Kitapları yiyen yapay zeka

21. yüzyılda ise ‘daha zarif’ yöntemler bulundu! Kitapları meydanda yakılmıyor; satın alıp, faturasını ödeyip, cildini kesip sayfaları tarayıp metni makineye veriyorlar. Fiziksel gövdesi ise sessizce geri dönüşüme gidiyor!

Buna Buna Silikon Vadisi’nde ‘ilerleme’ deniyor. Mahkeme belgelerinde karşımıza çıkan şirket içi adı ise; Project Panama.

Bilmeyenler için kısa özet şu; Project Panama, Anthropic’in Claude adlı yapay zeka modelini eğitmek için kitapları toplu halde satın alıp “yıkıcı tarama” yöntemiyle dijitalleştirdiği operasyonun adı. Yıkıcı tarama kulağa bilimkurgu silahı gibi geliyor ama aslında çok basit. Kitabın cildi kesiliyor, sayfalar makineden geçiriliyor, metin dijitalleştiriliyor. Kitap artık okunacak bir nesne değil, işlenmiş veri oluyor.

Bu konunun yeniden gündeme gelmesi de tesadüf değil. Project Panama önce Amerikan mahkeme dosyalarında ve Washington Post’un haberlerinde görünen bir yapay zeka-telif meselesi gibi duruyordu. Fakat şimdi hikaye Avrupa raflarına sıçradı.

Almanya’da Tagesschau/NDR, sahaflara gelen tuhaf ve toplu kitap siparişlerini haberleştirdi. Tagesschau, Almanya’nın kamu yayıncısı ARD’nin en bilinen ve en güvenilir ana haber markalarından biri. NDR ise Kuzey Almanya kamu yayın kurumu; tagesschau.de’nin bağlı olduğu kurumsal yapı içinde yer alıyor. Yani bu, forum söylentisi ya da sosyal medya paniği değil. Almanya’nın ciddi kamu yayıncılığı damarından gelen bir haber.

Aynı hafta Verfassungsblog meseleyi hukuk ve kültür dünyasının masasına taşıdı. Verfassungsblog, Berlin merkezli, anayasa hukuku ve kamu hukuku ekseninde çalışan, akademiyle kamuoyu arasında köprü kuran saygın bir tartışma platformu. Kısacası burası “bir blog yazmış” diye geçilecek bir yer değil. Hukukçuların, akademisyenlerin ve politika uzmanlarının güncel krizleri hızlı ama ciddi biçimde tartıştığı bir alan.

Ve aynı ay içinde sahnenin ikinci perdesi açıldı; Mayıs ayında duyurulan Anthropic, Blackstone, Hellman & Friedman ve Goldman Sachs ortaklığı, 15 Temmuz’da Ode with Anthropic adıyla resmi kimliğine kavuştu.

Bir tarafta Avrupa sahaflarından gelen toplu kitap siparişleri, Wall Street destekli yeni bir kurumsal yapay zeka şirketi bir yandan geçmişin tozlu rafları ve geleceğin yönetim kurulu odaları.

Bu iki hikaye arasında kanıtlanmış doğrudan bir boru hattı şimdilik yok. Bunu baştan söylemek gerekir. Elimizde “Project Panama’da taranan kitaplar Ode için kullanıldı” dedirtecek bir belge bulunmuyor ama yan yana konduklarında aynı çağın aynı iştahını gösteriyorlar.

YIKICI TARAMA VE PANAMA TAKTİĞİ

Anthropic’in Claude adını verdiği o pürüzsüz dil modelinin arkasında, kağıttan ve mürekkepten beslenen devasa bir iştah var. Washington Post’un Ocak 2026’da mahkeme belgelerine dayandırdığı haberine göre Project Panama, Anthropic’in kitapları toplu halde satın alıp “destructive scanning” denen yöntemle dijitalleştirmeye çalıştığı gizli bir operasyondu. “Destructive scanning”in Türkçesi kabaca yıkıcı tarama. Kibar adı bu, gerçekte olan şu; kitabın sırtı kesiliyor, sayfaları ayrılıyor, yüksek hızlı tarayıcıya veriliyor. Metin kurtarılıyor; kitap ölüyor. Belgelerde bu çaba, “dünyadaki tüm kitapları yıkıcı biçimde tarama” hedefiyle anlatılıyordu.

