Krizde fon vurgunu yiyen bir ülkenin çıkışı seçimdir

Neredeyse sekiz yıla ulaşan ekonomik kriz ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak hâlâ enflasyon/asgari ücret/emekli maaşı eksenine sıkışan refah problemi…

Bir ekonominin temel göstergeleri olan enflasyon, faiz ve kurda bütün rakamlar yüksekte seyretmeye devam ediyor. Bu yıl 3 trilyona yakın faiz ödeyen ülke, gelecek yıl için de bütçesinde 4 trilyon liraya yakın kaynak ayırıyor. Sadece bu rakamlar bile ücretli kesimin nasıl bir cendere içinde olduğunu göstermeye yetiyor. İrrasyonel ya da rasyonel, heterodoks veya ortodoks her yol deneniyor ama ekonomi ayağa kalkamıyor.

Seneler geçti, hedef hâlâ enflasyonu yüzde 30’un altına indirebilmek… Ne enflasyon iniyor ne de hedef. Bütün dünyada bizim gibi sadece birkaç ülke var ve onlar bile bu kadar uzun çile çekmedi.

Ve ekonomisi böyle bir sarmala mahkum olan ülke, bir sabah tarihin en büyük finansal vurgunuyla uyanıyor. Yani işçisinden işsizine, mavi yakalıdan beyaz yakalıya, esnaftan sanayicine kadar 86 milyon insan, ekonomik krizden çıkabilmek umuduyla kemer sıkarken küçük bir azınlığın akıl almaz paralar kazandığı ortaya çıkıyor. Hisse senetlerini manipüle ederek, borsa ve bankacılık kurallarını delip geçerek; en önemlisi de birbirini gözetip kollayan bir himaye düzeni tesis ederek fon kılıfıyla milyarlarca dolar vurdular. Küçük ama iştahlı bir azınlık, büyük bir cesaret, sınırsız himaye ve büyük bir ihmal… Fon vurgununun özeti bu. Maliyeti de şimdilik 3 trilyon lira.

Hatırlayalım… Bu adamlar ellerini kollarını sallayarak, bütün kurumların gözü önünde milleti soyarken devlet ekonomiyi ayağa kaldırmak için garsonların aldığı bahşişten nasıl vergi alacağını düşünüyordu.

Şeffaflığı kaybetmiş, hesap verebilirliği unutmuş, denetimi iptal etmiş, ehliyetsiz, liyakatsiz kadrolara teslim olmuş bir sistemin kaçınılmaz sonucu bunlar.

Bütün bunlar olurken partisinden televizyonuna, belediyesinden sosyal medyasına kadar muhalefet de eş zamanlı olarak dayak yiyordu. Demokrasi, hukuk ve en mühimi de milli irade muhalefete atılan her dayakla biraz daha küçülüyordu.

Böyle bir ülkede, yani ekonomisi krizde olan, hukuk duygusu kaybolan, milli irade değerleri gerileyen bir ortamda olması gereken tek şey vardır; seçim. Demek ki bazı şeyler yönetilemiyor ve seçeneklere bakmanın vakti gelmiş demektir. Ülkeyi bu tablodan çıkarma iddiasına sahip olanların önüne sandığı koymak şarttır. Madem işler yürümüyor, vatandaş işleri yoluna sokacak plan, program ve vaatleri işitmeyi hak ediyor demektir. Bunun yolu seçimdir. Sandık, muhalefet için imkan, iktidar için de güven tazeleme fırsatıdır.

Aksi takdirde hiçbir meselede “gittiği yere kadar gidilsin” denemez. Denirse de ikna edici olmaz. Nitekim, vurgunun açığa çıkmasının üzerinden 45 gün geçti ama soru işaretleri azalmıyor, artıyor. Zira, yangın üflemekle söndürülecek gibi değildir.

Ülkeye lazım olan şey, adil ve eşit rekabet şartlarında bir yarıştır. Siyasi mühendislik etkilerinden arınmış, herkesin millet önünde teraziye çıkacağı bir seçim gerekiyor. Her geciken gün, daha ağır bir ekonomik ve psikolojik faturanın işaretini veriyor.

İktidarın siyasi ajandayı belirleme gücünün sınırsızlığı ve baskı altında olduğu için muhalefetin takvime müdahale edemiyor olması bir bahane olmamalı. Sadece muhalefet için değil iktidar tabanı için de seçim bir ihtiyaç ve zarurettir.

YORUMLAR (18)
18 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.