'63’den sonraki ismi Yakakent olsa da, benim için anne memleketim hep Gümenüz’dür. ‘62’de Kozköy ile birleştirilerek Gümenüz belediyesi olmuş, ‘63’de ise Yakakent ilçesi yapılmıştır. Alaçam’dan Gümenüz’e gelirken, sapağın başındaki tabelada ‘Gümenüz’ yazdığı yılları anımsıyorum, bazıları ‘Gümenez’ de derdi, rahmetli anneannemin dilindeyse ‘Gümenos’ vardı. Denize sıfır iki katlı ve toz mavisi boyalı ahşabımız pek güzeldi, karşımızdaysa Güven Turan’ın teyzesinin konağı vardı, Güven ağabey de bizim gibi her yaz Gümenüz’deydi. Bu şirin ilçeyi merâk edenler benim Karar gazetesinin ‘Sokaktaki Tarih’ sayfamda çıkan ‘Gümenüz, deniz ve mehtap sordular seni, neredesin?’ ve ‘Akşamları denizin renginden gözlerimiz yanardı Gümenüz’de’ başlıklı denemelerime bakabilirler.
Gümenüz’e ‘Kominos’ diyenler de vardı, bunu da I’nci Leo’ya dayandırıyorlar, oysa onun ismi bugünkü Alaçam’a ‘Leontopolis’ olarak verilmişti. Gümenüz mevkiinin M.Ö. IV’üncü yüzyıldan önce küçük bir ‘ticaret iskelesi’ olduğu kesindir, ancak inkişâfını muhtemelen Bizans’ın Kominos Hanedanı döneminde yapmış olmalıdır, ‘Kominos’ veya ‘Kumanus’ ismi de onlardan kalmalıdır, çünkü Bizanslılar Kominos Hanedanı’ndan olanların yerleştikleri yerlere ‘Kumanus’ veya ‘Kumanüs’ derlerdi. Bu isim zamanla ‘Gümenüz’ şekline dönüşmüş olmalıdır. Kominos Hanedanı Rum değildi, Kıpçak ve Peçenek kökenli Türklerdi, Hıristiyanlaşınca Grekçe isimler almışlardı.

Bugün Yakakent olarak bilinen, geçmişte ‘Kominos’ ismiyle de anılan Gümenez şehri, 1910’lar.
ANADOLU’DAKİ BELEDİYELER YAKAKENT BELEDİYESİ’Nİ ÖRNEK ALMALI
Yakakent Belediyesi Turan Tok’un ‘Geçmişten Günümüze Medeniyetler Işığında Yakakent-Kumanus Tarihi’ kitabını çıkardı. Ciltli, büyük boy ve 608 sayfa. Gümenüz’ün 19’uncu yüzyılın sonlarındaki ve 20’nci yüzyılın başlarındaki yeniden inkişâfına kadarki dönemlerine ilişkin hayli ayrıntılı bilgiler bulunuyor. Umarım Turan Tok bu kitabın bir de ikinci cildini hazırlayarak Gümenüz’ün 19’uncu yüzyılın sonundaki ve 20’nci yüzyılın başındaki yeniden inkişâfını yazar. Çünkü, Gümenüz’ün yeniden inkişâfındaki kurucu aileler hakkında ‘Gümenüz Nostalji’ başlıklı internet sayfasında Faruk Şentürk, Süleyman Arpa ve teyzemin oğlu Ali Fuat Karabacak önemli bilgiler paylaşmış, kurucu ailelerin haritasını da hazırlamışlardı. Ayrıca, ikinci cilde Hamdi Arpa’nın ‘Yakakent’ten Balıkçı ve Balıkçılık Öyküleri’ isimli çok değerli kitabının da kaynak olacağına inanıyorum. Hamdi Arpa’nın kitabı da Yakakent Belediyesi’nin kültür yayınlarından çıkmıştı. Yayımladığı değerli ve önemli eserler için Yakakent Belediyesi’ni ayrıca kutluyorum. Keşke Anadolu’daki küçük belediyeler kültür yayıncılığında Yakakent Belediyesi’ni örnek alsalar.
