Hamdi Koç yeni romanı ‘Zarar Vereceksin’i Karar’a anlattı: ‘İçimizde büyüyen tek şey korku oldu’

Hamdi Koç yeni romanı ‘Zarar Vereceksin’i Karar’a anlattı: ‘İçimizde büyüyen  tek şey korku oldu’

Hamdi Koç’un yeni romanı ‘Zarar Vereceksin’ Doğan Kitap etiketiyle raflarda. Romanında Mesut Akarsu karakterinin izinde Türkiye’nin adalet, güç ve vicdan haritasını çıkaran Koç ile edebiyatı ve ülkenin sosyo-ekonomik gerçeklerini konuştuk: “Her sert rejim hamlesinde ruhumuzdan, vicdanımızdan bir parça kaybettik. Rüşvet, yozlaşma, kirlenme bunun belki de en önemsiz parçası. Kendimizden yeni bir hülya, yeni bir saygınlık yaratamadık. İçimizde, etrafımızda büyüyen tek şey korku oldu.”

Türk edebiyatının nevi şahsına münhasır, kalemini her zaman insan ruhunun ve toplumun en girift dehlizlerinde gezdiren yazarı Hamdi Koç, okuru tekinsiz, sert ve adalet kavramını sorgulayan yeni bir yolculuğa çıkarıyor. Yazarın büyük beğeni toplayan ‘Çıplak ve Yalnız’ romanının belleklere kazınan başkahramanı Mesut Akarsu, bu kez ‘Zarar Vereceksin’ romanıyla yeniden karşımızda. Ancak bu kez karşımızdaki metin çok daha katı, çok daha karanlık. Adaletin işlevsizleştiği, gücün ve paranın insan mizaçlarını eğip büktüğü bir atmosferde Hamdi Koç; yozlaşmış politikacılardan bürokratlara, devlet-halk arasındaki o kadim mesafeden bireysel vicdanın sınırlarına kadar sarsıcı bir Türkiye panoraması sunuyor. KARAR okurları için Hamdi Koç ile bir araya geldik; Mesut Akarsu’nun yeni serüvenini, edebiyatımızın kırılma noktalarını ve ruhumuzda büyüyen o sinsi korkuyu konuştuk.

Hamdi Bey, ‘Çıplak ve Yalnız’daki baş kahramanımız Mesut Akarsu yeni romanınız ‘Zarar Vereceksin’ de tekrar karşımıza çıkıyor. İlk romandan farklılıklar olmakla beraber bir açıdan da devam romanı… Neden Mesut Akarsu ile devam etmek istediniz yazı serüveninize? Neden bir devam romanı?

Tam bir devam romanı olduğunu söyleyemem. Yani olaylar önceki romanın bıraktığı yerde devam etmiyor, demek istiyorum. Ama önceki romandaki kişilerin, mekanın ve bir olayın tekrar ele alınması bakımından da devam romanı diyebilirim. Bunun bir önemi yok. ‘Zarar Vereceksin’ kendi başı sonu, kendi yeni dünyası olan bir roman. Mesut Akursu’ya gelince şimdiye kadar çizdiğim karakterler içinde en sevdiğim karakter olduğu için onu seçtim. Onun alaycılığı, kararlılığı, bilhassa değişebilme yeteneği oldum olası hoşuma gitmiştir.

‘KENDİMİZDEN YENİ BİR HÜLYA, YENİ BİR SAYGINLIK YARATMADIK’

Yeni romanınızda ilkine göre daha katı, karanlık ve sert bir metinle okur karşısına çıktınız. Türkiye’nin değişen sosyo-ekonomik koşulları romanın bu şekilde olmasında ne kadar etkili oldu sizce?

Türkiye bir hatalar ülkesi. Hayatımız hep bir kayıplar hayatı. Gelir dağılımı adaletsizleştikçe hayatın her alanı adaletsizleşiyor. Adalet kağıt üstündeki bir kelimeden ibaret kalıyor. Hukuk, adaletin temeli olacakken avukatların bürolarındaki kitaplığı dizilmiş kalın, kara kaplı kanun metinlerinden ibaret. Romanda Mesut’un en büyük sorunu da bu, yani adalet. Adalet işlevsiz. Ama bireyin ellerine, tabancaya, tüfeğe, çetelere, tehditlere bırakılmış bir adalet mekanizması beşeri ve ticari hayata çökmüş durumda. Yozlaşmış politikacılar, bürokratlar da o mekanizmanın bir parçası olmuşlar, işlevleri de adaleti işlemez hale getirmek. Mesut’un kendini içinde bulduğu manzara bu. Bugün buna şaşırıyor muyuz? Hiç sanmıyorum. Ezelden beri, bana kalırsa, her sert rejim hamlesinde ruhumuzdan, vicdanımızdan bir parça kaybettik. Rüşvet, yozlaşma, kirlenme bunun belki de en önemsiz parçası. Kendimizden yeni bir hülya, yeni bir saygınlık yaratamadık. İçimizde, etrafımızda büyüyen tek şey korku oldu.

