Bizde sinemalar ve sinemaların toplumsal yaşamı dönüştürücü etkilerine ilişkin maalesef pek çalışma yok. Muzaffer Gökman’ın, Burçak Evren’in, Oğuz Makal’ın, Yaşar Ürük’ün ve Gökhan Akçura’nın kitaplarını bir tarafa bırakırsak, eski sinemaların çoğu hâlâ bilinmiyor, biliniyorsa da bir yığın yanlışla dilden dile veya kalemden kaleme aktarılıyor. Örneğin, Yeşilçam’ın kombin sisteminin taşıyıcı kolonları olmasına rağmen Adana ve Samsun sinemaları için kimse yazmadı, bu yüzden çoğu da hâfızalardan kayboldu, ismi geçenlerdeyse sıhhatli kayıtlar bulunamıyor.
Yıllardır Bursa’nın kültür tarihi üstüne çalışan Ekrem Hayri Peker’in Alarga Yayınevi’nden yeni çıkan ‘Bursa’nın Sinemaları’ kitabı da olmasaydı, Bursa’nın eski sinemaları bir iki kuşak sonra büsbütün unutulacaktı. Bu gerçek bir yana, Ekrem Hayri Peker’in çok değerli araştırmasını kitaplaştıran Alarga Yayınevi’nin Konya’da olması beni hem şaşırttı hem de hayli üzdü. Arkadaş, ‘Bursa’nın Sinemaları’nı basacak bir Bursa yayınevi veya belediyesi niçin çıkmamıştır, hayret ediyorum. Sinemaya merâklıysanız, belki Muallimler Birliği Sineması’nı, Milli Sinema’yı, Zevk Sineması’nı ve Tayyare Sineması’nı duymuş olabilirsiniz, ama Bursa’nın eski kapalı sinemalarının tam listesini öğrenmek istiyorsanız, Ekrem Hayri Peker’in kitabının 108’inci sayfasından 186’ncı sayfasına kadar uzun bir bölüm bulacaksınız. Bir de yazlık sinemalar var değil mi, onlar için de 74’üncü sayfadan 108’inci sayfaya kadar bakın. Bu dökümlerin gazete haberleriyle ve sözel tarih çalışmasıyla desteklenmesi ise emsâlsiz bir okuma şöleni sunuyor.
Bursa filmlere plato olmasıyla da önemli bir şehirdir, örneğin ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’ şehir merkezinin on sekiz kilometre dışındaki Çalı nahiyesinde ‘34 yılında çekilmiştir. Bu filmin senaryosunu Nâzım Hikmet yazmıştır da, Nâzım Hikmet’in ‘40 ile ‘50 arasında Bursa’da hapis yatmasına ne denir, bilemiyorum. Kültür tarihimiz açısından Cahide Sonku’nun filmdeki yemenisi elbette önemlidir, ama bundan daha önemlisi ‘Aysel Bataklı Damın Kızı’ndaki rol arkadaşı Talat Artemel’in onun ilk kocası olmasıdır. Acaba ateş bacayı Bursa’da mı sarmıştı, bilmiyorum.
ÇEKİLEN FİLMLERİN LİSTESİNİ BULACAKSINIZ
Bursa denilince hepimizin aklına Yeşilçam melodramlarından Uludağ geliyor, hakikaten de ‘Küçük Hanımın Şoförü’, ‘Karlı Dağdaki Ateş’, ‘Satın Alınan Koca’ ve ‘Acı Hayat’ filmlerindeki Uludağ unutulacak gibi değildir. Kitabın 69’uncu ve 70’inci sayfalarında Uludağ’da çekilen filmlerin bir dökümü var, 63’üncü sayfadan 68’inci sayfaya kadar da Bursa’da çekilen filmlerin listesini bulacaksınız. Bursa’nın ilçeleri de şehir merkezi gibi sinemamıza plato olmuştur. Atıf Yılmaz’ın ‘Gelinin Muradı’ ve Orhan Aksoy’un ‘Vurun Kahpeye’si Mustafakemalpaşa’da, Ezel Akay’ın ‘Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü’sü ve Zeki Ökten’in ‘Davacı’sı Orhaneli’de, Şakir Sırmalı’nın ‘Domaniç Yolcusu’ ve Atıf Yılmaz’ın ‘Murad’ın Türküsü’ İnegöl’de çekildi.