Biliyoruz ki yapay zekanın dili çok nitelikli değil eğer ona düzgün düşünmeyi, uzun cümle kurmayı, derin analiz yapmayı öğretmek istiyorsanız ona insan aklının editör süzgecinden geçmiş en yoğun halini, yani kitapları vermeniz gerekiyor.

Peki internette milyonlarca korsan PDF varken, neden dev şirketler fiziksel kitapları satın alıp fiziksel olarak imha etmek gibi hantal ve maliyetli bir lojistik operasyona girişti? Bunun nedeni basit hukuk!

ABD’de bu davaya bakan hakim William Alsup, yasal olarak edinilmiş kitapların yapay zeka eğitimi için taranmasını adil kullanım kapsamında değerlendirdi. Buna karşılık korsan kitap indirme meselesi ayrı ve çok daha riskli bir başlık olarak kaldı.

Böylece sektöre kullanışlı bir yol açıldı, korsanlık suçlamasından kaçınmak istiyorsan kitabı satın al, sırtını kes, tara, dijital kopyasını sakla, kimseye dağıtma.

İşte bu hukuki arka kapı, sektöre gayri resmi bir yöntem sundu; Panama taktiği.

Eski dünyanın korsanı kitabı gizlice çoğaltırdı, yeni dünyanın düzgün giyimli korsanı kitabı satın alıyor.

AVRUPA SAHAF OPERASYONU

Belgelenmiş Panama operasyonunun gölgesinde, son haftalarda Avrupa’da tuhaf bir kitap avı başladı. Almanya’da Tagesschau/NDR ve SWR gibi yayın organları; Berlin, Tübingen ve başka şehirlerdeki sahafların gece yarısı gelen otomatik, toplu ve oldukça garip sipariş dalgalarıyla karşılaştığını yazdı. Yıllardır rafta bekleyen, kimsenin yüzüne bakmadığı yerel tarih kitapları, eski teknik kılavuzlar, dar akademik alanlara ait yayınlar bir gecede raflardan siliniyordu.

Alıcı hanesinde ise sık sık Kanada merkezli Zoom Books adı görülüyordu. Zoom Books, bu alımların yapay zeka eğitimiyle ilişkili olduğu iddiasını reddediyor. Amerikan mahkeme belgeleri de şu ana kadar Zoom Books ile Anthropic arasında doğrudan, açık ve kanıtlanmış bir bağ kurmuş değil.

Ama panik gerçek üstelik bu kez panik tamamen hayal ürünü değil. Çünkü Project Panama belgeleri, yapay zeka şirketlerinin ihtiyaç duyduklarında fiziksel kitap dünyasına inebileceğini ve kitapları veri hammaddesine çevirebileceğini gösterdi.

Çekya-Almanya sınırına yakın büyük ara depolara kitapların yönlendirildiği, Almanya’dan yüz binlerce, dünya genelinde milyonlarca kitabın bu akışa dahil olabileceği iddiaları da bu yüzden hızla dolaşıma girdi. Sahafların belgelediği toplu siparişler, Zoom Books etrafındaki şüphe, AI şirketlerinin kitap açlığı ve Project Panama’nın çoktan kanıtlanmış iştahı bir araya gelince bağlantı kurmamak çok zor.

