Rehavet mi mahcubiyet mi?

AK Parti’ye yakın kaynaklara göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, uzun süredir parti yönetiminde ve teşkilat kademelerinde gördüğü rehavetten rahatsızdı. Bazı MYK üyelerinin performansını yetersiz buluyor; milletvekillerinin ve teşkilat mensuplarının sahada yeterince çalışmadığını düşünüyor yakın çevresine “kibirlendiler, sahaya inmiyorlar, çalışmıyorlar” diyerek tepki gösteriyordu. Erdoğan’ın 26 Haziran’da Sapanca’da yapılan 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nda da bu tabloyu masaya yatıracağı, teşkilatlarını ve milletvekillerini sert bir dille uyaracağı iddiaları vardı.

Nitekim Sapanca toplantısının sonunda kamuya açık konuşmasında teşkilatlarını “Yorulan varsa buyursun kenara gelsin dinlensin, kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin. Boşa harcayacak tek bir saniyemiz bile yok. Caddeyi sokağı asla boş bırakmayacağız” sözleriyle uyardı. (28 Haziran)

Ne var ki bunda her yıl teşkilatlarını, milletvekillerini benzer cümlelerle uyarmıyor mu diyebilirsiniz. Her yıl değil, 2017 yılından bu yana teşkilatlarına “rehavet” uyarısında bulunuyor ama ilk kez bu kadar sert sözler kullandı.

***

Mesela Erdoğan 2009 yılındaki o büyük oy kaybında bile teşkilatlarını kamuoyu önünde eleştirmedi, ikazda bulunmadı. Teşkilatlarına yönelik dili, üslubu bugünkünden hayli farklıydı. Uyarmıyor muydu, evet, uyarıyordu. Ama teşkilatına yönelik uyarıları, ikazları daha çok başarıyı korumaya, teşkilatlarını diri tutmaya, heyecanını korumaya, motive etmeye yönelik. 2017 yılına kadar ki kah İstişare Toplantılarında kah partisinin genişletilmiş il başkanları toplantılarında başarıyı tek başına sahiplenmediği gibi teşkilatlarına başarıdan pay veren konuşmalar.

Mesela 16 Temmuz 2010’da AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda “Türkiye’yi getirdiğimiz bu noktada tek bir kişinin veya birkaç kişinin emeği yok. Bu umut dolu, aydınlık manzara fedakâr AK Parti teşkilatlarımızın eseridir. Buradan teşekkür ediyorum. Bu millet bizi hayırla yad edecektir” demişti.

16 Mayıs 2012’deki Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda şöyle diyordu: “14 Ağustos 2001’de hangi duygularla yola çıktıysak bugün de bütün teşkilatlarımızla aynı duygularla, hatta daha fazla heyecan, daha fazla coşku, daha fazla azimle yollardayız. ‘Allah nazardan saklasın, maşallah’ diyorum.”

3 Kasım 2013 Kızılcahamam konuşmasında şöyle demişti: Önümüzde seçimler var. Nasıl olsa oylar geliyor, nasıl olsa Türkiye’de her iki kişiden biri bize oy veriyor diyerek rehavete kapılmayın. Biraz soluklanayım dediğimiz anda yuvarlanıp gideriz. Yokuşta durmanın, rehavete kapılmanın hiçbir mazereti olamaz. Kaybederiz.”

Erdoğan’ın söylem dilindeki kırılmanın miladı olarak, AK Parti’nin 2. Olağanüstü Kongresi’nde Divan Başkanı sıfatıyla kürsüye çıkan dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın o meşhur konuşmasını not etmemiz gerekiyor. Hatırlayın Bozdağ, “Partimiz Tayyip’in partisidir ve Tayyip’in partisi olarak kalmaya devam edecektir” demişti; salondaki bütün AK Partililer bu cümleyi dakikalarca ayakta alkışlamıştı. (22 Mayıs 2016)

Bugün ise artık net olarak başarısızlığın sorumlusu olarak teşkilatlarını ve milletvekillerini işaretliyor.

***

Ama bir lider, bunca eleştiriye ve ikaza rağmen teşkilat mensuplarının sahaya inmekten kaçındığını görüyorsa, sadece teşkilatı azarlamakla yetinemez; bunun nedenini de sorgulamak zorundadır. Çünkü madalyonun öteki yüzü de var, bu yalnızca teşkilatın tembelliği değil, teşkilatı sahadan uzaklaştıran siyasi iklimin kendisi olabilir.

