Paris yanınca bizim fonzedeler ısınmıyor
Zülfü Livaneli, önceki hafta Oksijen’deki yazısına “Paris yanıp yıkılmadan” başlığını koymuştu. Nâzım Hikmet şiriinden alıntıydı.
“Henüz vakit varken gülüm” dizesini, Paris’te henüz euro’yla gelen pahalılık yangını başlamamışken diye işliyordu.
MHP lideri Bahçeli de son grup konuşmasında “artan maliyetler, azalan sosyal refah ve ekonomik sıkıntılar Avrupa toplumlarında sosyal öfkeyi büyütmüştür” diyordu.
Fransa’yı kavuran sokak gösterileri söyletiyor bunları.
Avrupa artık ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü tartışmasız koruduğu dönemde olmayabilir. Bahçeli böyle bir tespitte de bulunuyor, altı boş değil.
İktidar propagandistlerine göreyse zaten ‘ahlâksız Batı’. İki yüzlü ve çifte standartçılar. Müstahaklar, beter olsunlar.
Gerçi Fransızların yanması bizi serinletmiyor, Hans’la George’un durumunun bozulması Ahmet’le Mehmet’inkini düzeltmiyor, Avrupa kaybedince üstünlükleri bize geçmiyor. O ayrı konu.
Fransızlar sokağa dökülüp protestolar dalga dalga yayıldıktan sonra yerinde görmek kısmet oldu.
Tebdili kıyafetle turist kılığında Marsilya’dan Lyon’a, Güney Fransa’da dolaştım.
Tabii ‘az yorgunluk, çok gezi’ prensibim gereğince bu Provence teftişine de Gazella’nın nehir teknesi turuyla çıktım.
Şu kadarını söyleyeyim, Fransa yanıp yıkılmış değildi. Mihrap yerinde duruyor. Hayat her zamanki canlılığıyla aksamadan sürüyor orada.
Fakat o da ayrı konu. Ben asıl ‘çürüme bizde olmaz, Batı’da olur’ kısmıyla ilgileniyorum. Beylik anlayışımız, fon vurgununda yine su üstüne vurdu.
Soru şu: Niye hep Batı’yla kıyaslıyoruz kendimizi? Neden Suud’la, Sudan’la, Kuveyt’le, Malezya’yla, İran’la, Afganistan ve Pakistan’la değil?
Madem dinimiz sebebiyle kategorik olarak ayrıyız, Haç ile Hilâl’iz, elmayla armuttan daha farklıyız, bu da bizi ahlâken direkt üste geçiriyor...
Öyle inananlar, kendi türümüzle bizi karşılaştıracağına ne diye her seferinde Batı’ya göre durumumuzun iyi olup olmadığını tartışıyor?
Üstün gelmek istediğimiz ahlâkta bizim cinsimizden olanların ortalama hâli, ölçü alınamayacak kadar berbat diye mi?
Bunu bildiklerinden mi, varsa yoksa yarışları Batı’yla? Hâlimizi Doğu’daki benzerlerimize kıyasla ölçmeyi akıllarına bile getirmiyorlar.
BATI’NIN KÖTÜLEŞMESİ BİZİ İYİLEŞTİRİR Mİ?
Üstat Necip Fazıl’a sorarsanız, “oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir”.
Milli şairimiz Mehmet Akif’e Berlin dönüşü sorduklarındaysa cevap başkaydı: “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işimiz gibi.”
‘Bilge kral’ Aliya İzzetbegoviç de herhalde ezik ve kompleksli olduğundan, ‘ahlâksız Batı’ klişelerimize karşı şöyle uyarmıyordu:
“Açık konuştuğum için bağışlayın. Güzel yalanların bize faydası olmaz; ama acı gerçekler ilaç olabilir. Batı çürümüş değil... İslam en iyisi ama biz en iyisi değiliz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz...”
Batı’ya hayranlık-nefret kıskacından bakma çarpıklığı, bize hayretmedi şimdiye.
Onlardan daha iyi olmaya çabalamak yerine Avrupa’nın kötü haberi mi bizi sevindirecek, iyi hissettirecek? Yeterli mi?
Ahlâki, teknolojik, ekonomik üstünlüğü onlar kaybedince bizim kazanmamız için, bize nazaran kaybetmeleri gerek.
İslamilik Endeksi, aradığımız avuntuyu vermiyor hâlâ.
ABD merkezli İslamilik Vakfı, İslam ülkeleri ne kadar İslamî diye hazırlıyor. ‘İslamî değerlere en uygun yaşam nerede’ araştırması...
Kriterler namaz, oruç gibi kişisel ibadetleri kapsamıyor. Hak, hukuk, yolsuzluk, eşitsizlik, âdil paylaşım, yönetim kalitesi ve dünyayla ilişkiler bakımından değerlendiriyorlar.
2025 sıralamasında Türkiye, 9 basamak birden gerileyerek 109. sıraya düşmüş.
İlk 40’ta hiçbir Müslüman ülke yok. En iyi performans Malezya’da, o da 41. sırada. İlk 50’ye İslam dünyasından yalnızca 3 ülke girebilmiş.
Listenin başında İrlanda, İzlanda ve Yeni Zelanda yer alıyor. Adâlet, şeffaflık, yolsuzlukla mücadele ve insan hakları kriterlerindeki yüksek standartları sebebiyle Kuzey Avrupa ve Batı ülkeleri önde.
Bizi üste geçirmedikten sonra, kendi aralarında kimin altta kaldığıyla teselli bulabilir miyiz?