Tübingenli sahaf Roger Sonnewald’ın uyarısı bu yüzden önemli. Bugün kimsenin sormadığı 1980 tarihli bir imar planı, eski bir cihaz kılavuzu ya da baskısı tükenmiş yerel tarih kitabı, elli yıl sonra bir tarihçinin elindeki tek anahtar belge olabilir. O kitabı bir makinenin midesine gönderip fiziksel olarak yok ettiğinizde, yalnızca bir metni dijitalleştirmiş olmazsınız, gelecekte birinin geçmişe uzatacağı ipi de kesmiş olabilirsiniz.

Buna bazı kültür tarihçileri ve sahaflar “kültürel tasfiye” diyor, ağır bir ifade!

SADECE ANTHROPİC DOSYASI DEĞİL

Üstelik aynı hafta yayıncılık dünyasında başka bir cephe daha açıldı.

Büyük yayınevleri Hachette, Cengage, Elsevier ve yazar Scott Turow’un Google’a karşı Gemini modellerinin kitaplarla eğitildiği iddiasıyla dava açması, meselenin yalnızca Anthropic’e sıkıştırılamayacağını gösterdi. Yayıncılık dünyası artık tek bir şirketten değil, bütün yapay zeka iştahından korkuyor.

Bu korkunun sebebi yalnızca telif geliri değil daha derinde başka bir şey var; kitapların statüsü değişiyor.

Bir kitap artık yalnızca okunacak, ödünç verilecek, tartışılacak ya da saklanacak bir nesne değil. Bir modelin daha iyi konuşması, daha düzgün yazması, daha inandırıcı görünmesi için işlenecek bir hammadde. Yazarın emeği, editörün titizliği, çevirmenin sezgisi, yayınevinin riski, okurun sadakati; hepsi tek bir teknik kelimenin içine sıkıştırılıyor; veri…

GEÇMİŞİ YİYEN MAKİNE, GELECEĞİ SATIYOR

Tüm bu etik tartışmalar ve kütüphane raflarındaki gizemli av devam ederken, Anthropic kurumsal dünyaya dönük büyük hamlesini de büyütüyor.

Mayıs 2026’da Anthropic, Blackstone, Hellman & Friedman ve Goldman Sachs ile yeni bir kurumsal yapay zeka hizmet şirketi kuracağını duyurdu. Ardından Fractional AI satın alındı. 15 Temmuz’da bu girişim Ode with Anthropic adıyla sahneye çıktı.

Daha önce Wall Street Journal ve Financial Times, bu girişimin 1,5 milyar dolarlık bir ortaklık olarak şekillendiğini yazmıştı. Para listesi neredeyse kendi başına bir roman; Blackstone, Goldman Sachs, Hellman & Friedman, Apollo, Sequoia yani devler…

Bir kitap fuarından çok, finans krallarının yıllık aile yemeği.

Ode’un amacı basit, büyük ve orta ölçekli şirketlerin iş süreçlerini Claude modelleriyle dönüştürmek. Daha az insan saati, daha çok otomasyon, daha hızlı rapor, daha akıllı müşteri hizmeti, daha verimli operasyon, daha çok kar.

Ode’u Project Panama’dan tamamen ayrı düşünmek de kolay değil. Tekrar edeyim aralarında belgelenmiş doğrudan bir operasyonel hat yok. Project Panama’da taranan kitapların Ode için kullanıldığını gösteren bir kanıt yok. Ama bu iki olay aynı şirketin iki yüzünü gösteriyor; biri modelin neyle beslendiği, diğeri o modelin kime satılacağı.

Bugün karşımızda iki farklı yapay zeka portresi var gibi görünüyor. Bir yanda kitapların sırtını keserek onları dijital birer un haline getiren, geçmişimizi tüketen karanlık bir iştah. Diğer yanda dünyanın en büyük finans devleriyle masaya oturup şirketlerin geleceğini yeniden düzenlemeye hazırlanan takım elbiseli bir teknoloji.