Örnek çok; her geçen gün de çoğalıyor. Fakat tabloyu görmek için iki örnek yeterli:

AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas sahaya indi, Tirebolu’nun Sekü köyüne gitti. Bölgede yürütülen maden arama nedeniyle köylülerin sert tepkisiyle karşılaştı. AK Partili Elmas köylülerin sorularına cevap vermekte zorlandı. Mesela Elmas “Ben bilimsel konuşuyorum, işte rapor” dedi, köylüler “o raporu da siz veriyorsunuz” dedi, Elmas “raporu uzmanlar veriyor” dedi köylüler “yukarıdan ‘o rapor olumlu çıkacak’ talimatı geldiğinde o rapor olumlu çıkıyor” diyerek AK Partili Elmas’ı konuşturmadılar, bir vatandaş vekilin elindeki mikrofonu çekti aldı, dakikalarca yuhalandı, tek kelime edemeden bölgeden ayrılmak zorunda kaldı. (14 Nisan 2026)

Bu örnek, kamu kurumlarının partizinlaştırmanın o kurumlara güveni nasıl sarstığını da göstermektir.

AK Parti İstanbul Milletvekili Seyithan İzsiz sahaya indi; Avcılar’daki esnaf ziyaretinde vatandaşların ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı nedeniyle gösterdiği sert tepkiyle karşılaştı. (30 Ocak 2026)

Ankara kulislerine hakim olan gazeteci Nuray Babacan’ın aktardığına göre, Ramazan Bayramı’nda seçim bölgelerine giden AK Partili vekiller sahada ağır bir tabloyla karşılaşmış. Ekonomik kriz nedeniyle esnaf selam almaz, selam vermez olmuş. Nuray Babacan köşesintde AK Parti milletvekillerinin “Esnaf eskiden tepkili de olsa bizimle konuşurdu. Artık bizi gördüğünde dükkânına kaçıyor, bizimle konuşmuyor. Ekonomik kriz nedeniyle bize tepkili; bir süredir de mesafeli. Önce tepki göstermeyi, sonra konuşmayı kestiler” dediklerini aktardı. (30 Mart 2026)

AK Parti teşkilatları 2017 yılına kadar mahallelerde, caddelerde, sokaklardaydı. Vatandaşın kapasını gururla çalıyorlardı. Ellerinde başarı hikayesi vardı, özgüvenle “nasılsınız” diye soruyorlardı vatandaştan hayır dua alıyorlardı.

Şimdi ise saha ateşten bir top. Artık AK Partililerin kapı kapı dolaşıp “yaptık, ettik, başardık” diye anlatabilecekleri bir Türkiye yok. Emeklilerin tuvaleti, banyosu olmayan tek odalı otel odalarında hayatta kalmaya çalıştığı; vatandaşın evine ekmek götürmekte, elektrik ve su faturasını ödemekte zorlandığı bir ülke gerçeği var.

***

Üstelik bu yalnızca sahadan gelen dağınık şikâyetlerin toplamı da değil. Kamuoyu araştırmaları da durumun AK Parti açısından hiç iyi olmadığını gösteriyor. PanoramaTR’nin Haziran araştırmasına göre toplumun yüzde 52’si Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın performansını başarısız buluyor.

Toplumun yüzde 59’u iktidarın ülkeyi kötü yönettiğini düşünüyor. Yine toplumun yüzde 75’i ekonomi yönetimini başarısız buluyor, yüzde 73’ü Türkiye ekonomisinin kötüye gittiğini söylüyor. En ağır veri ise temel ihtiyaçlar başlığında: Şubat ayında yüzde 50 olan “temel ihtiyaçlarımı karşılamakta zorlanıyorum” diyenlerin oranı Haziran’da yüzde 59’a çıkmış. Dört ayda dokuz puanlık artış.

Her üç kişiden birinin işsiz olduğu, 27 milyon insanın devlet yardımı aldığı, hatta AK Partili vekillerin bile “geçinmekte zorlanıyorum” yakınması yaptığı bir ülke gerçeğinde, AK Parti milletvekilleri ve teşkilat mensupları sahaya rehavetten mi inemiyordur, yoksa vatandaşa söyleyecek sözleri olmadığı için mi?

Vatandaşın karşısına çıkabilecek durumda olsalar zaten sokakta olurlardı. Esnaf ziyaretlerinde, pazar yerlerinde, mahalle toplantılarında fotoğraf üstüne fotoğraf çektirir; sonra da o albümlerle Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Bakın efendim, sahadayız” demek için sıraya girmezler miydi?

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.