ABD seçimlerinde çöken iki ezber
ABD’de otokrasinin ağır bir yenilgiye uğradığı, sermaye-devlet ilişkileri, demokrasinin temsil kabiliyetinin zor bir testi geçtiği bir seçim yaşandı. Adaylar, söylemler, yerleşik ezberler açısından çok fazla mesaj içeriyor. Sonuçlar daha detaylı açıklandıkça, seçmen kümelerinin oy verme hareketlerini ve muhtemel motivasyonları analiz etmek gerekecek. ABD’nin sandık sonuçlarının sadece bir ülkeyi değil küresel anlamda demokratik sistemin işleyişini de etkileyeceğini unutmamak gerek.
ABD’de seçimlerin kıta Avrupa’sından farklı dinamikleri var. Eyaletler arasındaki farklılıklar, Temsilciler Meclisi ve Senato’nun farklı yetkileri, ara seçimlerin başkanlık sisteminden ayrı zamanda gerçekleşmesi ve tüm koltukları yenilememesi gibi ayrışmalar var. Ancak ölçeği ve işleyiş dinamikleri farklı olsa da küresel anlamda da yansımaları olan hususlara bakmak gerek.
Demokratik ülkelerde genel seçim psikolojisinde kritik olan noktalardan ikisinde ciddi şekilde ezber bozan sonuçlar alındı. Bunlardan biri özellikle Amerika’da çok belirleyici olan seçim yardımları, diğeri ise basın üzerindeki iktidar müdahalesi. Elbette Amerika örneğini değerlendirirken bunu Türkiye ve diğer ülkelere aynı şekilde kopyalamak konusunda dikkat etmek gerek. Ama yine de alınacak dersler var.
ABD’de en hassas başlıklardan biri siyasetin finansmanı. Başkan adayları dahil meclise ve diğer seçimle gelinen koltuklara aday olanlar açık ve şeffaf bir şekilde bağış toplamak zorunda. Toplanan paranın miktarı ve kimler tarafından yapıldığının kamuoyu ile paylaşılması gerekiyor. Her bir adayın seçim için kasasına giren para o adayın ne kadar güçlü bir kampanya yapabileceğini de belirliyor.
Reklam bütçesi, mitingler, sahadaki seçmen ziyaretleri, gönüllüler dışındaki kampanya çalışanlarının maliyeti bu paradan karşılanıyor. Hem bu paranın ölçeği kampanyanın ölçeğini doğrudan belirliyor hem de hangi adayın ne kadar kaynak toplayabildiği aslında seçmen nezdinde adayın ne kadar güçlü olduğuna dair de bir algı oluşturuyor. Ayrıca çıkar grupları bu yardımlarla kendi gündemlerini savunan adayların seçilmesine yardımcı oluyor. Bu da büyük sermayeye ciddi avantaj sağlıyor.
Bireyler 3.500 Amerikan doları bağışta bulunabilirken şirketler, sivil toplum örgütleri farklı düzenlemeler ve hepsi tam şeffaf olmayan mekanizmalarla çok daha fazla paralar harcayabiliyor. Örnek mi? Brennan Center’ın hesaplamasına göre en fazla para harcayan 40 büyük bağışçı Ekim ortasında 2,4 milyar dolar bağışta bulunmuştu. Karşılaştırmak açısından Türkiye’de sandıktan en önde çıkan partilerin seçim yılında hazineden aldıkları para tek bir parti için 100 milyon dolar civarında. Tabii buna özellikle iktidar partisinin devlet kaynaklarını sınırsız kullanması dahil değil.
