“Devalüasyon çare değil çare…”
Türkiye’de devalüasyon önce ihracatçıları rahatlatıyor fakat daha sonra alınan “istikrar tedbirleri”yle oluşan revalüasyon (TL’nin aşırı değerlenmesi) ihracatçıları sıkıntıya sokuyor.
Revalüasyon ihracatçıların gücünü adım adım tüketir.
TL’nin devalüasyon ve revalüasyon ile olan maçları, bambaşka iki devrede oynanıyor.
Değerli TL firmalarda önce finansal sorunlar oluşturur.
Zamanla, bütün firma yetkilileri, ihracatı geliştirme işini bırakır ve finansal sorunları çözmeye odaklanır.
Böylece geri dönüşsüz bir tükeniş süreci başlar.
Süreç başlarında durumu kavrayabilen akıllı ihracatçılar hızla ithalatçıya dönüşürken, işlerine duygusal bağlarla bağlı olanlar, iflas masasında ihtisas yapmaya başlarlar.
Ben kararlı, planlı ve sabırlı ve ne yapacağını bilen bir iktidarın kangrenleşmiş bir yaraya (değerlenmiş TL’ye) devalüasyon neşteri atmasını gözardı etmiyorum.
İhracatçıların gelirleri ve umutlarının artığı; ithalatçıların fahiş kârlarının azaldığı dengeli bir gelecek için bir devalüasyon şartsa…
İHRACAT KARŞITI DÖNGÜLER VE TEŞVİKLER
Uygulanan ekonomik istikrar programı, umudunu, yüksek faizlerin cazibesiyle yurtdışından gelecek döviz akımlarına bağlamış; bir bakıma sorunları döviz kazanarak değil, borçlanarak çözmeyi umuyor.
Çıktısı: “ithalat dostu/ihracat karşıtı döngüler”in tetiklenmesi.
Yine de ihracatçıların hemen yok olmaması için geliştirilmiş çok sayıda ihracat teşvik tedbirleri var.
Bu “ihracat teşvikleri listesi”*** sektörü yakından takip etmeyenlere çok fazla ve göz kamaştırıcı gelebilir.
Doğrusu bu teşviklerin çoğu ve fazlası yıllardır uygulanıyor dolayısıyla bu teşviklerin getirisi mevcut ihracat fiyatlarına yedirilmiş olabilir.
Devlet ve bürokrasiye göre teşvik adına “yapılabilecek her şey yapılmıştır.”
Aslında, yapılabilecek her şeyin yapıldığı inancı, özde, tıkanmanın ve çaresizliğin itirafıdır.
Peki yapılabilecek her şey yapıldığı halde ihracatçıları ayakta tutmak mümkün olamıyorsa; bir sonraki süreç “palyatif bakım” süreci midir; yani adım adım ölüme terk etmek midir?
Kurumsallaşmış (öğrenilmiş, içselleştirilmiş ve teamül haline gelmiş) çaresizlik ruhu yakamızı bir türlü bırakmıyor.
Biliyoruz ki dünyada sadece Türkiye teşvik vermiyor.
Çin, bazen bir ürünü uluslararası pazarlarda tutundurmak için yıllar boyunca %25’e varan doğrudan ve dolaylı “hibe niteliğinde teşvikler” verebiliyor.
Bir Türk İhracatçısının gözünde Çinli firmaların aldığı ilk beş yılı ödemesiz 15 yıl vadeli ve yıllık %2 faizli kredi kadar değerli bir teşvik yoktur.
Soru: İhracat teşviklerinin ıslah edilmesi hatta artırılması bile çare değilse, çare nedir?
İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO): ‘ihracat pazarları iklim endeksi’ son 12 aydır eşik değer olan 50’nin üzerinde seyrediyor yani “dış pazarların yapısında bir sorun yok” diyor.
NOT: Bu yazı hazırlanırken Tüsiad’ın hazırladığı Uluslararası Rekabet Gücü Endeksi (RGE) yayınlandı.
Bu endekse göre Sayın Şimşek göreve başlarken %102 olan RGE, 2026 ilk çeyreğinde %87’ye düşmüş.
Öncü verilere göre endeksin ikinci çeyrekte biraz daha düşeceğini göreceğiz.
İki Endeksin (İSO ve RGE) birlikte Yorumu: İhracatın yerinde sayması veya firma karlarının sıfırlanmasının müsebbibi yurtdışı pazarlar değil; yurtiçi maliyet artışları ve gelir azalışları yani değerli TL
Anlaşılıyor ki Kamu, “ben yapabileceğim her şeyi yaptım ve yapıyorum sizin de yapmanız gerekenler var; siz de görevinizi yapın” diyor.
Yorumu: Katma değerli ürünler üretmek için “Verimlilik Artırıcı Yatırımlar” yapın.
Verimlilik:
10 kişinin yaptığı işi 7 kişiye yaptırmak,
1000 kWh elektrik yerine 700 kWh elektrik tüketmek veya kendi elektriğini kendin üretmek,
Geniş mekanlarda yapılan üretimi daha dar mekanlarda yapmak,
Fireleri azaltmak,
Lojistik ve depolama maliyetlerini düşürmek,
Daha ucuza dışarıda ürettirmek,
Dijital pazarlama kanallarına odaklanmak,
Ürün inovasyonuna odaklanmak,
Ürünleri maliyet etkin ve albenili olarak yeniden tasarlamak vs. vs.
Geçmişte yine bu köşede yayınladığım bir yazıda, Türkiye’deki çalışan verimliliğinin kişi başına 30 bin Euro ve Almanya’nın da 103 bin Euro olduğunu belirtmiştim.
