Tıp dünyasında yürütülen son klinik araştırmalar, güçlü bir ağız sağlığı kazanmanın sadece fırçalamayla sınırlı kalmadığını ortaya koydu.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İtalya'daki tıp fakültelerinde görev yapan bilim insanları, günlük beslenme alışkanlıkları ile diş florası arasındaki bağı inceleyerek doğru gıdaların diş eti hastalıkları karşısında temel savunma hattı kurduğunu kanıtladı.
Kadınların gizli kabusu: Sjögren sendromuna ameliyatsız son verin
AĞIZDAKİ ZARARLI BAKTERİLER HANGİ HASTALIKLARA YOL AÇIYOR?
Virüsler, mantarlar ve 700 farklı bakteri türünden meydana gelen ağız mikrobiyomu, ağız içindeki dinamik yüzeylerde kendilerine özel yaşam alanları seçiyor.
Diş yüzeyine yerleşen ve şeker tüketimine bayılan Streptococcus mutans, salgıladığı asitlerle dişin koruyucu mine tabakasını hızla aşındırıyor.
Nitekim ABD genelinde insanların yüzde 80'inden fazlası 30'lu yaşların ortasına kadar diş çürüğü sorunuyla karşılaşıyor.
Dişler düzenli ve özenle temizlenmediğinde diş ile diş eti arasındaki boşlukta oksijensiz cepler açılıyor.
Bu ceplere yerleşen Porphyromonas gingivalis isimli patojen hızla üreyerek diş eti rahatsızlıklarına yol açıyor.
Uzmanlar, P. gingivalis mikroorganizmasının sadece ağız dokusunda kalmadığını; kalp-damar hastalıkları, depresyon, Alzheimer, diyabet, inflamatuar bağırsak hastalığı, romatoid artrit ve erken doğum riskini tırmandırdığını vurguluyor.
Son klinik veriler, dengesini yitirmiş bir ağız florası ile bağırsak ve pankreas kanseri arasında kuvvetli bağlar kuruyor.
ABD genelinde uzmanların yürüttüğü kapsamlı bir çalışmada, tükürük örneklerinde çürük yapıcı bakteriler ve Candida mayası saptanan deneklerde pankreas kanseri riskinin belirgin şekilde yüksek çıktığı gözlemlendi.
Ağızdaki mikrop çeşitliliğinin azalması ise doğrudan depresyon tablosuyla örtüşüyor.
DİŞLERİ KORUYAN FAYDALI BAKTERİLER NASIL ÇALIŞIYOR?
Ağız boşluğunda zararlıların yanı sıra koruyucu mikroplar da yaşıyor; Veillonella, Aktinomisetler, bazı Streptokok türleri ve Neisseria gibi dost bakteriler tehlikeli patojenlerin bölgeye tutunmasını engelliyor.
Örneğin; S. salivarius, klasik antibiyotiklere direnç geliştiren mikropları bile yok edebilen güçlü koruyucu proteinler salgılıyor.
Buna karşılık beyaz ekmek, kraker, bisküvi, kek ve tuzlu çubuk kraker gibi işlenmiş nişastalı atıştırmalıklar ağız içinde hızla şekere dönüşerek çürük yapıcıları besliyor.
Ağız florası ve mikrobiyal değişimler üzerine çalışan Pennsylvania Eyalet Üniversitesi Antropoloji ve Biyoetik Doçenti Dr. Laura Weyrich, bu koruyucu mekanizmayı şu sözlerle aktardı:
"Adeta birer özgürlük savaşçısı gibiler, silah olarak kullandıkları kendi antibiyotiklerine sahipler.
Dolayısıyla, bu bakterilere sahipseniz durumunuz gayet iyi demek."
Doç. Dr. Laura Weyrich, şeker seven Streptokok ailesi içinde çok az asit üreten ve hatta asit üreten düşman mikroplara saldırarak onları etkisiz kılan özel türlerin yer aldığını ifade etti.
Sadece havuç yiyerek bembeyaz dişlere kavuşun
HANGİ SEBZELER DİŞ VE DAMAR SAĞLIĞINA İYİ GELİYOR?
Sağlıklı bir ağız yapısına kavuşmak isteyenlerin sofralarında yeşil yapraklı sebzelere öncelik tanıması gerekiyor.
Kıvırcık, ıspanak, turp ve pancar gibi ürünler, dost Neisseria bakterilerinin tükettiği yüksek oranda nitrat barındırıyor.
Ağızdaki mikroplar bu nitratı nitrite çeviriyor, bağırsaktaki bakteriler ise maddeyi nitrik aside dönüştürüyor.