Asıl dikkat çekici olan bu paranın nasıl dağıldığı. Büyük gürültü koparak Michigan seçimlerinde ipi göğüsleyen Abdulsayed’e karşı Yahudi örgütü AIPAC 30-40 milyon dolar arasında harcadı. 9,2 milyon ise Elon Mask’ın yine Michigan’da harcadığı para. Musk kendisi için çok önemli olan Texas’ta demokrat aday James Talarico’nun kazanmaması için tam 212 milyon doları gözden çıkardı. Musk’ın toplam harcadığı rakam ise yarım milyar dolara yaklaşıyor. Demokrat adayların topladığı rakamlar ise bu miktarların yakınından bile geçmiyor. George Soros’un toplam harcadığı 100 milyon, Bloomberg’in demokratlara aktardığı rakam 84 milyon. Bu kadar rakamın söylediği ise en yüksek yardımlar, en iddialı oldukları yerlerde kaybetti. Para, kampanya bütçesi toplumsal dalga karşısında büyük yenilgi yaşadı. Şu söylenebilir. Belki bütçeler daha dengeli olsa idi Cumhuriyetçilerin kaybı çok da travmatik olabilirdi.
Aynısını Türkiye için farklı ölçeklerde kullanmak da mümkün. AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi kendi elinde iken 2019’da seçimi kaybetti. 2024’te ise Çevre Bakanı Murat Kurum’un devlet imkanlarını da seferber ettiği kampanyası farklı mağlubiyeti engellemeye yetmedi. Türkiye’de gerçek rakamları bilemediğimiz için sağlıklı karşılaştırma yapmak zor. Ama kamu kaynaklarının devlet uçaklarından polis helikopterlerine kadar iktidar lehine nasıl seferber edildiği göz önünde.
Köşede çok yer kalmadı ama ikinci bozulan ezber ise basın üzerinde kurulan baskının iktidar lehine bir momentum üretmediği. ABD’de seçimlere yaklaşırken hele de Türkiye ile karşılaştırılamayacak bir basın özgürlüğü vardı. Ama bu Trump iktidarının kendi yanında hizalanmayan basını her fırsatta hedef aldığı gerçeğini değiştirmiyor.
Hepsinden önce psikolojik zaferle koltuğa oturan Trump büyük moral bozukluğu yaşayan muhalif basını sürekli olarak “yalan haber” yapmakla suçladı. Eleştirel soru soran muhabirleri kamuoyu önünde aşağıladı, son geldiği noktada Beyaz Saray akreditasyonlarını iptal etmeye kalktı. Beyaz Saray’da bu işe yaramadı ama Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarında muhabirlere kısıtlamalar getirildi. FBI, bir gizli belge soruşturması kapsamında Washington Post muhabiri Hannah Natanson’ın evini arayıp cihazlarına el koydu.
Kamu kaynakları ile yayın yapan NPR’ın kaynakları kesilmek istendi. Büyük medya kuruluşlarında Trump’a yakın isimler kurumları satın aldı. ABD’deki hukuki sınırlamalar ve basın kuruluşlarının sağlam altyapıları ve dayanışmaları nedeniyle bu girişimler çoğu zaman sonuç vermedi. Ama ABD standartlarında müdahaleler ciddiydi. Sonuç Trump medyası da kaybetti.
Türkiye’de siyasilerin sevdiği bir bahane var. “Söylemlerimiz çok iyi ama basın bize yer vermiyor.” Bunun haklılık payı var son otuz yılda kazanmayı hak edip de basın yüzünden kaybeden bir siyasi aktör ya da kampanya göstermek çok zor. En basit örnek Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçilirken hâkim medyadan gördüğü muamele. Aynı Erdoğan medyayı neredeyse mutlak anlamda kontrol ettiği seçimleri de kaybedebildi.
Sonuç. Eğer topluma ulaşacak bir söylem ve dil inşa edilebilirse, bireylerin gündemleriyle örtüşen bir hat kurulabilirse o dilin sandığa yansımaması çok zor. En nihayetinde siyasetin birinci kuralı olan sokak sokak gezmek kimsenin tekelinde değil. En azından şimdilik.
Her seçim bir sonraki seçimler için incelenmeyi hak ediyor. ABD seçimleri ise titizlikle incelemeyi hak ediyor.
