Mansur Yavaş’ın üçüncü yolu
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş dün Butlan CHP’sinden ayrıldı. Sürpriz değil, bekleniyordu.
Görünen gerekçe, butlan yönetimi sözcüsü Müslüm Sarı’nın “kimse kendini CHP’nin üstünde görmemelidir” şeklindeki çıkışması.
Sarı, CHP’li bir belediye başkanının, yaptıklarıyla ilgili başka parti genel başkanına bilgi veremeyeceğini de söylüyordu.
Yavaş, belediye projeleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşeceği zaman Yeni Parti lideri Özel’i de önden bilgilendirmişti.
Yavaş da ‘bir rahatsızlık varsa gereğini yaparım’ sözünü tuttu. Kendisini hedef alan bu çıkış üzerine CHP’den istifa ettiğini duyurdu.
Ama bağımsız devam edecek, vurgularından Yeni Parti’ye geçmeyeceği anlaşılıyor.
Şu mesajları da veriyor:
- Bir tepki istifası değil.
- Kendisini CHP’den üstün görmüyor, öyle davranmadı.
- Butlan müdahalesi sonrası ayrılık yerine birlikten yana durdu.
- Muhalefetin ancak bir olursa kazanacağına inanıyor.
- Seçmeninin iradesine sadık kalacak. Oy verenlerin onaylamadığı parti değiştirmelere karşı.
- İmamoğlu’na operasyonun başladığı 19 Mart’tan bugüne kadarki süreçte ne dediyse, o siyasi bakış ve tavrının arkasında.
Muhalif seçmenine bağlılığının altını çizmesi, AK Parti’ye de geçmeyeceğini gösteriyor, bir.
Siyasi iddiasından vazgeçmiş görünmüyor, o da iki.
Bunları daha nasıl söylesin...
Demek ki ne Yeni Parti ne AK Parti, üçüncü bir yol tutturacak.
Yola bağımsız devam etme kararı, zoru görünce kaçıyormuş gibi sunulamasın istiyor. Süreç yönetimi gibi anlaşılsın...
Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildiği ya da AK Parti’ye geçeceği manası çıkarılmasın diye titizlenmiş. İstifa açıklamasını bu tarz spekülasyonları dışlamak üzerine kurmuş. Kelimelerini tartarak, hangi anlamlara çekilebileceklerine dikkat ederek, olası ‘yanlış’ çıkarımları önleme özeniyle seçmiş.
Önünü arkasını hesaplayarak, ince ayarla duyurduğuna bakılırsa zorunlu bir tercihte bulunmuş ve seçmeninden anlayış bekliyor.
Mazur görülür mü, derseniz...
CHP’li belediye başkanları için, hem AK Parti’ye geçeceği hem yolsuzluktan tutuklanacağı söylentileri aynı anda yayılır ve ikisinden biri mutlaka gerçekleşirken oluyor.
Yavaş’ın da kırk katır mı, kırk satır mı; ölümlerden ölüm beğenme seçenekleri arasına sıkıştırıldığına kanaat getirilip getirilmeyeceğine bağlı.
Seçmeni ona kanaat getirirse ortada konumlanma formülünü, üçüncü bir seçenek olarak akıllıca bulabilir.
Peki, potansiyel cumhurbaşkanı adaylığının risk ve tehlikelerinden korunurken siyasi iddiasını da koruyabilir mi?
Şansı denenebilecek hangi formülün başarı garantisi var ki...
UYARANI DEĞİL SOYANI ENGELLEYECEKTİNİZ
Bir haftadır kaç X hesabına engelleme getirildiğini takip edemez olduk.
Engellenenler arasında ekonomist ve yorumcu Uğur Gürses’le Emre Şirin’den ekonomist, siyasetçi Prof. Bilge Yılmaz’a kadar kimler yok ki...
Biri engellendikçe diğerini açan Emre Şirin, son hesabından haklı olarak soruyordu:
“Ben dahil hesabı engellenen isimlerin engellenme gerekçesi belli değil!
Yalan bilgi yok, hakaret yok, dolandırıcılık yok!
Ortada bir sorun var ve üzerine gidilsin, demek mi suç?”
Aynı sırada okuyoruz ki, piyasayı dolandırmakla suçlanan foncuların parlatıldığı eski haberlere artık erişelemiyor. Tera Yatırım ve sahibinin başarılarını anlatan haberler, Anadolu Ajansı arşivinden silinmiş. Temizlendikleri iddia ediliyor.
“Söyleme bilmesinler bu aşkın bittiğini”, “aman kimseler duymasın, aman kimseler bilmesin, sonra düşeriz dillere” gibi şarkı sözlerinden mi etkileniyorlar?
Yahu, piyasaları endişe ve paniğe sevk eden şey; piyasaların çok fena, acayip pis dolandırılmasıdır. Bunun söylenmesi değil.
Kimse söylemeyince gerçek değilmiş, hiç yaşanmamış gibi yok mu oluyor?
Korunan kimler, koruyan kimler; halkı korumak için ortaya çıkarılması gereken bu.
Oturup bizle beraber bu rezillikten şikâyet edenler siyasi yetki ve sorumluluk taşıyorsa sorulmayacak mı; e bunlar olurken siz neredeydiniz?
Soygunu söyleyeni, nasıl soyabildiklerini soranı engellemeyecektiniz; halkı soyanı engelleyecektiniz.
Yapması serbest de söylemesi yasak değildi, kimi tutacağınızı tamamen karıştırmış olmalısınız.
