86 milyon artı ümmetin umudu öyle mi?

Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın Sapanca’daki istişare toplantısında yaptığı konuşmadan medya “Yorulan varsa buyursun kenara gelsin dinlensin, kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin” kısmını öne çıkardı.

Bu ifadeler meselâ Erdoğan’ın eski metin yazarlarından Aydın Ünal’ın Sapanca buluşması öncesinde Yeni Şafak’ta yazdığı “AK Parti’nin önündeki tehlike: Atalet ve insicam bozukluğu” gibi analizlere denk düşüyordu.

Metal yorgunluğu” gündemi AK Parti’de yeni değildi. 2019 öncesinde Ankara, İstanbul, Balıkesir, Bursa gibi sembol illerin belediye başkanları “metal yorgunluğu” gerekçesiyle görevden alınmıştı.

Metal yorgunluğu”nun gerçek içeriği ise o zamandan bu yana tartışılır.

Erdoğan’ın meydan meydan dolaşarak katıldığı seçim propagandalarına rağmen 2019’daki sembol şehir kayıpları, 2024’te nüfusun yüzde 65’ini ana muhalefete kaptıracak boyutlara ulaştı. Yine Erdoğan’ın meydanlarda olduğu seçimde Binali Yıldırım gibi Murat Kurum gibi, Mehmet Özhaseki gibi flaş isimler yenilmişti.

Geldik 2026’ya…

Aydın Ünal diyor ki, “14 Ağustos’ta AK Parti 25’inci kuruluş yıldönümünü kutlayacak. 18 Kasım’da ise kesintisiz iktidar 24 yılı geride bırakmış olacak.” Erdoğan’ın “yorulanlar”dan bahsetmesinin medyada öne çıkarılması normal. Vukuat orada çünkü.

Benimse, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerinde bir başka cümle dikkatimi çekti. Şunlar:

Ak kadrolar olarak hepimiz elbette 86 milyonun umuduyuz ama bu teşkilat bu hareket sadece 86 milyonun değil aynı zamanda ümmetin de umududur.”86 milyonun umudu” artı “Ümmetin umudu.”Erdoğan’ın Genel Başkan olarak katıldığı toplantıya, partinin MYK ve MKYK’sı, bakanlar kurulu, milletvekilleri, kadın ve gençlik yönetimleri iştirak etti.

Belli ki bu cümleler Erdoğan’ın kendi inancını yansıtmanın ötesinde hükümet unsurları, parti üst yönetimi, gençler, kadınlar olmak üzere yönetim kadrolarına yönelik “motivasyon” niteliği taşıyor.

Sayın Cumhurbaşkanının parti lideri olarak yaptığı konuşmada “umud”a iliişkin bu ifadeleri okuyunca o salonda kaç kişinin içinde bir kıpırdanma oluşmuş olabileceğini düşündüm.

86 milyon nerelerdeydi?

Ümmet kavramı bu dünyalarda hâlâ yaşıyor muydu?

Caddeyi sokağı asla boş bırakmayacağız” ifadeleri de var Erdoğan’ın sözleri içinde.

Ak Parti kadrolarının sokağa çıkma zorluğu yaşadığı cümlenin malûmu.

Bayram ikramiyesini bin lira artırmanın bile bütçeyi zorladığını ifade eden bir Ak parti milletvekili emekli kahvesine girsin, sohbet açsın meselâ…

Ülkenin yarısının açlık sınırı altında yaşadığı, orta gelir grubunun yoksulluğu paylaştığı ülkede iktidar milletvekili olmak…

Çiftçi ile buluşmak, atanamayan öğretmenle buluşmak, Pazar yerinde şeftaliye, kayısıya, kiraza bakıp iç geçirenler arasında hal hatır sormak…

86 milyonun yüzde kaçı dolar milyoneri yapıldı bu sürede?

Acaba iktidarın 25’inci yılında nüfusun yüzde kaçı milyoner olacak, yüzde kaçı yoksulluktan açlık sırına doğru gerileyecek?

Sapanca’da buluşanlar “Biz gerçekten 86 milyon için umuduz, bunun farkında olmalıyız” gibi bir özgüven yaşamışlar mıdır?

Hele şu “ümmete umut olma” meselesi…

Ümmete umuduz” cümlesini kurmak bu kadar kolay mı? Bu bir “motivasyon” ifadesi ise, kaç kişi “ümmet umudu” olma coşkusu yaşamıştır Sapanca ahalisi içinde?

Bu söylemlerde en can sıkıntısı olan boyut nedir derseniz, bu sözlerin “gaz verme” özelliğini bile kaybedip “ezber” niteliğine indirgenmiş olmasıdır derim. Oysa bunlar yürekten söyleniyorsa yüreğe düşmelidir. Öyle bir iklim kaybedilmişse de 86 milyon da ümmet de siyasi malzeme olarak tüketilmemelidir.

ERDOĞAN – ÖZEL - KILIÇDAROĞLU Erdoğan bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Ülke sorunlarının çözümünde merkezi konumda. Pozisyonu, sadece Cumhur İttifakı paydaşı Devlet Bahçeli ile görüşerek ülkenin ortak sorunlarını çözme konumu değil. Nitekim “Terörsüz Türkiye” sürecinin bütün partilerin katılımı ile sağlıklı yürüyebileceği görüldü ve o yönde bir ilerleme sağlandı.

Ana muhalefet partisi CHP şu anda bir ayrışma yaşıyor.

Erdoğan her ne kadar “bizimle alakası yok” dese de, CHP’deki ayrışmanın bir Yargı hamlesi ile alakalı olduğu, son zamanlardaki yargı hamlelerinin ise siyasi operasyon niteliği taşıdığı biliniyor.

Erdoğan’ın önünde ayrışmış bir CHP yönetimi var. Bir yanda merkezde yargı kararı ile “atanmış” bir genel başkan (Kılıçdaroğlu) diğer yanda ise “seçilmiş” ama elinden genel başkanlığı alınmış kişi (Özgür Özel) var. Cumhurbaşkanısınız ve görüşmek gerektiğinde kimi muhatap alacaksınız?

CHP’deki iç gerilim, partisel boyutta baktığınızda keyifle izlenecek bir durum olabilir. Ama ülke yönetimi boyutunda bakıldığında -ki Cumhurbaşkanlığı tam da bunu gerektirir- bir yargı kararı ile gelinen durum, öyle yargı marifetinden ibaret görünmüyor. Ortada keyiflenecek bir durum da yok, yargı müdahaleleri ile demokratik hayatı çıkmazlara sürüklenmiş bir ülke görüntüsü var.

Bence bütün bunların sayın Cumhurbaşkanını ilgilendiren bir yönü var. İş parti işi değil, memleket işi…

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.