COVID-19’un uzun vadeli etkilerine ilişkin araştırmalara bir yenisi eklendi. Koç Üniversitesi’nin bilim platformu Kurious’ta ele alınan çalışmada, SARS-CoV-2 enfeksiyonunun obstrüktif uyku apnesine yol açan fizyolojik süreçleri kalıcı olarak değiştirip değiştirmediği araştırıldı.
Journal of Clinical Medicine dergisinde yayımlanan çalışmada Koç Üniversitesi Translasyonel Tıp Araştırma Merkezi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Harvard Tıp Fakültesi ve Brigham and Women’s Hospital’dan araştırmacılar yer aldı.
15 bin hasta inceledi: Prof. Dr. Şevket Özkaya Covid-19'un ölüm haritasını çıkardı!
COVID-19 GEÇİREN 60 KİŞİ UYKU LABORATUVARINDA İNCELENDİ
Araştırmada, Mart-Haziran 2020 döneminde Koç Üniversitesi Hastanesi ve Amerikan Hastanesi’nde COVID-19 tanısı alan 320 kişilik ilk gruptan takip çalışmasına katılmayı kabul eden 60 kişinin verileri kullanıldı.
Katılımcılara Mayıs-Ekim 2021 tarihleri arasında hastanede bir gece süren kapsamlı polisomnografi, diğer adıyla uyku testi uygulandı. Bu grup, pandemi öncesinde Koç Üniversitesi Hastanesi Uyku Laboratuvarında incelenmiş 60 kişilik kontrol grubuyla karşılaştırıldı.
Kontrol grubundaki kişiler yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi bakımından COVID-19 geçirmiş katılımcılarla eşleştirildi. Çalışmaya katılanların yüzde 78’i erkekti; ortalama yaş 55, ortalama vücut kitle indeksi ise 29,4 olarak hesaplandı.
UYKU APNESİNİN DÖRT TEMEL MEKANİZMASI ÖLÇÜLDÜ
Obstrüktif uyku apnesi, uyku sırasında üst solunum yolunun tekrar tekrar daralması veya kapanması nedeniyle solunumun kesintiye uğramasıyla ortaya çıkıyor.
Araştırmacılar çalışmada uyku apnesinin gelişmesinde etkili olan dört temel fizyolojik özelliği inceledi:
Üst solunum yolunun çökmeye yatkınlığı
Boğaz kaslarının solunum yolunu açık tutmak için gösterdiği telafi
Solunum kontrol sisteminin kararlılığı
Solunum bozulduğunda kişinin uykudan ne kadar kolay uyandığı
Bu özellikler uyku testlerinden elde edilen solunum, oksijen seviyesi, beyin dalgaları, kas hareketleri ve uyanma verileri kullanılarak hesaplandı. Analizlerde yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve apne-hipopne indeksi gibi etkenler de dikkate alındı.
TEMEL MEKANİZMALARDA BELİRGİN DEĞİŞİKLİK BULUNMADI
Araştırmanın sonucunda COVID-19 geçirenler ile kontrol grubu arasında üst solunum yolunun çökmeye yatkınlığı, solunum kontrolünün kararlılığı ve uyanma eşiği açısından anlamlı bir fark tespit edilmedi.
Solunum yolunu açık tutan boğaz kaslarının telafi kapasitesi de iki grupta genel olarak benzer bulundu. Araştırmacılara göre bu sonuçlar, COVID-19’un uyku apnesini doğrudan bu temel mekanizmaları bozarak ağırlaştırdığı görüşünü desteklemiyor.
Çalışmanın ilk yazarı Yeliz Çelik’in de aralarında bulunduğu ekip, elde edilen bulguların COVID-19 öyküsünün uyku apnesinin temel fizyolojik yapısını belirgin biçimde değiştirmediğine işaret ettiğini bildirdi.
TEK FARK UYANMA SIRASINDAKİ SOLUNUM YANITINDA GÖRÜLDÜ
Araştırmada anlamlı bulunan tek farklılık, COVID-19 geçiren kişilerin uykudan uyanma sırasında gösterdiği solunumsal tepkinin daha yüksek olmasıydı.
COVID-19 öyküsü bulunan grupta “uyanmaya verilen ventilatuvar yanıtın” kontrol grubuna göre yaklaşık yüzde 7 daha yüksek olduğu hesaplandı. Bu kavram, solunumdaki bozulma nedeniyle kişi kısa süreli uyandığında nefes alışverişinin ne ölçüde hızlandığını ifade ediyor.
Araştırmacılara göre aşırı solunum yanıtı, kişi yeniden uykuya geçtiğinde solunumu kontrol eden uyarıların gereğinden fazla azalmasına ve yeni bir solunum olayına zemin hazırlayabilir. Bunun uyku bölünmeleri, bazı tedavilere verilen cevap ve kalp-damar sistemi üzerindeki etkileri açısından önem taşıyabileceği değerlendirildi.
Ancak ekip, bu sonucun araştırmanın keşif niteliğindeki bölümünden elde edildiğini ve klinik öneminin anlaşılması için daha geniş çalışmalarla doğrulanması gerektiğini vurguladı.
DAHA AYRINTILI KARŞILAŞTIRMADA KASLARIN TELAFİ GÜCÜ ARTTI
Araştırmacılar, uyku apnesinin şiddetinin sonuçları etkileyip etkilemediğini görmek amacıyla ayrıca 40’ar kişilik iki alt grubu karşılaştırdı.
