BESİM DALGIÇ
İki aylık edebiyat dergisi ‘Sözcükler’, 2026 yılına 119. sayısındaki önemli dosya ve yazılarla giriş yaptı. Ocak-Şubat sayısında, günümüz edebiyat dergiciliğinin öncü adı Memet Fuat için ‘Memet Fuat 100 Yaşında’ dosyası ve Tahir Abacı’nın Sabahattin Ali’nin ölümüne dair tartışmalara yeni bir boyut katan 20 sayfalık denemesi dikkat çekiyor.

Tahir Abacı romancı, şair kimliği yanı sıra önemli bir incelemeci, önemli bir deneme yazarı. Denemelerinde siyasal, toplumsal ön yargıları yıkan, yıkarken yeni şeyler de söyleyen bir yazar. Yakıcı konulara değindiğinden belki de bu nedenle sükut suikastına uğruyor. En son Sözcükler Yayınları’ndan çıkan ‘Şair Savunması’ kitabında Nâzım Hikmet, Enver Gökçe, Can Yücel, Arkadaş Z. Özger hakkında yazdıklarıyla yalan yanlış bütün bu duvarları yıkan bir anlatımla karşılaşmıştık. Tahir Abacı, ‘Sözcükler Dergisi’ 119. sayısında yayımlanan ‘Sabahattin Ali’nin Sonsuz Ölümü’ adlı uzun yazısında yıllardır onun ölümü üzerine yapılan rivayetlere değinmiş. Hukuk öğrencisiyken tatilde gittiği kırsaldaki baba evinde sol yayınlar içinde ‘Markopaşa’ ile ‘Başdan’ gazetelerine de rastlamış. ‘Başdan’nın 18 Ocak 1949 tarihli 24. sayısında Rıfat Ilgaz’ın ‘Sabahattin Ali Öldürüldü’ ile Aziz Nesin’in ‘Dost Sabahattin Ali’ yazıları çok ilgisini çekmiş. Yıllar sonra da Sabahattin Ali’nin öldürülmesi tevatürlerini konu alan deneme tadındaki bu uzun makaleyi yazmış.

Tahir Abacı
Abacı ‘Sabahattin Ali’nin Sonsuz Ölümü’ başlıklı yirmi sayfalık yazısında Sabahattin Ali’nin hâlâ tam olarak aydınlatılamamış katledilişini ele alırken, konunun postmodern zamanların ‘gizem’ ve ‘merak’ tutkusu doğrultusunda metalaştırıldığını, anlatılara ya da tevatürlere konu edildiğini vurguluyor. Farklı öldürme biçimlerini gerçekmiş gibi anlatan, benzer olayları Sabahattin Ali’nin olayı gibi sunan, Aziz Nesin’i dahi olayda kuşkulu duruma sokmaya çalışan araştırmalardaki, romanlardaki tutarsızlıkları tek tek sergileyen Abacı, Marko Paşa veya benzeri adlarla sürdürülen mizah temelli muhalefetin tarihsel arka planına da dikkat çekiyor. Yazıda, Sabahattin Ali’nin Atatürk’ü, başka yöneticileri yeren bir şiiriyle cezaevine düştükten sonra, bu kez Atatürk’ü öven bir şiir yazarak hocalığa dönebildiğine dair bilginin de yaygın bir yanlış olduğu, Sabahattin Ali’nin bu şiiri yayımlamadan önce maarife kabul edildiği, şiiri sonradan yazdığı anımsatılıyor. Abacı’nın yazısı, bilinen kabülleri yeniden değerlendirmeye çağıran, Sabahattin Ali tartışmalarına yeni bir boyut katan niteliğiyle dikkat çekiyor.
Ne komplo teorileri üretilirse üretilsin, kimsenin umursamadığı gayrı meçhul bir bu cinayet bu. ‘Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma / Ağladığın duyulmasın / Aldırma gönül aldırma’ şiirinin bile şarkı sözüne dönüştürülmesi, Abacı’nın da belirttiği gibi Sabahattin Ali’nin her koşulda metalaştırıldığının bir örneği. Oysa Virginia Woolf ’un ‘Güvenin Ölümü’ denemesinde bir güve için “o, küçük olabilirdi ya da bir hiçti ama hayatın ta kendisiydi” yazdığı gibi Sabahattin Ali’de bir hayattı…
MEMET FUAT 100 YAŞINDA!

Memet Fuat
Sözcükler’in Ocak-Şubat sayısında, günümüz edebiyat dergiciliğinin öncü adı Memet Fuat için düzenlenmiş, Cevat Çapan, Eray Canberk, Turgay Fişekçi, Atilla Birkiye gibi isimlerin yazılarının, söyleşilerinin yer aldığı ‘Memet Fuat 100 Yaşında’ dosyası hayli ilginç. Memet Fuat ile birlikte uzun yıllar dergi yöneticiliği yapmış olan Turgay Fişekçi’nin ‘Bir Dergicilik Serüveni’ başlıklı sunuş yazısı ise, sadece kendi dergiciliğinin değil, ülke dergiciliğinin zorlu yolculuğunun özeti gibi. Bu sayıda Ece Ayhan’ın daha önce yayımlanmamış bir şiiri ile Onat Kutlar’ın 1976’da Şili ile Dayanışma Gecesi’nde yaptığı ‘Pinochet ve Öteki Köpekler’ başlıklı konuşma da gün ışığına çıkıyor. Oğuz Demiralp’ın Nutuk’u bir ‘metin’ bağlamında irdeleyen yazısına ise tarihsel bilgiler de eşlik ediyor.
ŞİİRİN DENEMESİ OLUR MU?
Bu sayıda özellikle Hakan Savlı’nın ‘Mojito İçen Fare ve Barmen MC Donald’ın Maceraları’ şiiri de hayli dikkat çekici. Hakan epeydir şiir yazmıyor ya da yayınlamıyordu. İşte buna nazire adeta şiir dünyasında bende varım dercesine “Nerde kalmıştık?” diye sorarak söz konusu şiirine başlıyor. Uzun bir şiir. Arkası da gelecek. Destansı, uzun şiir yazan şairlerden Turgut Uyar’ın ‘Dünyanın En Güzel Arabistanı’ndaki ‘Geyikli Gece’ ya da ‘Akçaburgazlı Yekta’ şiirlerini hatırlatsa da Hakan Savlı anlaşılıyor ki kendine yeni bir yol açmış. Bir sahne gösterisine, manzum bir hikâyeye bile dönüşebilecek bu yeni şiirleri ‘deneme şiir’ diye adlandırırsak, “Şiirin de denemesi mi olurmuş?” sorusuna ‘olurmuş’ dedirtiyor.