Turan Tok’un çok değerli eseri, bizi 20’nci yüzyılın başına kadar getiriyor, şimdi ondan 19’uncu yüzyılın sonundan günümüze kadarki Gümenüz’ü yazmasını bekliyorum. Balıkçılığın serencamı için Hamdi Arpa’da epeyce sözel tarih çalışması bulabilir, Gümenüz’ün eski ailelerinden kendisine hayli görsel destek de çıkar, ayrıca kurucu ailelerin üçüncü kuşakları hayatta. En büyük şansı da Gümenüz’den Hamdi Arpa ve Yasemin Arpa gibi yazarlar çıkmasıdır, elbette danışabileceği Güven Turan büyüğümüz de var. Turan Tok’a ‘Yakakent-Kumanus Tarihi’ için müteşekkirim, ikinci cilt için de başarılar diliyorum.
BEAT KAFASI’NDA BİR AŞK ACISI

Son günlerde ilginç bir roman okudum, Cem Tunçer’in ‘Melanie Klein, Melanie Klein!’, niçin kitabın isminin yarısı italik derseniz de, dilinizi ön iki dişinize değdirerek söylerseniz, böyle çıktığını söylerim. Roman Budala Kitap’tan, yayınevinin amblemine ise bayıldım, bu amblem kimin aklına geldiyse onu tebrik ederim, ‘Melanie Klein, Melanie Klein!’ ise yayınevinin Türk Edebiyatı’ndan ilk romanıymış.
Cem Tunçer kimdir, bilmiyorum, ancak ‘kafası değişik’ biri olduğu muhakkak. Okurken aklıma sık sık Erich Segal’in ‘Aşk Hikâyesi’ ve ‘Oliver’in Hikâyesi’ romanları geldi, Cem Tunçer’in romanının da Erich Segal’inkiler gibi bir aşk acısını dillendirdiği muhakkak da, siz Cem Tunçer’inkini Erich Segal’in Richard Brautigan sosuna bulanmış hâli olarak tahayyül edin, bu da nefis bir okuma keyfi sağlıyor. Basit ama acı bir hikâye ancak bu kadar sürükleyici yazılabilir, dedim ya, ‘kafası değişik’ bir yazar. Bir kız var, Burcu, Ercih Segal’in işçi sınıfından Jennifer Cavalleri’sinin aksine ‘Beyaz Türk’ takımından, Cem Tunçer ‘Aşk Hikâyesi’ndeki Oliver Barrett’i ise romanında orta alt sınıflardan biri yapıyor, muhtemelen de yazarın kendisinden bazı şeyler taşıyor, işte burada Richard Brautigan’ın ‘Beat kafası’ devreye giriyor ve Cem Tunçer ikisini sevgili yapmıyor. Ancak, bir ilişki yaşıyorlar, ağır ağır insanın içine işleyen türden bir ilişki, sonra kız hastalanıyor, beyninin sol tarafında bir tümör tesbit ediliyor, roman işte bu kadar!
Kitabın editörü M. Alparslan Demir’in bundan sonra Türk Edebiyatı dizisine neyi seçeceğini merâk ediyorum, diziye ‘kafası değişik’ bir yazarla başladı ya, öyle yazarlarla devâm edip farklı bir dizi mi oluşturacak, yoksa farklı çizgilerden iyi yazarlarla mı Budala Kitap’a yön verecek. Alparslan hakikaten, zor bir dönemeçte, başlangıç için Cem Tunçer’i seçmemiş olsaydı işi muhtemelen daha kolay olurdu, ama artık yapacak bir şey yok. Budala Kitap ileride belki ‘City Lights’ gibi olur, belki de ‘Ace Books’, ‘Olympia Press’ veya ‘Grove Press’ gibi olur. Şimdiden bir şey diyemem, ancak Budala Kitap’ı sıkı takip edeceğim kesin, siz de kitapçılara Budala Kitap’tan çıkanları sorun...
