Türk usulü bir süflilik
Pazartesi sabahları yazı yazmak kolay değil; çünkü Pazar günleri pek az şey oluyor memlekette.
O yüzden güncel olan ama günlük olmayan konuları önceden düşünmüş, hatta biraz ders de çalışmış oluyorum pazartesi sabahı yazmak için.
Örneğin bugün yaklaşan NATO zirvesi, bu zirvenin temel konusu olan ABD’nin artık daha az yer alacağı Avrupa savunmasının nasıl sağlanacağı, Türkiye’nin NATO içindeki önem ve işlevinin artıp artmayacağını yazmayı planladım.
Kendimi hazır hissediyorum bu yazıyı yazmaya aslında ama sabah necip Türk medyasını tararken bir büyük hata yaptım.
İki üç gündür Tamar Tanrıyar diye bir kadından söz edildiğine, onun sosyal medya paylaşımlarına ilişkin haberler gözüme çarpıyor. Tamar Tanrıyar’ın kim olduğunu, onun sosyal medyada söylediklerinin neden önemsendiğini bilmiyorum, o yüzden bu haberleri geçip gidiyordum.
Pazartesi sabahı işim biraz erken bitip vaktim kalınca, Tamar Hanımla ilgili (ki arada savcılık hakkında yakalama kararı almıştı, o ise 23 Haziran günü bir tekneyle yurt dışına çıkmıştı) haberleri tıklamaya karar verdim.
Kimdi bu Tamar Tanrıyar, onu merak ediyordum.
Baştan söyleyeyim, merakımı gideremedim. Tamar Tanrıyar, anladığım kadarıyla bir zamanlar (bundan 40 yıldan fazla zaman önce) Milliyet gazetesinin spor servisinde çalışırken tanıdığım, sonra da yaşadığı değişimi dehşet içinde izlediğim Can Tanrıyar’ın son eşiydi.
Tamam ama neden siyaset hakkında, diyelim Özgür Özel, diyelim Ekrem İmamoğlu, diyelim Sözcü gazetesi, diyelim Turkuvaz Medya hakkında söyledikleri ciddiye alınıyor, önemseniyor ve tartışılıyordu, bunu hala bilmiyorum.
Özgür Özel, sürekli kendisi aleyhinde atıp tuttuğu anlaşılan Tamar Tanrıyar için bir seferinde “Deli kadın” demişti; yani ciddiye almıyordu.
Ama nedenini bilmiyorum, necip Türk medyası onu ciddiye alıyordu. “Şimdi de şunu dedi”, “Falanca şeyi iddia etti” haberleri vardı hakkında; yani sosyal medyada ne yazsa haber oluyordu.
Tamam ama neden?
Sosyal medyada her gün milyonlarca insan saçma sapan şeyler yazıp duruyor, onların içinden Tamar Tanrıyar’ın dedikleri neden önemseniyor? Bir bilgiye mi dayalı söyledikleri? Hayır. Ortaya attığı iddiaların bir temeli var mı? Hayır.
Binlerce sosyal medya trolü içinden onun öne çıkarılması çok tuhaf değil mi?
Son olarak söylediği şu: Sözcü gazetesinin dağıtımını Turkuvaz Medya Grubu yapıyor; çünkü memlekette başka dağıtım şirketi yok artık. Tamar Tanrıyar, bunun Turkuvaz Medya’nın aslında gizlice Ak Parti’nin altını oyacak şekilde çalıştığının bir kanıtı, esas hedefin ise Tayyip Erdoğan olduğunu düşünüyor, Turkuvaz’ın bir numaralı yöneticisi Serhat Albayrak’ı tehdit ediyor.
İnsan neresinden başlayacağını şaşırıyor; çünkü kanunen bir dağıtım şirketinin bir gazetenin veya derginin dağıtımını yapmama hakkı yok; Türk medya tarihinde geçmişte böyle rakibi dağıtmama olayları yaşandığı için Meclis zamanında kanun çıkardı ve bu zorunluğu getirdi. Kaldı ki söyledim, memlekette başka dağıtım şirketi yok, Turkuvaz bir tekel.
Aaa, bir baktım, bu cahil ötesi sözleri hem Turkuvaz bünyesindeki Sabah gazetesi ciddiye almış hem Sözcü gazetesi. Üstelik iki taraf da bu sözlerde bir “sinsi plan”dan şüphelenmiş, o planın işe yaramayacağını söylüyorlar.
Yahu ne planı, denizdeki teknesinden video çekip sağa sola sallayan bir ev kadınından söz ediyoruz, ne biliyor ki neyin planını yapacak? Düşünün, kadının yegane sıfatı zaten birisinin karısı olmak.
O yetmemiş, Tamar Tanrıyar son olarak Turkuvaz Medyaya bulaştığı için olsa gerek, savcılık ansızın devreye girmiş, hakkında yakalama kararı çıkartmış. Sabah bir baktım, mesela Sözcü gazetesi Can Tanrıyar’ın mal varlığı dökümünü çarşaf çarşaf yayınlamış. Başka yerlerde Tamar Tanrıyar için “Yurt dışına kaçtı” deniyor, oysa bu olaylardan önce Marmaris deniz hududundan yasal olarak yurt dışına çıkmış, belki de Ege adalarında turda, şu anda Simi veya Rodos’ta bile olabilir.
Başka memleketlerde de böyle mi oluyor bilmiyorum ama Türkiye’de bir büyük süflilik denizinde, son derece sığ sularda boğulmak istendiğimize benim hiç kuşkum yok.
Birisinin, bir üstün aklın yaptığı plandan, bizi toplumca aptallaştırmak istemesinden de söz etmiyorum. Bu sığlığa biz kendi kendimizi çekiyoruz, o sığ sularda mahalle dedikodusu yapmayı, birileri diğerlerinin gözünü oymaya çalışırken çekirdek çıtlayarak kenardan seyretmeyi tercih ediyoruz.
Yani bir büyük Amerikan planına, Tom Barrack’a falan gerek yok; biz kendimiz gönüllüyüz zaten bu sığlığa.
Sadece sığlıktan, değersiz şeylerin değerli sanılmasından da söz etmiyorum. Aslında biz, daha doğrusu medyanın temsil ettiğini iddia ettiği veya bize yansıttığı toplum manzarası, Türkiye’nin kendi kendini iğdiş etmekte olduğunu düşündürüyor bana.
Genel olarak milleti ve okuyucusunu aptal zanneden, onu her fırsatta aptal yerine koyan bir medyanın kahramanlarından biri işte Tamar Tanrıyar; tam o medya için bir isim.
Bundan 30-40 yıl önceki formunda bir Doğu Perinçek veya (daha yakın zamanda hayatını kaybeden) Yalçın Küçük bugün olsa ortalığın tozunu atardı. Ama baksanıza onlar bile yoklar artık, meydan da Tamar Tanrıyar gibilere kaldı.
