Erdoğan ve CHP
Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasal süresini doldurup kenara çekilecek gibi değil, hırslı, kararlı bir aday gibi hareket ediyor.
Nasıl tekrar aday olabilir?.. Benim tahminim, Meclis’te Cumhur İttifakı’nın ve DEM Parti’nin oylarıyla seçimleri birkaç ay öne alarak…
Kılıçdaroğlu’nun CHP’si nasıl davranır? Göreceğiz.
Fakat seçim kazanması bu kadar kolay değil.
DEM seçmeni “Çözüm süreci” uğruna seçimlerde de Erdoğan’a oy verir mi? Veya ne ölçüde oy verir?
Fakat Erdoğan’ın daha büyük sıkıntısı, hem dar gelirlilerle hem sanayici ve üreticisiyle Türkiye’nin yaşamakta olduğu ağır iktisadi sorunlardır.
EKONOMİDE DARALMA
Yüzde 40’ın üzerinde hatta yüzde 52’yi gördüğü seçimlerde Erdoğan Avrupa (Kopenhag) standartları yönünde reformları temsil ediyor, ekonomi “rasyonel” yönetiliyor, ülkeye yatırım geliyordu.
İlk on yılda fert başına gelirin yılda 900 dolar, ikinci on yıllık dönemde ise yılda 50 dolarcık artması her şeyin özetidir.
Son on yılda artan otoriterleşme “hukuk güvenliği”ni sarstı. CB sisteminde denetimsiz ve dengesiz “faiz sebeptir” politikası yüzünden “rasyonel zemin” kayboldu, enflasyon patladı.
Mehmet Şimşek çağrıldı, “acı ilaç” faiz yüzde 50’ye çıkarıldı! Kur baskılandı.
Hâlâ enflasyon yüzde 32, faiz yüzde 40’tır! Dahası, yapısal, yani hukuki ve kurumsal reformlar yapılmadığı için “hukuk güveni” oluşmuyor, dış kaynak gelmiyor. Bu yüzden kemerler fazla sıkıldı, sanayi ve tarım çok zarar gördü.
MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir şöyle anlatıyor:
“Fabrikalarda hatlar boş. 300 kişi çalışacak yerde 100 kişiyle üretim yapılıyor… Türkiye şu anda sanayisini kaybediyor. 1996’da GSYİH’da sanayinin payı yüzde 25 iken şu anda yüzde 17’ye düşmüş…” (16 Şubat 2026)
ANADOLU SERMAYESİ
İktidarın gözünde TÜSİAD’ın “cibilliyet” sorunu var! “Yanıltıcı bilgi” diyerek polis gönderildi, ifadeleri alındı. Hapis cezası verildi, hükmün açıklanması ertelendi. TÜSİAD artık suskun.
Fakat MÜSİAD ve Anadolu sermayesi feryad ediyor. Sadece bir örnek, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli “ekonominin yüzde 2,5 büyüdüğü bir dönemde sanayi sektörünün yüzde 0,8, imalat sanayisinin ise yüzde 1,4 daralmasının sürdürülebilir olmadığını” belirtiyor. (Ekonomi, 15 Haziran)
Sürdürülebilir değil, yani böyle devam edilemez.
Aslında iktisatçı Mahfi Eğilmez’in de belirttiği gibi, yargı bağımsızlığı, hukuk güveni, kuvvetler ayrılığı tam sağlanmadan “yatırım güveni” oluşmaz, oluşmuyor. Sadece faiz politikasıyla sorun çözülmez çözülmüyor.
Fakat Cumhurbaşkanı, “bizim artık bunların (Kopenhag) kriterlerine ihtiyacımız yok, bizim Ankara kriterlerimiz var” demişti, hatırlarsınız. (27 Mart 2017)
Ankara kriterlerinin yazılı olduğu hukuki bir metin yok. Uygulamada kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, Merkez Bankası, Düzenleme ve Denetleme kurumlarının bağımsızlığı, fikir ve ifade hürriyeti büyük ölçüde aşındırıldığı için “hukuk güveni” çok sarsıldı. Yatırım gelmiyor, aksine gidiyor.
CHP’nin başına gelenler de evrensel hukuk kriterlerinin ağır surette ihlalidir. Ekonomide sıkışan iktidar ve Cumhurbaşkanı, ana muhalefeti yargı eliyle “silkeleyerek” seçime hazırlanıyor. Mesele budur.
Ankara Başsavcılığına Akın Gürlek’in mesai arkadaşlarının atanmasının da bununla ilgili olup olmadığını göreceğiz.
CHP MESELESİ DEĞİL
Işık Üniversitesi’nce Prof. Seda Demiralp’ın akademik yönetiminde yapılan saha araştırmasına göre, sadece CHP tabanı değil, tüm muhalefet tabanı demokrasi ve adalet kaygısı taşıyor:
“Muhalefet seçmeninin butlan kararına yönelik ana kaygısı demokratik gerileme ve adalet kurumlarının dejenere olduğu görüşünden kaynaklı… Ekonomik maliyet de bu kaygının hemen ardından geliyor.” (Oksjen, 12-18 Haziran)
Evet CHP sorunu değil, demokrasi ve adalet sorunu!
Aynı araştırmaya göre muhalefetin yüzde 70’i Özgür Özel’i lider görüyor.
Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanına en ağır sözlerle savaş açsa bile, iktidara katkı vermiş olacak, Çünki ana muhalefetin parçalara bölünmesi iktidara yarayacaktır.
CHP içinde yollar tıkanır da ayrı parti kurmak gerekirse, bütün ideolojik lafları bir kenara atıp “hukukun üstünlüğü” ve “rasyonel ekonomi”yi esas almaları ve en geniş çapta kapsayıcı bir merkez partisi olması gerekecek.
Yoksa, Erdoğan’ın 2033’e kadar ülkeyi bildiği gibi yönetmesine kimsenin söyleyeceği kalmaz.