Kan dolaşımına katılan nitrik asit, damarları genişleterek tansiyonu düşürüyor ve kalp sağlığına katkı sağlıyor.
Klinik bir çalışmada, iki hafta boyunca günde iki kez nitrat zengini pancar suyu tüketen yaşlı bireylerin tansiyonunda belirgin düşüş kaydedildi.
Ağız sağlığına güçlü bir destek de çiğ sarımsaktan geliyor.
Tüketildiğinde nefeste geçici bir koku oluştursa da sarımsağın içindeki alisin maddesi, çürüğe ve diş eti iltihaplarına neden olan patojenlere doğrudan hücum ediyor.
ÇAY VE MEYVELER DİŞ ÇÜRÜMESİNİ NASIL ENGELLİYOR?
Bitki ağırlıklı bir beslenme düzeni, bitkilerin zorlu çevre koşullarına karşı ürettiği polifenol isimli antioksidan bileşikler sayesinde ağız dokusunu koruyor.
Hayvanlar aşırı soğuk veya sıcaktan kaçabilirken, sabit kalan bitkiler dokularını korumak adına bu özel bileşikleri sentezliyor.
Illinois Üniversitesi Chicago Diş Hekimliği Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Christine Wu, çaydaki polifenollerin çürük ve diş eti iltihaplarına sebep olan mikropları baskıladığını belirtti.
Prof. Dr. Christine Wu koruyucu süreci, "Polifenoller, plakın yapışkanlığından sorumlu enzimlerden birini baskılıyor" cümlesiyle özetledi.
Çay tüketimi aynı zamanda dil arkasında yaşayan ve kronik ağız kokusuna yol açan bakterileri dizginliyor.
Koyu renkli meyveler, kızılcık suyu ve bal da zengin polifenol yapılarıyla diş yüzeyinde plak tabakası oluşmasını engelliyor.
PEYNİR VE KEFİR DİŞ SAĞLIĞINI NASIL ETKİLİYOR?
Peynir tüketimi de ağız florasında olumlu genetik değişimler başlatıyor.
İtalya'da dokuz katılımcıyla yürütülen bir çalışmada, deneklere 5 gün boyunca her gün Grana Padano peyniri yedirildi.
Süreç sonunda çürük yapıcı S. mutans miktarının gerilediği, sağlıklı florada rastlanan S. sanguinis oranının ise yükseldiği saptandı.
Peynirin diş yapısına faydalarını aktaran Prof. Dr. Christine Wu, şu değerlendirmede bulundu:
"Peynir harika çünkü sütün tüm iyi özelliklerine sahip ancak katı olduğu için çiğnediğinizde tükürük artıyor.
Tükürük, dişte veya ağızda bulunan fazla şekerin bir kısmını giderir ve tükürük nötr olduğu için ağızda üretilen asidi baskılar."
Benzer biçimde kefir gibi fermente süt ürünleri, ağız patojenlerini baskılayarak yapışkan biyofilm üretimini sekteye uğratıyor.
DİŞ ETİ SAĞLIĞI İÇİN NASIL BİR DİYET UYGULANMALI?
İtalya'daki Catania Üniversitesi periodontoloji uzmanı Doç. Dr. Gaetano Isola, ağız sağlığında tek bir mucize besin aramak yerine genel beslenme dengesinin belirleyici olduğuna işaret etti.
Rafine şeker ve kolay fermente olan karbonhidratların asit üreten mikroorganizmaları çoğalttığını belirten Doç. Dr. Gaetano Isola; sebze, meyve, baklagil ve tam tahıldan zengin Akdeniz tipi beslenmenin diş eti sorunlarını hafiflettiğini aktardı.
Sık kırmızı et tüketenlerde ise diş eti hastalıklarının arttığı görülüyor.
Ağız hijyeninde diş fırçalama ve diş ipi kullanımı temel koruyucu kalkan olmayı sürdürüyor.
Klorheksidin içeren ağız gargaralarının mikrop dengesini bozabileceği, bu nedenle kısa süreli tedaviler dışında dikkatle kullanılması gerektiği hatırlatılıyor.
Doç. Dr. Laura Weyrich, beslenme tablosunu şöyle değerlendirdi:
"Herkesin hep söylediği gibi, dengeli bir beslenme düzenine bağlı kalmak, bol sebze, bol yapraklı yeşillik, yağsız protein tüketmek ve özellikle şekerli içeceklerden uzak durmak gerek."
Çürüyen dişi çekilen çocuğun ebeveynlerine hapis cezası şoku

