televizyon dizilerinde ya da 'Severance' gibi yeni dönem yapımlarında iş hayatı genellikle monoton, kısıtlayıcı, ruh emici ve hatta absürt bir mekan olarak kurgulanıyor.

Bireylerin daha derin bir anlam bulmak adına kaçmaya çabaladığı bir ortam gibi sunulan bu anlatım, izleyiciler için son derece eğlenceli olsa da gerçek hayattaki pratikler bambaşka bir doğrultuda ilerliyor.

Çalışanların çok büyük bir çoğunluğunun işiyle ve mevcut iş yeri ile aslında son derece yapıcı, pozitif bir bağ kurduğu gözleniyor.

TÜRKİYE'DEKİ ÇALIŞANLARIN YÜZDE 84'Ü ŞİRKETLERİ HAKKINDA SEVİYORUM VEYA BEĞENİYORUM İFADESİNİ KULLANIYOR

İnsanları her sabah yataktan kalkmaya ve mesaiye başlamaya iten motivasyon kaynakları incelendiğinde, çalışanların yarısından fazlası için bu gücün sadece finansal güvence veya maaş olmadığı anlaşılıyor.

Üstlenilen profesyonel rol ya da faaliyet gösterilen kurumsal markanın kimliği de bu kararda belirleyici oluyor.

Üstelik personelin şirketiyle kurduğu bağ, derin bir duygusal zemin barındırıyor.

Türkiye'deki çalışanlara kurumları hakkındaki hisleri sorulduğunda, yüzde 84'ü "Seviyorum" veya "Beğeniyorum" şeklinde görüş bildiriyor.

Bireyler zihinsel ve fiziksel açıdan iş yerinde kendilerini huzurlu hissettiklerini söylerken, işteki genel iyi oluş seviyelerini 10 üzerinden 7,9 olarak puanlıyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-4.jpg

BÜYÜK KOPUŞ BEKLENTİSİNİN AKSİNE HER 5 KİŞİDEN SADECE 1'İ İŞTEN AYRILMAYI DÜŞÜNÜYOR

Çalışan nüfusun işleri ve kurumsal yapılarıyla kurdukları bağın son derece dayanıklı olduğu görülüyor.

Hatta mevcut personelin yarısından fazlası şu anki görev tanımını ve pozisyonunu korumayı yeğliyor.

Yarınlara yönelik sergilenen bu yapıcı yaklaşım, küresel iş dünyasında uzun süredir öngörülen 'Büyük Kopuş' teorileriyle tam bir tezat oluşturuyor.

Mesaiye başladıktan hemen sonra oradan ayrılma isteği duyanların oranı ise her 5 çalışandan sadece 1'i olarak kayıtlara geçiyor.

Z KUŞAĞININ İŞE KARŞI İLGİSİZ OLDUĞU YÖNÜNDEKİ YAYGIN TOPLUMSAL EFSANE ÇÜRÜDÜ

Çalışan kitle profesyonel kariyerine büyük bir değer atfediyor fakat iş ile özel hayatı arasında katı bir seçim yapmaya zorlanmaktan hoşlanmıyor.

Katılımcıların yüzde 71'i işin hayatlarında çok önemli bir yer kapladığını ancak tek odak noktası haline gelmediğini paylaşıyor.

Bu dengeli duruş özellikle 18-24 yaş aralığındaki gençler tarafından bayraklaştırılıyor.

Bu durum, Z kuşağının iş hayatına karşı tamamen ilgisiz ve duyarsız olduğu yönündeki genel toplumsal inanışı ciddi biçimde sorgulatıyor.

Ancak kariyer, özel yaşamı ve sosyal sorumlulukları aynı anda dengede tutma çabası çalışanları zorluyor ve bazen yetersizlik ya da tükenmişlik hissine zemin hazırlıyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-3.jpg

ÇALIŞMA ORTAMI VEYA EKİP RUHU MAAŞ KRİTERİNİN ÖNÜNE GEÇEREK EN BÜYÜK İTİCİ GÜÇ OLUYOR

Türkiye'deki çalışanların mesaiye başlama motivasyonlarında yapıcı ve pozitif dinamikler bariz şekilde ağır basıyor.

Araştırmaya katılanların tam yarısı (yüzde 50) yürüttükleri işi şahsen sevdiklerini dile getirirken, yüzde 59'u ise çalıştıkları fiziki çevreyi, yani ekip arkadaşlarını ve iş ortamını en büyük motivasyon kaynağı olarak göyor.

Elde edilen bu oranlar, gelişmekte olan pek çok ülke ortalamasının oldukça üzerinde seyrediyor.

FATURA ÖDEME ZORUNLULUĞUNA RAĞMEN İŞİN TOPLUMSAL FAYDA BOYUTU YÜZDE 50 SEVİYESİNDE

Öne çıkan bir diğer dikkat çekici veri, Türkiye'de yürütülen işlerin topluma fayda sağlama boyutunun (yüzde 50) diğer ülkelere kıyasla kayda değer ölçüde yüksek çıkması oluyor.

Bu durum, çalışanların işlerini sadece bir geçim kapısı olarak görmediklerini, aynı zamanda toplumsal bir katkı ve anlam alanı olarak ele aldıklarını simgeliyor.

Buna karşılık, çalışanların yüzde 41'i, "Faturaları ödemek için işe gitmek zorundayım" diyerek ekonomik realitelerin iş motivasyonundaki sarsılmaz yerini de hatırlatıyor.

Sonuç olarak Türkiye'de iş güvencesini ofislere ve üretim alanlarına götüren güç, negatif zorunluluklardan ziyade iş sevgisi, ortam kalitesi, takım ruhu ve toplumsal katma değer gibi pozitif unsurlar etrafında şekilleniyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-2.jpg

İŞ VE ÖZEL HAYATI OTOMATİK OLARAK DENGELEYEN SİHİRLİ BİR TEKNOLOJİ BULUNMUYOR

İçinde bulunduğumuz dönemde çalışanların kariyer, özel yaşamı ve toplumsal ödevlerini zahmetsizce tek bir potada eritmesini sağlayan devrimsel ya da sihirli bir teknolojik çözüm mevcut değil.

Kendileri için gerçekten hayati olan öncelikleri dengeleme hususunda her çalışan kendi kişisel formülünü ve çıkış yolunu bulmak durumunda kalıyor.

İnsanların sahip olduğu kısıtlı zaman ve enerji kaynakları, hayatın farklı katmanlarına ne kadarlık bir adanmışlık, odaklanma ve çaba harcayacaklarını doğal sınırları içinde etkiliyor.

KURUMSAL BAĞLILIK ŞİRKETLERİN DAYATABİLECEĞİ STATİK BİR KAS HALE GELMİYOR

Bahsedilen bu doğal sınırlar, profesyonel ve kişisel düzlemde bireylerin kurumsal bağlılık seviyelerini doğrudan tayin ediyor.

Bağlılık olgusu, şirketlerin yukarıdan aşağıya emirlerle geliştirebileceği statik bir kas ya da, "Ya hep ya hiç" mantığıyla okunacak bir başlık değil.

Tam tersine, sürekli evrilen, canlı, esnek ve dinamik bir yelpaze; yani yeri geldiğinde sadece yapılması gereken zorunlu görevleri yerine getirmekten, yeri geldiğinde ise en üst düzey performansı sergilemeye kadar uzanan geniş bir spektrum oluşturuyor.

calisanlar-ne-ister-calisanlar-nasil-mutlu-olur-1.jpg

ÇALIŞANLAR BÜYÜK BEDELLER ÖDEMEK PAHASINA KARİYER BASAMAKLARINI TIRMANMAYI REDDEDİYOR

Günümüz iş dünyasında kurumsal bağlılık ekseninde yürütülen tüm tartışmaların kurallarını artık çalışanlar yazıyor.

Hayat şartları ve sosyal paradigmalar değiştikçe çalışan kesim, işe yönelik bağlılık sınırlarını yeniden çiziyor ve çok ağır bedeller ödemek pahasına sadece kariyer hedeflerine yatırım yapmayı elinin tersiyle itiyor.

Şirketler ise bu yeni durum karşısında defansif kalmak yerine, süreci çalışan deneyimini güçlendirecek stratejik bir fırsata dönüştürebilir.

KARŞILIKLI YATIRIM VEYA ÇABA DENGESİ BOZULDUĞUNDA GÜVENSİZLİK VE KIRGINLIK BAŞ GÖSTERİYOR

Bir işletmenin çalışanları ile kurduğu ilişki, temelde iki yönlü yürüyen kişisel insani ilişkilere çok benziyor.

Sağlıklı bir süreklilik inşa edebilmek adına her iki tarafın da dengeli bir biçimde vermesi ve alması gerekiyor.

Karşılıklı çaba veya yatırım süreçlerinde bir dengesizlik meydana geldiğinde güvensizlik, hayal kırıklığı ya da, "Neden uğraşayım ki?" şeklinde özetlenebilecek kurumsal bir kırgınlık hissi doğuyor.

ÇALIŞANLARIN YÜZDE 43'Ü DESTEKLEYİCİ BİR ORTAM YÜZDE 40'I İSE EMEĞİNİN GÖRÜLMESİNİ İSTİYOR

İş yerinde sunulan katma değerin karşılığında yönetimlerden ne beklendiği net bir biçimde biliniyor.

Türkiye genelindeki çalışanların yüzde 43'ü samimi, şeffaf ve destekleyici bir iş ortamının en temel tatmin kaynağı olduğunu söylerken, yüzde 40'ı ise döktükleri alın terinin ve çabalarının üst yönetim tarafından görülmesini ve takdir edilmesini talep ediyor.

Ezici bir çoğunluk adil çalışma koşulları, eşit muamele ve uzun vadeli iş güvencesi peşinde koşarken; çevre koruma, yönetim kademelerinde toplumsal cinsiyet eşitliği ya da kapsayıcı çeşitlilik gibi kurumsal sosyal sorumluluk konuları tüm çalışanların öncelik sıralamasında aynı derecede ağırlık taşımıyor.

KÜRESEL İŞ DÜNYASININ RÖNTGENİNİ ÇEKEN 10 ÜLKEDE 8 BİN 700 KATILIMCIYLA DEV İŞ GÜCÜ ANALİZİ

Sözü edilen bu kapsamlı ve derinlemesine araştırma, 2025 yılının ilk yarısında Ipsos iş birliğiyle, farklı coğrafyalardaki çalışan nüfusun kurumsal bağlılık algısını geniş bir vizyonla analiz etmek amacıyla organize edildi.

Dünya genelinde 10 farklı ülkeden toplamda 8 bin 700 katılımcı ve 80 şirket çalışanının doğrudan sunduğu görüşleri içeren bu bilimsel çalışma, insanların profesyonel hayatlarını günümüzdeki yaşam akışları içinde nasıl konumlandırdıklarına dair kurumsal yönetimlere son derece hayati içgörüler sağlıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN