Dünya genelinde her yıl milyonlarca insanı etkileyen ölümcül hastalıklara karşı mücadele sürerken, tıbbi onkoloji uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, ailesel kanser riski taşıyan bireylerin vakit kaybetmeden önlem alması gerektiğini söyledi.
Genetik yatkınlığın tespit edilmesi amacıyla uygulanacak kanser tarama programı sayesinde birçok hayatın kurtulabileceğini ifade etti.
Aile geçmişinde tümör öyküsü bulunan kişilerin bireysel durumlarının incelenmesi, kanser erken teşhis yöntemleri ile kalıtsal risklerin kontrol altına alınmasını sağlıyor.
Kanser vakalarının büyük bir kısmı çevresel etkenler ve yaşam tarzı alışkanlıklarıyla doğrudan bağlantılı olsa da yaklaşık her 10 vakadan 1'i kalıtsal yollarla sonraki nesillere aktarılıyor.
Prof. Dr. Okan Kuzhan, ailesinde bu hastalığın izleri bulunan kişilerin bir hekime başvurarak vakit kaybetmeden kişisel risk analizi yaptırmasının yaşamsal önem taşıdığını dile getirdi.
40'tan sonra başlayan sinsi hastalık: Baldır çevresini ölçerek erken teşhis yapın
KALITSAL KANSERDE TARAMA YAŞI KAÇTIR?
Kalıtsal risk grubunda bulunan bireyler için uzman rehberliğinde belirlenen yaşlarda ve sıklıkta yapılan kontroller, hastalıkla mücadeledeki en etkili silahların başında geliyor.
Erken tanı imkanı, pek çok kanser türünde tam iyileşme şansı sunarken, bazı türlerin ise henüz oluşmadan engellenmesine zemin hazırlıyor.
Kalıtsal risk faktörlerine sahip ailelerde tarama sürecinin ne zaman başlayacağı ve hangi periyotlarla yürütüleceği birçok farklı değişkene göre planlanıyor.
Tıbbi onkoloji uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, aile içinde kanser vakaları saptandığında en doğru adımın bir uzman eşliğinde kişisel risk değerlendirmesi yaptırmak olduğunu belirtti.
Uzmanlar tarafından bu değerlendirmeye sadık kalınarak hazırlanacak olan tarama planlamasının son derece kritik bir eşik olduğunu aktardı.
Yüksek risk gruplarında yer alan vatandaşlar için kontrol süreçleri genellikle çok daha erken yaş dönemlerinde başlatılıyor ve takip aralıkları sıklaştırılıyor.
Bu kapsamda en temel yaklaşım, ailede kanser teşhisi konulan en genç hastanın yaşından yaklaşık 5 ila 10 yıl önce taramalara başlamak oluyor.
Sürecin devamındaki kontrol sıklığı ise tamamen kişinin kendi özel risk durumuna göre biçimlendiriliyor.
Hiçbir şey için geç değil: Bıraktığınız anda vücut kendini onarıyor
HANGİ KANSER TÜRÜ İÇİN HANGİ TEST YAPILMALIDIR?
Ailesel geçiş riski bulunan hastalıklarda tarama takvimi kişiye özel planlarla yürütüyor.
Prof. Dr. Okan Kuzhan, farklı organlardaki risk grupları için izlenmesi gereken temel yöntemleri şu detaylarla paylaştı:
Meme kanseri odağında; birinci derece yakınlarında (anne, kız kardeş) hastalık geçmişi olan kadınlar için tarama süreçleri çoğunlukla 30 ila 35 yaş aralığında başlatılıyor.
Her yıl düzenli uygulanan mamografi bu sürecin ana omurgasını oluştururken, risk seviyesine göre meme manyetik rezonans (MR) görüntülemesi de sürece dahil edilebiliyor.
Riski yüksek seyreden kadın hastalarda klinik muayene periyotları çok daha sık olacak şekilde planlanıyor.
Kolon kanseri taramalarında ise süreç genelde ailedeki en erken vaka yaşından 10 yıl önce ya da en geç 40 ila 45 yaşlarında devreye alınıyor.
Sürecin temel tanı yöntemi olan kolonoskopi uygulaması, kişinin risk durumuna göre her 5 yılda bir tekrarlanıyor.
Aile üyeleri arasında 50 yaşın altında kalın bağırsak tümörü tanısı alan biri varsa, tarama başlangıcı daha da erken yaşlara çekiliyor.
Prostat kanseri kapsamında; babasında veya erkek kardeşinde bu hastalık görülen erkek bireyler için kontroller ekseriyetle 40 ila 45 yaşlarında start alıyor.
Prostat spesifik antijen (PSA) testi ve rektal muayene aracılığıyla gerçekleştirilen rutin takipler çoğunlukla yılda bir kez yenileniyor.
Akciğer kanseri yönünden; ailesinde bu teşhis bulunan ve diğer risk faktörlerini de taşıyan kişilerde taramalar ekseriyetle 50 ila 55 yaş civarında düşük doz bilgisayarlı tomografi yöntemiyle gerçekleştiriliyor ve çoğunlukla yılda bir kez yineleniyor.
Mide kanseri söz konusu olduğunda ise aile öyküsü ile Helicobacter Pylori enfeksiyonunun bir arada bulunması riski ciddi oranda artırıyor.
Bu tip durumlarda endoskopik taramalar genellikle 40 yaş dolaylarında veya ailedeki en erken tanı yaşından 10 yıl önce başlatılarak, risk düzeyine göre 2 ile 5 yıl arasındaki aralıklarla tekrarlanabiliyor.
Nörologların mutfağına asla sokmadığı 6 gıda ürünü, zihin sağlığını bitiriyor
DÜNYADA VE TÜRKİYEDE KANSER VERİLERİ NELERDİR?
Kanser, hem küresel ölçekte hem de Türkiye genelinde her geçen gün büyüyen ve kitlesel etkileri olan çok önemli bir halk sağlığı problemi olmayı sürdürüyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından paylaşılan resmi veriler, yeryüzünde her sene yaklaşık 20 milyon insana kanser teşhisi konulduğunu ortaya koyuyor.
Yine aynı verilere göre, her yıl yaklaşık 10 milyon kişi bu amansız hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Türkiye özelindeki tabloya bakıldığında ise Sağlık Bakanlığı istatistikleri, ülkemizde her sene yaklaşık 220 binden fazla kişiye yeni kanser tanısı konulduğunu net bir biçimde gözler önüne seriyor.
Tıp otoriteleri; ortalama yaşam süresinin uzaması, olumsuz çevresel etkenler, sağlıksız beslenme modelleri ile genetik yatkınlıklar nedeniyle önümüzdeki yıllarda kanser vakalarında daha da belirgin bir artış yaşanacağına dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Okan Kuzhan, vakaların önemli bir kısmının dışsal ve modern yaşam kaynaklı etkenlerle ilişkili olduğunu doğrulamakla birlikte, her 10 kanser olgusundan 1'inin kalıtsal, yani ailesel bir yapıya sahip olduğunun altını çizdi:
"Dolayısıyla ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin hekimle görüşerek kişisel risk değerlendirmesi yaptırmaları ve buna uygun bir tarama planı oluşturulması yaşamsal önem taşımaktadır."
Üç haftadan uzun sürüyorsa dikkat! Ciddi hastalıkların belirtisi olabilir
KANSERDE AİLESEL RİSKİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Tüm kanser türleri, insan yaşamı boyunca hücre yapısında biriken genetik mutasyonların bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Söz konusu mutasyonlar sıradan vücut hücrelerinde değil de doğrudan doğruya eşey hücrelerinde, yani üremeyi sağlayan sperm ve yumurta hücrelerinde meydana geldiğinde kalıtsal risk faktörlerinden bahsediliyor.