Bursalı Yeşilçam yıldızları Erdenç Güvenç’i ve Aykut Bora’yı anımsayan var mı? Peki, Orhan Aksoy’un hem Bursa doğumlu olduğunu hem de filmlerinde en fazla Bursa’yı kullanan yönetmen olduğunu biliyor muydunuz? Ya da bir devrin jönü Murat Soydan’ın ‘61 yılının Türkiye güzeli Güler Samuray ile Bursa’da Bahri Akkuşoğlu’nun Setbaşı’ndaki evinde nikâhlandıklarını?
Ekrem Hayri Peker’in kitabından Güner Özoğuz isimli doğma büyüme Bursalı bir şâir olan Güner Özoğuz’u da keşfettim, bütün yaşamını Umurbey Mahallesi’nde geçirmiş, ‘Üniversiteye Giden Bıyıksız Kedi’, ‘Hamur Yemiyen Hamurabi’, ‘Makara İpliği’, ‘İplik Zamparası’ ve ‘Para Saymasını Bilmeyen Napolyon’ isimli şiir kitapları varmış, hiç bilmiyordum, bir ara Bursa’dan edebiyatçı dostum Nevzat Çalıkuşu’na bana Güner Özoğuz’un kitaplarından birkaçını bulmasını rica edeceğim. Muhakkak Güner Özoğuz’dan bir ‘edebiyatımızın unutulanı’ çıkacaktır. Ayrıca, onun Ekrem Hayri Peker’in kitabına giren sinemalı şiirlerini çok sevdiğimi belirteyim.
Bu kitap üstüne Bursalı yazar dostlarımdan, Nevzat Çalıkuşu’ndan, Adnan İslamoğulları’ndan ve M. Sedat Sert’ten yazılar bekliyorum, çünkü ‘Bursa’nın Sinemaları’ kitabı mutlaka desteklenmelidir.
MİLLİYETÇİ DERGİLERİN SERENCAMI
Epeydir editörlüğünü Ahmet Şahin’in yaptığı ve Bilge Kültür Sanat’tan çıkan ‘Milliyetçi Fikir Dergiciliği’ni yazmak istiyordum da, bir türlü fırsat bulamamıştım. Çünkü, bu önemli ve değerli esere öyle bir iki satırla değinmek niyetinde değildim. Maalesef ‘45 sonrasında bizde kültürel Soğuk Savaş tarafından şekillendirilen sol ve sağ hep düşmânının ne dediğine sağır vaziyette ‘80’e kadar getirilmiştir. Bu yüzden okuyan solcumuz da sağcımız da pek olmamıştır, sadece ‘57’lileri ve ‘47’lileri söylemiyorum, ‘45 sonrasının eski tüfeklerinin ekserisi câhildi. Hadi bakayım, milliyetçi Ümîd mecmûasını merâk edip de kütüphânelerde araştıran bir ‘sol münevver’ aklınıza geliyor mu? Oysa, bu koyu milliyetçi dergide Nâzım Hikmet’in on iki şiiri, Vâ-Nû’nun ise dört şiiri yayınlanmıştır. Başka isimler de var, merâk edenlere kitapta İbrahim Daş’ın ‘Ümîd Mecmûası’na Dair’ başlıklı yazısını şiddetle tavsiye ediyorum. Necati Tonga’nın ‘Çınaraltı’ ve Ahmet Şahin’in ‘Türk Amacı’ dergilerine ilişkin yazılarını da. ‘40’lı yılların Toprak dergisinin ilk döneminde Yaşar Kemal’in şiirlerini yayıMlarken zamanla nasıl farklı bir milliyetçi yayın organına dönüştüğüne hayret edeceksiniz. Çünkü, Toprak’ın otuz iki sayılık birinci döneminde Anadoluculuk esâs unsurdur, Nihal Atsız’ın Türkçülüğünü bile bu topraklara âit olmadığından reddeden dergi, Hasan Âli Yücel’i ve İsmail Hakkı Tonguç’u ise Kemalist devrimin gerçek kahramanları olarak değerlendirmiştir. Ömer Burak Sert’in Millî Yol, Sena Baykal’ın Millî Işık ve Mehmet Kürşat Yavan’ın Türk Yolu araştırmaları da ilginizi çekecektir. Ahmet Şahin ‘98 doğumlu, ama yaşına aldanmayın, çok çalışkan ve çok sayıda eseri var. Bunların bir kısmını Karar’da tanıttığımdan anımsayanlarınız mutlaka çıkacaktır. Ayrıca, kapitalist edebiyat pazarında belirleyici olan İstanbul, Ankara veya İzmir şehrinden değil, Antep’te yaşıyor ve Antep’ten yazıyor. Bu nedenle Ahmet Şahin’i bir defa daha kutluyorum, cidden büyük işler beceriyor. Kalemi hiç körelmesin...