Bu hikayenin en rahatsız edici yanı, tek bir şirketin kötü niyeti değil. Sorun daha büyük. OpenAI, Google, Meta, Anthropic ve diğerleri aynı açlığın farklı biçimlerini temsil ediyor. Daha iyi modeller için daha iyi veri gerekiyor. İnternetin çöplüğü yetmediğinde kitaplık raflarına bakılıyor. Kitap yetmediğinde bilimsel makaleler, onlar yetmediğinde özel şirket verileri, sonra kişisel asistanlar, sonra iş akışları en sonda da hayatın kendisi.

Veri, çağın petrolü deniyordu, şimdi petrol kuyusunun bazen sahaf rafı olduğu anlaşıldı.

Project Panama aslında bize kitapların hala değerli olduğunu da hatırlattı. Ne acı ki bunu bize okurlar değil, yapay zeka şirketleri hatırlattı.

Çünkü kitaplar artık yalnızca okunacak nesneler değil; modellerin daha iyi konuşmasını, daha düzgün yazmasını, daha ikna edici düşünüyormuş gibi görünmesini sağlayan hammadde. Yapay zeka bize geleceği vaat ediyor ama bu geleceği kurmak için önce geçmişin sırtını kesiyor.

Belki bir gün bu dönem, insanlığın bilgisini daha erişilebilir hale getiren büyük bir sıçrama olarak anlatılacak. Belki de kültürel mirası veri merkezlerinin iştahına teslim ettiğimiz, sonra da bunu “dönüşüm” diye alkışladığımız yıllar olarak.

Muhtemelen ikisi birden olacak.

Bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız tavsiyem, elinizde bir kahve kitabınızı okumanız. Hala kitaplara dokunabiliyorken bu keyfi kaçırmamak lazım…

MİTİNG SLOGANINDAN UCUZ PLASTİĞE

Bir akıllı telefonun ‘vatanseverlik katsayısını’ ölçmek için mühendis olmanıza gerek yok. Kutuyu açarsınız, parmaklarınız ucuz bir plastiğe değer, arkadaki altın rengi boyaya bakarsınız ve cihaz sizinle konuşur; “Ben bir teknoloji ürünü değilim, ben bir sadakat testiyim.” Tam Trump’a uygun bir kampanya!

Haziran 2025’te Trump’ın ilk eşi Ivanka Trump’tan olan iki oğlu Donald Trump Jr. ve Eric Trump sahneye çıkıp Trump Mobile T1’i tanıttığında, Silikon Vadisi şaşırmadı ama çok eğlendi. 499 dolarlık bu cihaz, sadece bir telefon değil, “Amerikan değerlerinin” silikonla buluşmuş hali olacaktı. Yanında bir de aylık 47,45 dolara “47 Plan” adlı mobil servis satılıyordu.

Trump evreninin klasik iş yapma modelini bir kez daha özetliyordu. Trump Organization bu telefonu tasarlamıyor, üretmiyor ya da şebekeyi işletmiyordu. Sadece marka adı lisanslanmıştı.Eskiden şirketler önce ürün üretir, sonra markalaşırdı. Trump evreninde süreç tersine işliyor. Önce isim geliyor, sonra o isme uygun bir ürün aranıyor. Liste uzun; otel, üniversite, NFT, spor ayakkabı, kolonya ve şimdi de telefon. Trump adı bir kalite taahhüdü değil, sadece bir ambalaj tekniği. Sahnede aile duruyor, küçük yazılarda ise “T1 Mobile LLC” yazıyor.

“MADE İN USA” KOMEDİSİ

Telefonun en eğlenceli kısmı, arkasındaki ideolojik iddiaydı, “Made in the USA.” Fabrikaları geri getirme vaadiyle büyüyen bir hareketin kendi telefonu elbette Amerikan vidalarıyla sıkılmalıydı. Fakat küresel tedarik zincirinin gerçekleri her zamanki gibi araya girdi.

