Esas mesele başörtüsü değil insan hakları ihlali
Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı konusunda yaşanan tartışmaların kesinlikle ilgimi çekmediğini belirtmek istiyorum. Halen yaşamakta olduğumuz problemler dikkate alındığında, gündemimizin ön sıralarında yer alması gereken bir mesele değil çünkü…
Bunu, başörtüsünü yasaklamanın bir ‘insan hakları ihlali’ olduğunu yok farz ederek söylemiyorum elbette. Çünkü inancı gereği kızların, kadınların başlarını örtmesi bireysel bir tercihtir ama özü itibariyle özgürlüğünü kullanma hakkıdır. Dolayısıyla Azerbaycan’daki ’yasaklama’ hadisesi, sadece başı açma ya da örtmeden ibaret değildir, kelimenin tam anlamıyla bir özgürlük gaspıdır.
Ancak bu meselenin bir de devletler arası ilişkiler boyutu var. Hemen belirtelim, bağımsız bir devletin kendi içinde aldığı kararlar, kesinlikle ikinci ülkeleri ilgilendirmez ve bu konu tartışmaya açık değildir.
Bu konuların bir tek istisnası vardır, o da soykırım suçu… Mesela 21. Yüzyılın Hitler’i Netanyahu’nun Gazze’de işlediği soykırım suçunu, biraz olsun insanlık onuru taşıyan ülkeler ve bütün bir insanlık alemi eleştirmek, hatta lanetlemek zorundadır, eğer insanlığa inanıyorlarsa… Yani, insanlık suçu niteliği taşıyan konularda devletler, başka ülkeleri rahatlıkla eleştirebilirler ve gerektiğinde onlarla ilişkilerini askıya alabilirler.
İnsan hakları ihlali olan Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına iktidar eleştirel anlamda müdahil olamaz ama Türkiye dahil, dünyanın farklı coğrafyalarındaki bireyler çatır çatır eleştirirler.
Kaldı ki biz sivil insanlar olarak, şu anda Avrupa’da yükselişe geçen ırkçı dalganın insanlığa yeni acılar getireceğine inandığımız için en sert şekilde eleştiriyoruz.
Kadınları insan olarak bile görmeyen Taliban rejimini de başlarını örtmeyen kadınlara, kızlara işkence uygulayan molla despotizmini de eleştiriyoruz.
Bu çerçeveden bakıldığında, başörtülü öğrenciler konusunda insan hakları ihlali yapan Azerbaycan da eleştirilerden muaf değildir. Ayrıca Türk oldukları için, insan hakları ihlali yapmak gibi bir ayrıcalıklığı da olamaz…
Kimse kusura bakmasın, başörtüsü yasağı da başını açanlara yapılan baskı da bir insan hakkı ihlalidir. Özgürlük meselesini sadece başörtüsüne indirgersek, yanlış sonuçlara varırız. İnancı, kimliği, ideolojisi, mezhebi-meşrebi ne olursa olsun, esas olan bireylerin özgürlüğünü savunmak ve baskılara karşı çıkmaktır.
Galiba Azerbaycan’la yaşanan krizi esas tetikleyen, başörtü yasağının Türkiye’deki bir devlet yetkilisi tarafından eleştirilmiş olmasıdır. Neyse ki o yetkili, Aliyev’in isteği üzerine görevden alınarak pozitif bir adım atılmış oldu.
Esas izaha muhtaç olan durum, iktidar adına konuşan birisinin Türkiye’deki hukuksuzlukları, adaletsizlikleri, insan hakları ihlallerini, özgülüklere yapılan baskıları görmezden gelerek başka ülkelere parmak sallayabilmesidir.
Anlaşılan ayar verme işlerine bakan bazı iktidar yetkilileri, muhalefete yaptıkları gibi Aliyev’e de parmak sallayabileceklerini zannetmişler. Anlaşılan bu kez parmak yanlış adrese sallanmış…
Nitekim Aliyev, ülkesinin içişlerine müdahale edildiği iddiasıyla bir kez daha sert ifadeler kullandı ve dedi ki: “Bağımsız bir ülkeye nasıl yaşaması gerektiğini söylemek için ahlaki hakkınız var mı? Önce aynaya bakın.”
Demek ki neymiş, kendi evinin içine bakmadan başka ülkelere parmak sallamamak gerekmiyormuş…
Devletler arasındaki ilişkiler, kesinlikle diplomatik nezaket ve saygı çerçevesinde yürütülmeli, buna kimsenin itirazı olamaz elbette. Ama gerek toplumsal gerekse bireysel anlamda sivil yapıların eleştirilerine karşı Azerbaycan’ın gösterdiği tahammülsüzlük de asla kabul edilemez.
Azerbaycan’ın, Türkiye’deki iktidarla nasıl bir hesabı var onu bilemeyiz, her neyse onu kendi aralarında halletsinler, zaten ama sivillere dokunmasınlar.
Azerbaycan’la yaşanan bu kriz, aslında başörtüsü konusunda hassasiyeti yüksek olan AK Parti açısından bir samimiyet testi olduğu gibi, bazı laikçi yobazların da acınası hallerini bir kez daha ortaya koymuş oldu.
Esas itibariyle laiklik, farklı inanç, kimlik ya da farklı ideolojik aidiyete mensup olan insanlara ayrımcılık yapmadan, hepsine aynı eşitlikçi çizgide yaklaşan bir sistemdir. Ama bizim laikçi yobazlar asla özgürlükçü değildir, insan haklarına duyarsızdır ve de baskıcıdır, tıpkı merdiven altı İslamcılar gibi… Bu arızalı zihniyetin yetki sahibi olduğu dönemlerde, Cumhuriyet de laiklik de maalesef bir baskı unsuru olarak kullanılmıştır.
Dünya değişiyor, toplumlar değişiyor, nesiller değişiyor ama bizim laikçi yobazlar asla değişmiyor. Azerbaycan’daki başörtüsü yasağını görür görmez birden eski ayarlarına dönerek açıktan örtü düşmanlığına başladılar.
Neyse ki bunların da artık nesli tükeniyor. Yıllarca CHP’nin etrafında ördükleri örümcek ağlarının içinde yaşadılar ama artık CHP de rahmetli oldu…
Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu çizgisinde yola çıkan YENİ Parti, toplumun değerleriyle barışık, farklı kesimleri kucaklayan demokrat bir siyaset anlayışını hakim kılma mücadelesi veriyor. Umarız bu yeni nesil siyasetçiler, demokrasiyi, Cumhuriyet’i ve laikliği fesada uğratan bu laikçi yobazların tuzağına yakalanmazlar.