Apne-hipopne indeksi de birbirine yakın olacak şekilde yapılan bu analizde temel fizyolojik özelliklerin büyük bölümü yine benzer çıktı. COVID-19 geçirenlerde boğaz kaslarının solunum yolunu açık tutmaya yönelik telafi kapasitesinin daha yüksek olduğu görüldü.
Bu sonuç, COVID-19’un boğaz kaslarının işlevini bozduğu yönündeki varsayımı desteklemek yerine bazı kişilerde daha güçlü bir kas telafisi bulunabileceğine işaret etti. Ancak araştırmacılar bu bulgunun da daha geniş örneklemlerde incelenmesi gerektiğini belirtti.
MEVCUT TEDAVİLERİN DEĞİŞTİRİLMESİNE GEREK GÖRÜLMEDİ
Araştırma ekibi, COVID-19 öyküsüyle uyku apnesinin dört temel mekanizması arasında ilişki bulunmadığı için yalnızca geçmiş enfeksiyona dayanarak tedavi yaklaşımının değiştirilmesine gerek olmadığını bildirdi.
Buna göre daha önce COVID-19 geçirmiş uyku apnesi hastalarında sürekli pozitif hava yolu basıncı sağlayan CPAP cihazları, ağız içi aparatlar veya diğer standart tedaviler mevcut klinik değerlendirmelere göre uygulanmaya devam edebilir.
Bununla birlikte çalışmada tespit edilen yüksek solunumsal uyanma yanıtının, bazı hastaların tedaviye verdiği cevabı etkileyip etkilemediğinin gelecekteki araştırmalarla açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMALARDA YENİ TANI RİSKİNİN ARTTIĞI GÖRÜLMÜŞTÜ
Yeni çalışma, COVID-19 geçirenlerde uyku apnesi tanılarının arttığını gösteren önceki araştırmaların ardından geldi.
ABD’deki sağlık kayıtlarını kullanan geniş kapsamlı bir araştırmada, COVID-19 testi pozitif çıkan kişilerde yeni obstrüktif uyku apnesi tanısı alma olasılığının ilk üç ayda yüzde 51, bir yıllık takipte ise yüzde 57 daha yüksek olduğu saptanmıştı. Bu ilişki hem kadınlarda hem erkeklerde ve farklı yaş gruplarında görülmüştü.
Ancak sağlık kayıtlarına dayalı bu tür gözlemsel çalışmalar, COVID-19’un doğrudan uyku apnesine neden olduğunu kanıtlamıyor. Enfeksiyon sonrası kişilerin sağlık kuruluşlarına daha sık başvurması, kilo değişimi, eşlik eden hastalıklar veya daha önceden var olan fakat teşhis edilmemiş uyku apnesinin sonradan belirlenmesi de tanı sayısını artırmış olabilir.
Koç Üniversitesi öncülüğündeki yeni araştırma ise olası ilişkinin arkasındaki fizyolojik mekanizmaları doğrudan inceleyerek COVID-19’un temel uyku apnesi özelliklerinde yaygın ve kalıcı bir bozulmaya yol açmadığını gösterdi.
ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI BULUNUYOR
Çalışmanın yalnızca 120 kişiyi kapsaması ve katılımcıların büyük bölümünün erkek olması, sonuçların bütün topluma genellenmesini sınırlıyor.
COVID-19 geçiren kişilerin enfeksiyon öncesine ait uyku testi bulunmadığı için uyku apnesinin enfeksiyondan önce mi yoksa sonra mı başladığı kesin olarak belirlenemedi. Testlerin COVID-19’dan yaklaşık bir yıl sonra yapılması da enfeksiyonun erken dönemde oluşturmuş olabileceği bazı değişikliklerin zaman içinde düzelmiş olabileceği anlamına geliyor.
Kontrol grubunun bir uyku kliniğine başvuran kişilerden oluşması ve bu grupta uyku apnesinin başlangıçta daha ağır görülmesi de araştırmacıların dikkat çektiği olası seçim yanlılıkları arasında yer aldı.
HANGİ BELİRTİLERE DİKKAT EDİLMELİ?
Uyku sırasında yüksek sesle horlama, nefesin durup yeniden başlaması, boğulur gibi olma veya nefes nefese uyanma uyku apnesinin temel belirtileri arasında bulunuyor.
Gündüz aşırı uyku hali, sürekli yorgunluk, sabah baş ağrısı, ağız kuruluğu, odaklanma güçlüğü ve dinlenmeden uyanma da hastalığın işaretleri olabiliyor. Bu belirtiler kişinin kendisi tarafından fark edilmeyebileceği için çoğu zaman eş veya aile üyelerinin gözlemleri önem taşıyor.
Uyku apnesi tanısı yalnızca belirtilere bakılarak konulmuyor. Hastalığın türünün ve şiddetinin belirlenmesi için hastanede veya uygun hastalarda evde gerçekleştirilen uyku testlerinden yararlanılıyor. COVID-19 geçirmiş olmak tek başına uyku apnesi tanısı anlamına gelmese de kalıcı horlama, uykuda solunum kesilmesi ve gündüz aşırı uyku hali yaşayanların sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
