Seçim ne güzel şey, bizde olmadıkça

Mini bir seçim fırtınası yaşıyoruz. Yaklaşık on gün içerisinde Brezilya, Sırbistan, İsrail’deki genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri ve ABD’de ara seçimler, sadece sandığın seçmen önüne konulacağı ülkeler için değil ülkelerin küresel anlamları ve sonuçları açısından da önemli. Sosyal medya ve sınırları aşan yatay endişeler, umutlar ve heyecanlar açısından sandıktan çıkan sonuçlar birçok ülkede yakından izleniyor.

Bundan yarım asır önce seçimler yine sınırları aşan öneme sahipti ama ne ülkelerdeki seçim dinamikleri birbirlerinden etkileniyor, ne başka ülke seçmenleri diğer sonuçlardan kendisine ders çıkarıyor ne de seçim geceleri başka şehirlerde elinde telefon ya da televizyon başında hatırı sayılır bir kitle seçim sonucu takip ediyordu.

Şimdi toplumun önemli bir kesiminden bahsetmek zor olsa da her ülkede diğer ülke seçimlerindeki adaylar arasında farklı aktörleri destekleyenler var. En basiti dünyada milyonlarca insan Netanyahu’nun kaybetmesi ihtimalini sevdi. İsrail’in Gazze ve Filistin politikası çok değişmeyecek olsa da dünya tarihine geçen katliamlara imza atan eli kanlı bir liderin koltuğunu kaybedecek, sonrasında da cinayetlerinden değilse de yolsuzluk iddialarından hesap verecek olma ihtimali insanlara iyi geldi.

İsrail seçimleri bu hevesleri çok tatmin etmedi. Yazı yazılırken Netanyahu çoğunluğu kazanamamıştı ama seçimleri kaybettiğini söylemek için de erken. Aslında en çok beklenen ihtimal gerçekleşti. İktidar da muhalefet de 120 sandalyeli Knesset’te iktidar olacak güce sahip değil. Seçimin en büyük kazananları Arap partileri. Oylarını da milletvekili sayılarını da artırdılar. Ancak muhalefetin Arap partilerle iş birliği yapması tümüyle imkansız değilse de zor. Şimdi hükümet kurulana kadar Netanyahu hala savaş kararı verebilir. Tabii kurulursa. Aksi takdirde ufukta tekrar seçimler var. Bu da yine Netanyahu’yu avantajlı hale getirebilir.

Bu arada seçim sonuçları başta Gazze olmak üzere İsrail hükümetinin katliam politikalarının toplumda da karşılık bulduğunu bir kez daha gösterdi. Nitekim muhalefetin ana itirazı da birincisi Netanyahu’nun kendisine, ikincisi savaşların istenen sonucu üretmemesine. Yoksa Filistinlilerin öldürülmesine itiraz eden çok istisnai birkaç politikacı.

Brezilya’da ırkçı ve yabancı düşmanı oğul Flávio Bolsonaro ile Lula’nın rekabetinde, üstelik de birinci turdaki kaybın ardından, Lula’nın zaferle çıkması da demokrasinin zaferi olarak okundu. Gariptir kendi ülkesinde ırkçı ve yabancı düşmanı olup demokrasinin nimetlerinden çok da haz etmeyenler arasında da buna sevinenler var. Ne de olsa benim ırkçılığım iyi. Başkası olursa kötü. Lula’nın zaferi nihayetinde ülkenin karpuz gibi bölündüğünü de bir kez daha gösterdi. Bizim bildiğimiz dengeler.

Brezilya’nın küresel güneydeki rolü nedeniyle Lula’nın zaferi daha kritik. Aynı zamanda Netanyahu-Trump ekseninin de kaybı anlamına geliyor. Nitekim kaybeden Bolsonaro’nun soluğu ABD’de alması da bunu gösteriyor. Aşırı sağın yükselişinin kaçınılmaz olmadığı da bir kere daha görünür oldu. ABD’de daha çok Trump’ın kötü performansı nedeniyle de olsa demokratların yükselişi, Avrupa’da sol söylemin göreceli olarak zemin kazanması, Macaristan’da Orban’ın yenilgisi, Lula’nın zaferi ile birleşince küresel bir hava değişimi oldu. Ama bunun her ülkede aynı şekilde işleyeceğinin bir garantisi yok. Nihayetinde aşırı sağa karşı kazananların hala demokrasinin sorunlarına ve gelir adaletine dair yeni bir sistem vadetmeleri gerekiyor.

Asıl çarpıcı gelişme ise aslında Sırbistan’da. 2024 yılında bir tren istasyonunda yaşanan göçük, 16 kişinin hayatını kaybetmesi ve sonrasında yaşanan protestolar Vucic iktidarının yolsuz, hesap vermeyen, yönetemeyen sisteminin sonunu hazırladı. Yani mesele istasyonda yaşananlardan daha büyüktü. Öğrenciler kendileri aday olmak yerine, üniversite meclislerinde belirledikleri ve büyük bölümü profesyonel siyasetin dışından gelen 250 kişilik bağımsız bir liste oluşturdu. Ve kazandılar.

Kolaya indirgememek gerek ama sandık varsa değişim de mümkün. Otokrat liderler seçimi anlamsızlaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. İran gibi adayların önden belirlendiği, Rusya ve Azerbaycan gibi zaten çok partili gerçek seçim tecrübesinin olmadığı pratikler temel aksı oluşturmuyor.

Türkiye’deki heyecanın bir boyutunu da “seçimle iktidarın değişebileceği” ihtimalini başka ülkelerde de olsa deneyimleme ihtiyacı oluşturuyor.

Seçim; halk oyuyla iktidarın değişmesi, kaybedenin de çok laf etmeden koltuğu bırakması demek. Ve bu yalnız başka ülkelerde güzel değil.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.