Hikâyesini arayan Hakkari ve Ekşi Elmalar

Ekşi Elmalar, 1970’li yıllar ile 80 darbesi sonrasındaki zaman diliminde Hakkari’de –son bölümü Antalya’da- bir aile çevresinde yaşanan olayları konu ediyor. O dönemde Belediye Başkanlığı yapmış Aziz Bey ve ailesi, filmin ana figürü. Bu sebeple, bir ‘aile filmi’ denebilir Ekşi Elmalar’a. Aziz Bey, sert, otoriter bir baba; aynı zamanda siyasî bir figür, AP’li bir belediye başkanı… Aziz Bey’in üç kızı; küçüğü Muazzez, aynı zamanda hikâyenin anlatıcısı, ortanca kız Safiye ve büyük kız Türkan. Üç kız, üç aşk, üç hüzünlü hikâye ve üç ekşi elma!.. Dört tarafı dağlarla çevrili, yaylalarında buz gibi suların çağıldadığı, dengbejlerin türküleriyle yankılanan masalsı bir dünyada; Hakkari’de geçiyor olayların büyük bir kısmı. Yılmaz Erdoğan, komediyle dramı birleştirerek, bu masalsı dünyanın insanlarını, onların bazen hüzünlü, bazen neşeli ve esprili geçen renkli hayatlarını, hayallerini, özlemlerini, masum sevdalarını anlatıyor filmde. Bence filmin en dikkati çeken yönü, yerel tiplemeler, espri yüklü, zengin ve yerel bir dil, rengârenk kıyafetler ve göz alıcı doğa sahneleriydi. Hatta bu özelliğinden dolayı ‘Hakkari’nin filmi’ denebilir Ekşi Elmalar’a… Aziz Bey, Şino, büyük kız Türkan, Safiye ve tabiî ki Antalyalı ziraat mühendisi Hatip, filmi yüklenen başlıca ‘mahallî/yerli karakterler’.

Filmde hayat iki koldan akıp gidiyor… Bir yanda gelenekler ve otorite, diğer yanda değişen, modernleşen taşra. Bir yanda dengbejler, rengârenk geleneksel kıyafetler, evlilik âdetleri, yayla hayatı, ataerkil bir aile, diğer yanda yazlık sinemalar, fotoromanlar, yeni sevdalar, yeni hayaller… Bir yanda aşılanamayan ‘ekşi elma’lar, diğer yanda aşılanıp, terbiye edilen tatlı, kırmızı elmalar. ‘Ekşi elma’, otoriteye karşı direnen doğayı ve özgürlüğü simgeliyor filmde. Aziz Bey’in üç kızı bu anlamda filmin ekşi elmaları. Otoriteyi ise Reis Aziz Bey temsil ediyor. Hikâye bu iki gücün çatışması üzerine kurulmuş. Aziz Bey, bu, terbiyeye gelmeyen âsi ağacı kestiriyor, hayat hakkı tanımıyor ona. Benzer bir baskıyı üç kızı üzerinde de kuruyor, aşklarına ve hayallerine engel oluyor. Ama ne kadar müdahil olmak istese de hayat kendi mecrasında akıp gidiyor; Reis Aziz Bey de direnemiyor ‘tabiî’ akışa; çok sevdiği masalsı diyarını terk edip Antalya’ya göçüyor…

Bu sahnelere dahil olan siyasî atmosfer var bir de: Bir taşra şehrinde, 70’li yıllardaki siyasî çekişmeler, sol kıpırdanmalar, 80 darbesi, Özal’lı ve Zeki Müren’li günler... Filmde sol hareketleri, küçük fırça darbeleriyle, sokaklara yapıştırılan afişler, duvar yazıları ve özellikle üniversite öğrencisi Özgür’le yansıtmaya çalışmış Erdoğan. Benzer epik/ideolojik rötuşlar, İftarlık Gazoz filminde de vardı. Nedense, filme ‘solcu romantik bir jön’ iliştirmeden duramıyor bazı yönetmenler! Oysa iğreti duruyor bu siyasal sempati içeren eski alışkanlıklar… Üstelik o yıllarda taşrada ve üniversitelerde siyasî hayatın ana figürü sadece sol değildi; Hakkari’nin ruhunun derinliklerinde ise hiç yok! Uzatmayalım, zaten siyasî bir film değil Ekşi Elmalar, ama araya böyle ideolojik bir figür ve sempati ‘iliştirilmiş’ işte!..

Yüksel Aksu dedim de!.. İki yönetmen de Anadolu’daki mahallî renkleri, yerli tipleri, zengin dili keşfetmiş, toprağı kazıyorlar biri Ula’dan, diğeri Hakkari’den… Üstelik ikisi de ‘aynı hikâye’leri buluyor sonunda. Eski alışkanlıklarını bıraksalar ‘asıl hikâye’ye ulaşacaklar! Ama ‘eski alışkanlıkları’yla hareket ettikleri sürece bulmalar zor. Yılmaz Erdoğan’a, meselâ Seyyid Taha’yı izlemesini salık veririm, ancak O’nu izlerse Hakkari’nin asıl hikâyesini bulabilir!..

YORUMLAR
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.