İlber Hoca'nın namazı niyazı

Fatih Camii Haziresi'ne defnedilmesin diye öne sürülen argümanların bağnazlığı kadar, onlara yetiştirilen cevapları da yardırgamadım değil.

Millete mâl olmuş, dünya çapında bir tarih âlimini dün ebediyete uğurlarken ham softa, kaba yobazın derdine bak. Diyor ki, ömründe camiye girmemiş İlber Ortaylı'nın ne alâkası var da cami haziresine gömüyorsunuz?

Hoca'yı sevenlerden kimi aklıevveller de onun cami ehli olduğunu ispata uğraşıyor. Namazına niyazına deliller, şahitler getiriyorlar. Ömründe camiye uğramadığı yavelerini yalanlamak, çürütmek derdindeler.

Gerçek şu ki... Ne İlber Hoca bir din aziziydi ne de ona cami haziresinde bir mezar taşını çok görenler cehennem zebanisi. Padişahlar da evliya değildi.

Ama zaten cami haziresine evliyaların defnedildiğini kim söyledi? Hiç mi bakmadılar Fatih Camii Haziresi'nde kimlerin yattığına?

İngilizler, tarihi manastırları Westminister Abbey'de kraliyet bölümünün yanı sıra şairlere, yazarlara, sanatçılara köşe ayırdı. Shakespeare'den Dickens'a, önde gelen şahsiyetleri orada. Kilise cemaatinden olsun olmasın, Darwin'den Stephen Hawking'e, tarihe geçen bilim insanlarını oraya gömdüler. Siyasi ayrımcılık da gözetmediler.

Fatih Camii Haziresi bu yönüyle benzer. Devlet, siyaset erkânıyla askeri kahraman, sanatkâr ve ulema büyüklerinin mezarları var.

Rahmetli İlber Hoca'yı da kendi janrından bir cemaat bekliyor. Ahmet Cevdet Paşa'dan hocası Halil İnalcık'la Mehmet Genç ve Kemal Karpat'a, aynı haziredeler.

Yine de neden mi cami haziresinde kabrine tahammül edemiyorlar? Dini değil siyasi husumetten.

İlber Hoca tarih ve kültür dünyalarına yani kafalarına uymuyordu, kendilerinden değildi. Din ve camiyi tekellerinde sanıyorlar ya, kültürel saygınlık avlularında onun mezarını istemiyorlar.

Hayır, hak ettikleri karşılık şu değil: Bu dünyada âhiret mahkemesi kurup insanların günahını, sevabını yargılamak, imanını tartmak size mi kaldı? Kim oluyorsunuz da Allah'a ait bir hak ve yetkiyi kullanmaya kalkıyorsunuz?

Tartışmayı buradan, Hoca'nın din ve camiyle ilişkisi üzerinden yürütmek yanlış ve yanıltıcı.

Mesele aslında din, diyanet olmadığı için, rahmetlinin âmel defterini bu sahte zebanilere beğendirmeye çalışmak da anlamsız.

Türk- Rus Toplumsal Forumu'nda İlber Hoca tarih komitesi eş başkanıyken ben de medya komitesi eş başkanıydım. Yakın dostları daha iyi bilecektir, seyahatlerdeki tanıklığıma dayanarak şu kadarını söyleyebilirim. Rahmetli, bu çakma zebanilere muhtemel ki alaycı bir bakış atarak gülüp geçerdi.

Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki müdürlüğünde ecdadın ruhuna okuttuğu hatimlerle duaları, verdiği iftarları mı anlatacaktı bir de?

Arkasından ilmi görüşünü, entelektüel tavrını ve mirasını konuşarak anacağımız bir kişilikti. Eserleri ve çalışmalarının bize kattıklarıyla değerlendireceğimiz bir tarih bilgini, bir kültür deryasıydı.

Popülist yorumları, sevdiği ve tadını çıkardığı popüler yanı mı?

Benim de eleştirdiğim oldu. Tarla sulamaya su bulamazken Türk mü, Kürt mü; sorun sanki kimin sulayacağıymış gibi ele almasını eleştirmiştim.

Yok; Hoca'yı illa kim aziz, kim zebani düzleminde tartışmak istiyorlarsa... Yine bir ramazan günü "Sefillerin azizi de zebanisi de bitmez" başlığıyla yazdıklarımdan bir kesit bırakıyorum aşağıya.

GÂVURUN KILICINI SALLAYAN KİM?

İktidar, muhalefet için “gâvurun kılıcını sallıyorlar” diye tutturmuş gidiyordu.

Dinler tarihi, iki tarafın da aynı dinin kılıcını salladığı savaşlarla dolu.

Dört büyük halifenin üçü cami yolunda, namazda, Kur’an başında Müslümanlarca şehit edildi.

Üstüne cihat seferi düzenleyebilmeniz için, din kardeşinizin illa dinden çıkıp gâvur olması gerekmiyor. Gâvur ilan etmeniz yeterli.

O durumlarda iki tarafın da şakırdattığı, aynı inancın ateşinde dövülmüş kutsal kılıçlardır.

Bu paradoksu, Victor Hugo’nun Sefiller romanında da görürsünüz.

Ekmek hırsızı başkahraman Jean Valjean ile onu kovalayan yaman ve yılmaz polis müfettişi Javert, aynı mukaddes kılıcın iki keskin ucunu temsil eder.

İkisi de inanmış, baş koymuş Hristiyanlardır.

İnançlarına bağlılıkları, ikisini de adalet savaşçısı birer serdengeçtiye çevirmiştir. Biri ezilenler için kılıç sallar. Diğeri, başkaldıran sefillere karşı, onları ezen düzen adına.

Aynı imanın gücü, birini sefillerin koruyucu azizi, diğerini sefillerin amansız zebanisine dönüştürüyorsa nedir hikmeti?

Şu mübarek Ramazan’da, iftar ve sahur şovlarıyla milletimizin imanını güçlendiren ekran vaizleri, bunun sırrını da anlatsalar keşke.

YORUMLAR (9)
9 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.