Tekrar okumakla yeniden okumak arasında ciddi farklar var bana göre. Tekrar okumak tekrar okumaktır bir metni. Bir metni yeniden okumaksa, yeni bir gözle, yeni bir bakış açısıyla, yeni bir heyecanla ve yeni bir bilinçle dönmektir ona yine.
Bir haftadır Murat Belge’nin kitabıyla yatıp kalkıyorum: ‘Bir Dönüm Noktası Olarak Tutunamayanlar ve Oğuz Atay, İletişim Yayınları.’ Yıldız Ecevit, yine ‘İletişim’den çıkan ‘Ben Buradayım’ adlı ünlü incelemesinde, yazar hayatındaki hangi ayrıntıları kitaplarına taşıdı, iki çizgi [hayatı ve eseri] nerelerde kesişti, bunu araştırmış, ortaya koymuştu. Murat Belge daha başta Yıldız Ecevit’i anarak, kendisinin olabildiğince bu yolu izlemeyeceğini söylüyor: “...sanat eserini kendi yapısı içinde inceleyeceksin... yazarın kim olduğunu, ne demek istediğini karıştırmayacaksın. Metnin içine, metin-dışı öge katmayacaksın.”
Amerikan New Criticism okulunun ilkelerini ve W.Wimsatt ile Beardsley’nin eleştiri sözlüğüne yerleştirdikleri ‘Amaçsal Yanıltı’yı benimseyen Murat Belge metnin kendisine odaklanıyor, onu titiz bir arkeolog gibi kazıyor, taşıdığı bütüncül anlamı bulup ortaya çıkartmaya çalışıyor. Ona göre ‘Tutunamayanlar’ anlattıklarından çok “anlatım biçimindeki yenilik ve cesaret” nedeniyle Türk edebiyatının en iyi romanı.
Çok iyi bir okur da olan Oğuz Atay’ın yazarlığında dünya klasikleri ne kertede etkili, izini sürüyor: Shakespeare, Dostoyevski, Kafka, Joseph Conrad, Henry James, Proust, Woolf, Joyce... Ve İsa/Yeni Ahit, Cervantes/Don Quijote, Gonçarov/Oblomov, Nabokov/Pale Fire... Oğuz Atay’ı romancı yapan kitaplar ve yazarlar bunlar. Fakat Atay modern romancıların basit bir kopyacısı değil. Bir zamanlar ‘Tutunamayanlar’ı “yapay ve sığ” bulan Şavkar Altınel’i haksız bulabiliriz bence. Belge’nin ‘Tutunamayanlar’ı didik didik eden kitabını okudukça Oğuz Atay’ın kafasının ne kadar düzenli ve dikkatli çalıştığına şaşıyor insan. [Şaşkınlığı hemen bir hüzün/keşke takip ediyor: bu kadar ‘yenilikçi, modernist, ironist, hicivci, estet’ bir eleştirmenin ‘Türkiye’nin Ruhu’nu yazamaması, ah!] Karşımızda sandığımızdan daha zeki ve ne yaptığını bilen birisi var(mış) sahiden.
Murat Belge, Üçüncü Dünya edebiyatında başat türün “ulusal-siyasi alegori” olduğunu iddia eden Fredric Jameson’ın bu tespitini referans vererek ‘Tutunamayanlar’da kişilerin tarihleriyle toplumun tarihinin iç içe geçmiş olduğunu söylüyor: “Türkiye Cumhuriyeti romanın üçüncü kahramanı gibi.” Bu nedenle Türkiye’ye, Türkiye’deki gündelik yaşama, Türk insanına dair ne varsa, her alışkanlık ve her çeşit söylem [polis raporu, hukuk jargonu, şovenist dil, ansiklopedi biçimi vb.] Oğuz Atay mizahından geçerek, titizlikle ayıklanarak romana katılıyor. ‘Picassovari’ Kübik bir kolaj! Oğuz Atay her şeyi kendine uydurarak, dönüştürerek, değiştirerek, parodisini yaparak romana sokuyor özetle.
Murat Belge kitabın birkaç yerinde ısrarla tekrarladığı için burada da ifade etmeli: ona göre ‘Tutunamayanlar’ İsevi iyiliğe dayalı ahlak arayışı, sanatçının yetişmesi [künstlerroman] ve Türkiye hicvi romanı. İnsanla ve Türkiye’yle ilgili her şeyle birlikte Abdülhamid/Atatürk, Türk modernleşmesi ve yakın tarih de Oğuz Atay’ın mizaha bulanan eleştirisinden nasibini alıyor.
‘Oğuz Atay’ın Rejim Eleştirisi Nasıl Iskalandı?’ başlıklı/16 Kasım 2025 tarihli yazımda -yine bu köşede- değindiğim ‘kriptik’ göndermeye Murat Belge’nin de dikkat çekmesi, beni tanımadan/bilmeden doğrulaması hoşuma gitti: “Bu paragrafta Çingiz’i Atatürk, Sarsak’ı Fevzi Çakmak, Mazlum’u da İnönü olarak okuyunca ortaya oldukça doğru bir ‘1938: öncesi ve sonrası’ betimlemesi çıkıyor.” Sayfa 94-95, ‘Tutunamayanlar ve Siyasi Alegori’ başlıklı bölüm...
Oğuz Atay benim kişisel okurluğumun erken dönemlerine denk düşüyor. On yedi yaşımda Nazım Hikmet, on sekizimde Attila İlhan, yirmi ikimde Kemal Tahir, yirmi dört yaşımda Oğuz Atay keşfimdi. Atay’dan Pamuk’a/Tanpınar’a geçecektim hızla... Türk dergi ve gazetelerinin, kültür sayfalarının tartışmaktan zevk aldığı bu dört güçlü yazar [Tanpınar/Pamuk/Atay/Tahir] doğu-batı, gelenek-modernite gibi konuları edebiyatın içinden görmeye hevesli birçok Türk okuru gibi beni de heyecanlandırıyor, bugün [kırkımda] bile.
Murat Belge’nin ‘Tutunamayanlar’ üzerine yeni bir bakış öneren incelemesini büyük bir zevkle/çoğunlukla hak vererek okudum. Atay’ın sorusunu “buradayım” diye cevaplayan o mutlu azınlık da öyle yapacak, eminim.