‘DEVLET SANA GÜVENMEZ, BELGE ÜSTÜNE BELGE İSTER’

Romanda makamın gücüne ulaşmış insanlar var fakat bunların gücü neden onlara yetmiyor da daha fazla para kazanma ihtiyacı hissediyorlar sizce? Bu eksen de romanınızda geçen şu cümlenin gerçekliği üzerine yorumlarınızı merak ediyorum: “Bu halk devlete de servete de düşmandır.” Neden?

Makam nadiren servetle birlikte gelir. Sonuçta herkesin maaşı belli, emekli ikramiyesi ve emekli maaşı da belli. Öte yandan, yanıbaşında akıp duran devasa bir para nehri var. İstersen engelleyebilirsin, akışını zorlaştırabilirsin. Romanda vali de fındık tüccarlarını maliye müfettişi göndermekle tehdit ediyor. Çünkü herkes herkesin vergi kaçırdığını biliyor. Bu kadar basit bir yakınlık ve tehlikeye açık olma hali var. Eh, korunmak için sen de tüccar olarak tedbirini nasıl alacağını bilirsin. Sana uzanan elleri boş bırakmazsın. Halka gelince, o sözü vali söylüyor. Benim çocukluk yıllarımdan hatırladığım bir tespit. Biz hiçbir zaman sınıfsız bir toplum olamadık. Köylü de kasabalı da, dar gelirliler demek istiyorum, tek para kaynağı olarak gördükleri devlete karşı hep kurnaz olmak zorunda kaldılar, tabii devlet de hep onlara karşı tedbirli, mesafeli, hatta sert oldu. Bunun en basit örneği vakti zamanın ağır bürokratik işlemleridir. Devlet senden tasdikli belge üstüne belge ister, senin beyanına itibar etmez.

‘AİLEM PAŞACIYDI, ECEVİT KAZANINCA YAS TUTTUK’

Hamdi Bey, romanda karşımıza sürpriz bir şekilde İsmet İnönü çıkıyor? Romanın geçtiği dönemde toplumda İsmet İnönü algısı nasıldı?

Kendi ailemden örnek verebilirim. Ailem faal CHPliydi ve İsmet Paşacıydı. Paşa onların başının tacıydı. Başkanlığı Ecevit’e kaptırdığı zaman ailem yas tuttu. Çocukluk yıllarımdan bunlar aklımda kalmış. Romandaki İsmet Paşa’ya gelince, romandaki diğer kişiler de CHPli ve Paşa’ya hürmetleri büyük. Paşa’nın iltifatına mazhar olmak da Mesut’un hayatını kolaylaştırıyor. Adam koskoca başbakan. Nihayet, bizim oraların 940lı yılları görmüş köylüsünden dinlediğim hikayelerde İsmet Paşa ve CHP hiç iyi anılmaz. Sevmezler. Köylüden zalimce vergi topladığını anlatırlar. Biraz genelleme oldu ama bunu da söylemeden geçemem.

‘VİCDANIN HÜKMÜ KALMAZSA DAĞILIP GİDERİZ’

Romanı okurken, sebepsiz yere bir insanın mutlak kötülüğü benimsemediğini görüyoruz. Ama şunu sormadan da edemiyor okur: İnsandaki kötülüğün oluşmasında modern devletin ne kadar rolü vardır sizde?

Bu çok karmaşık bir konu. Modern devlet mi demeli modern hayat mı, aralarında nasıl bir ilişki var, kestiremiyorum. Artık çünkü birey de oyunda, teknoloji de. Hayatın bir kısmı sanal oldu ve onun da kötülüğe nasıl kolayca uzanabileceğini, nasıl kötülükte devleti aşabileceğini görüyoruz. Sanki devleti de bireyi de aşan yeni bir kör, hoyrat bilinç doğuyor ve beni korkutuyor. İnandığım tek bir şey var, o da vicdan. Vicdanın hükmü kalmazsa dağılıp gitmişiz demektir.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN