Toplum ve durum bu...
Tayyip Erdoğan hükümeti ve mevcut siyasi ittifak, Türkiye’yi global ve görece bağımsız bir güç hâline getirdiklerini düşünüyorlar.
Disiplinli toplum, dar bir ifade özgürlüğü alanı ve kuvvete dayanan siyaset ve devlet politikası üzerinden kurmuş oldukları iç düzeni ideal bir durum olarak hayal ediyorlar.
Eleştiriler onlara değmiyor, hatta zaman zaman şaşırtıyor.
Muhalif gözüyle veya bir demokrat gözlüğüyle durum farklı.
Türkiye, her geçen gün ifade özgürlüğünün buharlaştığı, partilerin, kişilerin ve aktörlerin baskı altına alındığı, demokrasiden oldukça uzak, otoriter bir yapıda biraz daha derinleştiği bir istikamette ilerliyor. Seçimler dışında demokrasiyle ilişkilendirilebilecek açıkçası pek az şeyin geriye kaldığını görüyoruz.
Cumhurbaşkanı olduğundan beri Tayyip Erdoğan hakkında açılan cumhurbaşkanına hakaret davalarının sayısı yaklaşık geçen yıl itibarıyla 30.000’di. Şaka değil bu rakam. Yine aynı konuda açılan soruşturma sayısı ise 140.000-145.000 arasındaydı. Özetle Cumhurbaşkanına yönelik rahatsız edici, acıtıcı eleştiriler, hatta doğrudan yapılan eleştirilerin tümü, sokakta ifade eden, mikrofon uzatılan insanların sözlerinden hareketle bir tür tatbikata dönüştürülmüş, bir yaptırım mekanizmasına dönüşmüş durumda. Bu rakamlar açık olarak basına, topluma, sıradan vatandaşlara, sokağa dönük uygulamayı resmediyor.
Bu durum sadece gözaltına alınma ve buradan hareketle ortaya çıkan uygulamalar açısından değil, hukuk düzeninin, adliye mekanizmasının ve kanun işleyişinin nasıl çalıştığı açısından da önemli ipuçları içeriyor.
İktidarın husumetli kabul ettiği kişi, bir suçtan beraat ederse bu kez başka bir suç isnat edilerek o kişi tutuklanıyor. Bütün bunlar, hukuk, kanun ya da adliye işleyişinden çok, siyasetin talimatlarıyla şekillenen tablolar. Zira sistematik ve hedefi olan bir strateji hâline gelmiş durumda.
Kayyumlar malum. Kürt sorunu bir proje etrafında ele alınmış durumda, ama kayyumlar görevde. Daha geçenlerde Ahmet Türk’ün belediye başkanı olduğu Mardin Belediyesinde kayyumun süresi uzatıldı.
Bu tablo herhâlde özgürlüklerle, demokrasiyle tanımlanamaz…
Bir de işin yolsuzluklar boyutu var…
İktidar yolsuzluk iddialarıyla CHP’yi ve Yeni Parti’yi boğuyor. Ancak yerel yönetimlerde kendisiyle ilgili iddiaların hepsini örtbas ediyor. Edilemeyen de fena hâlde infilak ediyor.
Fon krizi ortada…
Krizin içindeki iktidara yakın isimlerin, bürokratların işaret ettiği gerçek, aşırı bir özgüven hâlinin soysuzlaşmasıdır. “Bana bir şey olmaz, iktidara yakınım” diyen gazeteciler, bürokratlar, siyasetçiler yolsuzluk ağlarının içinden çıkıyorlar. İş, büyük piyasa ekonomisi mekanizmalarına, sıradan insanlara değince, çap büyüyünce kaçınılmaz bir temizlik başlatılıyor. Üstelik, “Bakın biz her şeyin üzerine gidiyoruz, ne kadar temiziz.” açıklamalarıyla…
Tüm bunlara rağmen AK Parti, anketlerde birinci parti konumunu koruyor. Güvenilir son bir çalışmada fon kriziyle sadece 1,5 puan kaybetmiş görünüyorlar. Üstelik aynı dönemde Yeni Parti 2 puan kaybederken…
Muhalifler, muhalefetle ilgisi olmayan demokratlar da bu duruma şaşırıyor.
Sırbistan seçimlerine, ABD’de son seçim sonuçlarına bakarak uzaklardan umut devşirmeye çalışıyorlar.
Hayırlısı…
