Hukuk ve demokrasinin yolu İmralı’dan mı geçecek?
Çerçeve yasada açıkça yazmadığı için, Öcalan’ın statü sorunu nasıl çözülecek, merak konusuydu. Çözüldü.
Gazetecilerle buluşan DEM İmralı heyeti açıkladı. Meclis’te bir izleme, Cumhurbaşkanlığındaysa bir icra kurulu kurulacak.
İşte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz başkanlığındaki Takip ve Değerlendirme Kurulunun altında bir Silahsızlamma ve Siyasallaşma Kurulu oluşturulacak. Başkanı Öcalan olacakmış. Geri dönüşleri koordine edecek.
Öcalan için İmralı’da da bir yer, bir yapı inşa edilmişti. DEM Eş Genel Başkanı Bakırhan soruyordu: “Oraya geçerken ne diyeceğiz; adı, statüsü nedir?”
Tabela sorunu böyle hâlledilmiş. DEM’liler, çerceve yasa tıkanıklığı aşıldığından Öcalan’ın artık yeni yerine taşınacağını ve istediğiyle görüşebileceği serbest çalışma koşullarına kavuşacağını söylüyor.
MHP lideri Bahçeli, PKK’nın feshiyle Kurucu Önder sıfatını kaybeden Öcalan’a, sürece hizmetlerini sürdürmesi için yeni bir statü verilmesini gerekli görüyordu. Statüsü tanımlandı demek.
Ayrıca DEM’in yerine yeni bir siyasi yapılanmaya gidilecek, Öcalan fiilen onun da başı olacakmış.
Peki, Terörsüz Türkiye’nin hepsi bu mu? Öcalan’a resmi, Kandil’le cezaevlerinden ve Avrupa’dan gelecek PKK’lılara yasal bir statü tanınmasıyla bitiyor mu? Görüp göreceğimiz bundan mı ibaret? Geriye PKK’lıların silah bırakmayı tamamlaması ve bunun doğrulanması mı kaldı?
Meclis Komisyonu raporunun sonraki bölümü, demokrasi ve hukuk önerileriyle doluydu. Yanıltıcı göz boyama mıydı, boş umutlara kapılıp kimse başka bir şey beklemesin mi?
Öyleyse Öcalan ve DEM de konuyu yanlış anlamış. Dolgu vaatlerini ciddiye alıp başka adımlar ve yasal düzenlemeler beklemeye devam ediyorlar.
Bahçeli, baştan beri sürecin hedefini, herkese eşit hukuk ve demokrasiyle iç cepheyi güçlendirmek diye sunmuştu. Öcalan’ın aklı hâlâ orada.
Ruşen Çakır, Medyascope’ta ifşa etti. Öcalan, çerçeve yasanın demokrasi ve hukuk vaatleriyle ilgisine o kadar inanmış ki, Özgür Özel’e önden şu mesajı bile yollamış:
“Özgür Bey’e özel selamlar. Bir yetkilisi Meclis İzleme Kuruluna katılmalı. Ben bu kurulu CHP için dayattım. ‘Acaba bizi mi tasfiye ediyorlar, Cumhur İttifakı ile birleştiler, bizi mi yok edecekler’ diyorlar ya… Her gün ‘hukuk ve demokrasi’ diyorlar. Bunun yolu bu çalışmadan geçer. Biz AKP’lilerle değil, devletle demokratik hukuk çözümünü tartışıyoruz. ‘Hukuk ve demokrasi kanalını açmak herkes için, hele sizin için son şanstır’ demelisiniz. Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer.”
Devleti AK Parti yönetmiyormuş ve başkanlığını yapacağı kurul Cumhurbaşkanlığında kurulmayacakmış gibi, Öcalan’ın ikisini ayrı tutması sorunlu. Ama Yeni Parti’ye “demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer” notu göndermesi epey iddialı.
1999’da, eski Başbakan ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, “AB’ye giden yolun buradan geçtiğine inandığımız için Diyarbakır’dayız” demişti.
Geçen ekim, AB ve Avrupa Konseyi işbirliğiyle yüksek yargımız Diyarbakır’da toplandığında Yılmaz’ın o sözü gelmişti hatırıma.
Çünkü Yargıtay ve AYM başkanları, tüm yargıyı AYM’nin âdil yargılanmayla haksız tutukluluk kararlarına uymaya tâ Diyarbakır’dan çağırıyordu.
Oysa o yol yalnız Diyarbakır’dan değil, artık Silivri’den de geçiyor, diye yazmıştım.
Öcalan ise hukuk ve demokrasi yolunu direkt İmralı’dan geçiriyor. Artık bir statüsü de var, dikkate almazlık edemezsiniz.
Kendi Anayasa’mıza, insanımızın hakkına hukukuna uyulup uyulmayacağı, PKK’nın silah bırakması ve bunun doğrulanması şartına bağlanmış sanki. Tutuksuz, âdil yargılanmayla ilgili AYM, AİHM kararları hâlâ uyulmayı bekliyor.
Belli ki Öcalan; dışarıda kalırsa milleti kışkırtıp iktidarı zorlar, süreci bozar diye Yeni Parti’yi masada tutmak istiyor.
Fakat o yol, yeni duraklar eklene eklene uzayıp gidecek mi hep böyle?