Tıbbi verilere göre meme, yumurtalık, kolon, prostat, mide ve tiroit tümörleri, kalıtsal geçiş genetiğinin en yoğun gözlemlendiği kanser türleri arasında bulunuyor.
Ancak aile geçmişinde kanser hikayesi olan her bireyin mutlak surette kalıtsal kanser tehdidi altında bulunmadığı biliniyor.
Prof. Dr. Okan Kuzhan, genetik geçişli risklere işaret eden 5 kritik göstergeyi şu şekilde sıraladı:
1) Aynı ailede birden fazla kişide kanser görülmesi
2) Ailede 35 yaşından önce ortaya çıkan kanser vakaları,
3) Ailede iki taraflı kanser gelişimi (her iki memede, her iki böbrekte veya her iki yumurtalıkta kanser gelişmesi)
4) Aynı kişide birden fazla farklı kanser türünün bulunması
5) Adrenal korteks kanseri gibi nadir görülen tümörlerin saptanması
Bu spesifik bulguların saptanması halinde uzmanlar; genetik değerlendirmelerin yapılmasını, ihtiyaç halinde ileri tarama tetkiklerine başvurulmasını ve mevcut takip programlarının daha erken yaşlara çekilmesini tavsiye ediyor.
Bu iki polip türü bir aradaysa bağırsak kanseri riski 5 katına çıkıyor
HER AİLE ÖYKÜSÜ GENETİK GEÇİŞE Mİ İŞARET EDER?
Prof. Dr. Okan Kuzhan, bazı durumlarda aile geçmişine dayalı verilerin yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğine dair uyarılarda bulundu.
Sıkça kanser vakasına rastlanan bazı ailelerde temel nedenin genetik yatkınlık olmayabileceğini, durumun rastlantısal mutasyonlar ya da ortak çevresel faktörlerden kaynaklanabileceğini belirtti.
Bu duruma örnek veren deneyimli uzman, asbest maruziyeti neticesinde tetiklenen akciğer zarı kanserinin (mezotelyoma) aynı çevrede, aynı köyde ya da aynı evde yaşayan insanların büyük bir kısmında gözlenebildiğini ifade etti.
Asbeste maruz kalan tüm bireylere mezotelyoma yönünden özel taramalar öneriliyor.
Bu doğrultuda, aile bireylerinin kalıtsal kodları kadar, birlikte paylaştıkları yaşam alanlarındaki kanserojen maddelerin de ortak bir risk zemini oluşturabildiği gerçeği unutulmamalı.
Kalıtsal bir kanser sendromunun teşhisini kesinleştirmek adına detaylı aile şeceresinin çıkarılması, genetik danışmanlık hizmetlerinin alınması ve gerekli laboratuvar testlerinin tamamlanması gerekiyor.
Bireylerden alınan kan, tükürük ya da doku örnekleri üzerinde hassas deoksiribonükleik asit (DNA) analizleri yapılarak BRCA1, BRCA2, MLH1, APC gibi doğrudan kanser oluşumuyla ilişkilendirilen genlerdeki mutasyonlar titizlikle taranıyor.
"Ancak kalıtsal kanser sendromuna neden olan mutasyonların saptanması her zaman bu kişilerde kanser görüleceği anlamına gelmiyor" diye konuşan Prof. Dr. Okan Kuzhan, sözlerine şöyle devam etti:
"Ayrıca, aile öyküsünde sık kanser görülmeyen bir kişinin merakını gidermek için bu testleri yaptırması önerilmemektedir.
Çünkü her mutasyon mutlaka kanser oluşacağı anlamına değil, kanser görülme riskinin arttığı anlamına gelmektedir.
Genetik testler gereksiz yere yapıldığında kişinin kanser korkusu ortadan kalkmaz, pekiştirilmiş olur."
Dünyadaki tek kanser aşısı binlerce kadının hayatını kurtarıyor