Alman çalışanların verimliliği sadece işgücü kalitesinden değil sabit sermaye yatırımlarının niteliği ve hacminden kaynaklanıyor.
Örnek: Almanya’nın ortalama çalışan verimliliği 103 bin Euro; Türkiye’de petrokimya sanayinde (Tüpraş, Petkim, Star) 125 bin Euro.
Devletin tavsiyesine gerek var mı bilmiyorum çünkü imalatçılar, muhtemelen rüyalarında bile “verimliliği nasıl artırırız” sorusuna cevap arıyorlar.
Buldukları bütün cevaplar Roma’ya çıkıyor; yani paraya; yani Çinli firmaların aldığı şartlarla kredi alabilme imkanına.
Kamu, mealen “Verimliliği artırmak için teşviklerimiz yetmiyor olabilir; sizin de yatırım yapmanız yani para harcamanız gerekiyor” diyor.
“Varsa özkaynaklarınızla yoksa kredi alarak.”
Verimlilik yatırımları türüne ve işlevine göre çok pahallı yatırımlar olabilir; yatırılan paraların geri dönüş süresini tahmin etmek kolay değil.
Firmalar bilir ki, bankalar teminat almadan kredi vermez; minimum ve standart teminatlar da grup şirketleri ve ortakların kefaletidir.
Kritik Soru: Daha önce %15 - 20 civarında para kazanan ve şu anda karları sıfırlandığı için yol ayrımına gelmiş ihracatçılar acaba yatırım kararı alır mı?
Zor Soru: Piyasaların açılacağına dair ortada hiçbir emare yokken, pahallı, miktarı kıt ve vadesi kısa kredilere ulaşmak bile bu kadar zorken ve rekabet gücünün artacağına dair hiçbir umut yokken yine de verimlilik yatırımları yapılır mı?
Siz olsanız elinizdeki avucunuzdaki her şeyi şeyi riske ederek, bugünlerde, verimlilik yatırımı yapar mısınız?
Firmalar kârsızlıktan, dolandırılmaktan, verimsizlikten, sıkışıklıktan dolayı zarar edebilir fakat kolay kolay batmazlar.
Yatırım yaptıkları için batarlar; aşırı borçlanırlar ve bu aşırı borçlar hem firmaları hem de ortaklarını batırır.
İsabetli yatırımların firmalara avantaj sağlayabileceği ve isabetsiz yatırımların firmaları batırabileceği biliniyor.
Cevabı bilinmeyen bir soru: Acaba verimlilik yatırımları, bugünkü konjonktürde hangi yöne daha yakın?
ÖZET: Sayın Şimşek hiperenflasyon tehlikesinin başgösterdiği, dış ödemeler açığının arttığı ve uluslararası döviz rezervlerin tükenmekte olduğu bir dönemde göreve geldi.
Uyguladığı yüksek faiz ve değerli TL politikalarından imalatçılar ve ihracatçılar büyük zararlar gördü ve görmeye devam edecek.
Sayın Şimşek asla bir devalüasyon öngörmüyor ve imalatçılara, verimlilik yatırımlarından başka bir önerisi yok.
Varsayalım ki benim farklı ve mümkün önerilerim var ve onları burada listeledim; yine de “kurumsallaşmış çaresizlik ruhu” yukarıdaki teşvikler listesinin yerine daha makul bir ekosistem oluşturamaz.
Çözüm bu soruda saklı: Acaba aynı sorun Çin, Singapur, Vietnam ve Güney Kore’de ortaya çıksaydı; bu devletler hangi önlemleri alır ve hangi önerilerin peşinden giderdi?
Doğrusu Türkiye’de TCMB’nin “ithal ikamesi ve/veya ihracat şartıyla” verdiği Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) kredileriyle çözüme çok yaklaşmıştı; bu yıl 2,5 milyar dolar kredi verdiler ve durdular.
HIT 30 yüksek teknolojik yatırımların finansmanı programı açıkladılar ve uykuya yatırdılar.
Daha üzücü olan ise “sanayicilere çağ atlatacak” bu tip kredilerin, iş dünyasının meslek kuruluşları tarafından takip edilmemesi.
Çözüm aramak konusunda yaşanan zihinsel tıkanıklık ve durgunluk veya benim kavramımla “kurumsallaşmış çaresizlik ruhu” sanayide düzelme umutlarını her geçen gün biraz daha azaltıyor.
Teorik çözüm önerileri bile baştan savma gibi görünen bir kamusal zihniyetin; pratikteki teşvikleri de hem yetersiz olur hem de isabetsiz.
Bazı ekonomiler ülke refahını ihracat gelirlerine, bazıları da dış borçlanmaya dayalı olarak yapılandırdıysa; sonuç daha baştan bellidir: Borç sevenin borcu; ihracat yapanın da döviz rezervleri artar.
Doğruları bilmek ile uygulamak arasındaki çelişkiler geleceğe miras olarak sadece “hayıflanma” duyguları bırakır.
*Bazı ihracat teşvikleri:
Düşük faizli eximbank kredileri,
İhracat dövizinin pahalıya satın alınması,
İhracatçıların alacaklarının sigortalanması,
İhracatçıların müşterilerine kredi verilmesi,
Reklam ve tanıtım desteği verilmesi,
Fuarlara katılım maliyetlerine katkı verilmesi,
Ucuz enerji,
Düşük kurumlar vergisi,
Sigorta primlerinden muafiyet,
Ar-Ge destekler,
Dijital hizmetler alanında destekler,
İhraç edilmek kaydıyla vergisiz ithalat (DİR),
Vergi iadelerinin hızlı yapılması vs. vs.