Federal Ticaret Komisyonu (FTC) kurallarına göre bir ürüne “Amerikan Malı” yazabilmeniz için parçaların neredeyse tamamının yerli olması gerekiyor. Akıllı telefon üretimi ise bayrak sallayınca Ohio’da filizlenen bir tarla ürünü olmadığından, Trump Mobile web sitesindeki o iddialı sloganı sessizce sildi. Yerine “proudly American” (gururla Amerikalı) ve “brought to life right here” (tam burada hayata döndürüldü) gibi hukuken daha az baş ağrıtan, daha buharlı

Ürün teslimatları tam bir yılan hikayesine döndü. Mayıs 2026’ya gelindiğinde, yaklaşık 590 bin kişi 100 dolarlık depozitolarını çoktan ödemişti. Fakat TechRadar’ın yakaladığı bir güncelleme, bu depozitoların aslında bir envanter ayırma ya da cihazın üretileceğine dair bir garanti olmadığını söylüyordu. Yüz binlerce insan, henüz var olmayan, kavramsal aşamadaki bir telefona “bağlılık hissiyle” yüz dolarlık biletler kesmişti.

Nihayet Temmuz 2026’da cihazlar bazı şanslı (!) sahiplerine ulaştı ve ilk profesyonel tokat teknoloji sitesi The Verge’den geldi. Teknoloji yazarı Dominic Preston cihazı bir hafta deneyimledikten sonra 10 üzerinden 3 puan verdi. İncelemenin özeti şuydu; telefon gerçekti ama ciddi değildi. Gövde ucuz, altın renkli bir plastikten ibaretti. Arkadaki Amerikan bayrağı logosunda şeritlerden biri eksikti, “Trump Mobile” yazısında iki farklı yönde iki farklı yazı tipi kullanılmıştı ve kameralar sanki montaj bandında aceleyle yerleştirilmiş gibi yamuk duruyordu.

Telefonun Avrupa ve İngiltere’de düzgün veri bağlantısı kuramaması bir yana, kamerası çektiği kötü ve titrek fotoğrafların üzerine gururla “T1” filigranı basıyordu. Truth Social ve bir sağlık uygulaması dışında tamamen sıradan, optimize edilmemiş bir Android 15 kurulu geliyordu.

The Verge incelemesinin dumanı tüterken, geçtiğimiz günlerde Tom’s Guide da iki haftalık test sonuçlarını yayınladı ve T1 Phone’u pazarın gerçekleriyle baş başa bıraktı. 500 dolar altındaki bütçe dostu telefonlarla yapılan karşılaştırma tam bir bozgunla sonuçlandı.

‘ALTIN BOYALI’ ANTİKA

Aynı fiyattaki Pixel 10a, yedi yıllık güncelleme desteği, daha parlak ekran ve kat kat güçlü bir performans sunarken; Samsung Galaxy A37 ve hatta çok daha ucuz olan TCL NXTPAPER 70 Pro, Trump’ın altın boyalı cihazını adeta antika sınıfına itiyordu.

Seçmen mitinginde alkış alan sloganlar, ne yazık ki raf karşılaştırmasında çalışmıyor. Politik kimlik bir telefonu birkaç saniye parlatabilir ama batarya süresini uzatmıyor, kamerayı iyileştirmiyor, ekranı daha parlak yapmıyor. T1 Phone, bir teknoloji ürünü olarak başarısız bir deneme olabilir ancak Trump döneminin iş yapma biçimini anlatan mükemmel bir nesne. Bir yüzünde büyük gösteri, diğer yüzünde marka lisansı ve küçük yazılar. Kutunun üstündeki milliyetçilik, cepteki ucuz plastik hissiyatıyla buluştuğunda geriye dramatik bir trajedi kalmıyor. Sadece altın boyalı, düşük çözünürlüklü bir vodvil kalıyor. Amerika’yı yeniden büyük yapamadılar belki ama “büyük” kelimesinin 499 dolarlık bir plastik aksesuarla da satılabileceğini hepimize bir kez daha kanıtladılar.

YORUMLAR (2)
2 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.