Hilafet kaldırılmasa fon vurgunu olmaz mıydı?
Geçenlerde Akit zımbırtısından bir haber düştü önüme, fon vurgununu halifelik kaldırıldığı için yaşadığımıza dairdi.
Bunu da duymadık, demeyiz artık.
Sabah’ın rekoru kırıldı. Onlar ‘biz yapmadık, CeHaPe yaptı, İsmet Paşa yaptı’ demeye getirerek suçu en çok yarım yüzyıl geriye atmışlardı.
Sabah’takilerin aklına şundan fazlası gelmemişti:
“Aile bağları İnönü’ye uzandı. Tera yöneticisi Sarpyener fon vurgunundan yargılanırken, İnönü’nün 1968 piyangosunu nasıl kazandığı aradan geçen 58 yıla rağmen hala sorgulanıyor”.
Fakat Akit, işi başka bir seviyeye taşımayı başardı. Şöyle yazıyordu:
“Fon skandalına ilişkin bir soru üzerine Nureddin Yıldız’dan net cevap. Mevcut sistemden büyük bir beklentisi olmadığını ve yaşanan usulsüzlüklerin kendisini şaşırtmadığını belirtti.
Mevcut yönetim ve sistem yapısını eleştiren Yıldız, ‘hilafeti kaldırmış, sistemi kökten değiştirmiş, ecdadıyla savaşmış bir yapıdan ben niye umut besleyeyim ki’ ifadelerini kullandı.”
Anladığım kadarıyla Nureddin Hoca, gazeteci Adem Özköse’nin YouTube yayınında konuşmuş.
Özköse, fon skandalı başta olmak üzere ülkede yaşanan haksızlık ve hukuksuzluklar hakkında ne düşündüğünü sormuş. Hoca da “bunlardan insan ve Müslüman olan herkes rahatsız olur” temalı tepkiler dile getirmiş.
Akit’in yansıttığı kadarına indirgemek haksızlık olabilir.
Fakat yalnızca Cumhuriyet düşmanlığı kısmıyla ilgilenen, gerisini önemsemeyen bir marjinal anlayışa fırsat verdi. Fon rezaletini de getirip hilafetle saltanatın kaldırılmasına bağladılar.
Sanıyorlar ki halifeliğin kılıçla el değiştirmesi Allah’ın takdiridir, güç kimdeyse peygamberin mübarek halifesi odur ve halife sultanlar din büyüğüdür, azizdirler, evliyadırlar.
Sanıyorlar ki Emevi, Abbasi, Osmanlı halife sultanları devrinde yolsuzluk, rüşvet ve vurgunlar yoktu.
Sanıyorlar ki hilafet ve saltanat kaldırılınca Cumhuriyet bir vurgun mekaniğiyle kuruldu. Bütün kötülükler ondan kaynaklanıyor.
Yani dindarların iktidarında fon vurgunu aslında yaşanmayacaktı, Fatma Betül Sayan Kaya gibi AK Parti büyükleri haksız kazanca asla tamah etmeyecekti, dava insanları esasen haram lokmaya el uzatmayacaktı, namazında niyazında kimseler Allah’tan korkup kuldan utanacak ve üç günlük dünya için kul hakkına zinhar girmeyecek, dünyalarını da âhiretlerini de yakmayacaklardı... Hepsi işte bu hilafetsiz, saltanatsız Cumhuriyet yüzünden oldu. Öyle mi?
Cumhuriyetimiz kusursuz değil, ona ne şüphe.
Tek parti, tek adam rejimiyle başladı. Yüzyıl geçti, demokrasimiz oturmadı hâlâ. Nedendir?
Tek parti ve tek adam dönemini sabah akşam yerenler, kendi iktidar pratiklerini o dönemden örneklerle savunduğu için olmasın?
‘Onlar da yapmıştı’ argümanı, sizin de yapmanızı doğru kılmaz. Dünün yanlışları, bugünün yanlışlarını haklılaştırabilir mi?
Cumhuriyeti, hukukun üstünlerden de üstün olduğu bir yargı düzeniyle taçlandırmayı maalesef yine başaramadık.
Dün Cumhuriyet’in 103. kuruluş yıl dönümüydü. Tekrar hatırlamakta yarar var.
Eşit vatandaşlıkla millet egemenliğine dayanan Cumhuriyet, dinin değil babadan oğula geçen saltanatın karşıtıdır.
Cumhuriyet, dinle değil saltanatla kavgalıdır. Cumhuriyet karşıtlığı da saltanat taraftarlığıdır.
Din adına Cumhuriyet düşmanlığı, gizli bir padişahlığı sevdirme gayretkeşliğine benziyor.
Saltanat sevdası, din davası diye pazarlanabilir mi?
Yüzyıl sonra hâlâ saltanatla Cumhuriyeti kavga ettirmenin, geçmişimizle geleceğimizi dövüştürmenin kimseye hayrı da hiçbir manası da yok.
Bayram olarak kutlayacağımız nice yıl dönümlerine, yaşasın Cumhuriyet.
