Yeni Parti’nin oy istediği toplum...
İki yazı önce Yeni Parti’nin ve doğal olarak diğerlerinin ne tür toplumsal dip dalga karşısında oldukları sorusunu sormuştum. Yanıtı da, PAROROMATR Nisan Ayı araştırmasındaki ‘adak’ bölümünde yaptığım bir araştırmadan hareketle vermeye çalışmıştım.
Geçen yazıda, merkeze doğru bir eğilimin ve siyasi aidiyet tercihi itibariyle Atatürküçülük ve milliyetçilik vurgusunun öne çıktığını belirtmiştim. Atatürkçülüğe verilen hakim anlam olarak milli duygu, milliyetçiliğe verilen hakim anlam milli aidiyetin öne çıktığı belirtmiştim.
Devam edelim…
Bu verilerden hareketle toplumsal havuzda öne çıkan hususlar şunlar:
1. Son yıllardaki yükselişi dikkate alındığında Atatürkçülük artık bağımsız bir siyasi dalga olmaktan ziyade, milliyetçi duyarlılığın bir çeşidi ya da farklı bir yorumu olarak karşımıza çıkıyor.
2. Atatürkçülük milliyetçi blok içerisinde yer alıyor ve aynı zamanda burada daha yumuşak ve kapsayıcı bir alan oluşturuyor. Kültür, aidiyet, ortak hafıza ve milli devlet fikri etrafında şekillenen bu yaklaşım, milliyetçiliğin daha sert ve dışlayıcı biçimlerine karşı dengeleyici bir rol üstleniyor.
3. Milliyetçilik türlerindeki yükseliş, belirli partilerden bağımsız, daha genel ve ortalama bir siyasi duyarlılığın güçlenmesine işaret ediyor. Bu durum, partizan bağlılıklardan kısmen uzaklaşmış bir siyasal tutumun göstergesi olarak yorumlanabilir. Aynı zamanda milliyetçiliğin siyasi partilerin ötesine geçen karakteri, yeni bir siyasileşme biçimini ya da siyasal yorgunlukla iç içe geçmiş bir depolitizasyon eğilimini de düşündürmektedir.
4. Atatürkçülüğün hem de milliyetçiliğin siyasi partiler üstü bir konumda algılanması, devlet fikrinin siyasetin temel taşıyıcısı olarak görülmesiyle bağlantılı olma ihtimali yüksektir. Başka bir ifadeyle, toplumun önemli bir bölümünde siyaset ile devlet arasında güçlü bir özdeşlik kurulmaktadır. Dolayısıyla ülkedeki ortak siyasi zeminin merkezinde kapsayıcı bir millilik ve kendilik hissi bulunmaktadır. Bu duygu bir yandan sınırların, kimliğin ve kültürel alanın korunmasını isterken, diğer yandan büyüme, güçlenme ve etki alanını genişletme arzusunu da bünyesinde taşımaktadır. Tehdit algıları ile başarı ve yükseliş beklentileri aynı psikolojik iklim içerisinde birleşmektedir.
Bu dördüncü husus mevcut toplumsal dip dalganın en önemli unlarından birisidir. Otoriterlik-demokrasi gerileme kadar önemli bir yer tutmakta, hatta zaman zaman bu gerilimi belirleyici özellikler taşımaktadır.
Perspektif sitesinde da yayınlanan, ayrıntıları görülebilecek araştırma verileri, bugün Türkiye’de etkili olan milliyetçi dalganın iki farklı katmandan oluştuğunu göstermektedir.
İlk katman daha sert ve güvenlik odaklıdır. Güçlü lider talebi, Batı’ya mesafeli yaklaşım, güvenlik kaygıları, ekonomik ve siyasi büyüme arzusu, dış politikanın önemi, göçmenlere yönelik hassasiyet ve Kürt meselesinde güvenlikçi beklentiler bu katmanın temel unsurlarıdır.
İkinci katman ise daha yumuşak bir millilik anlayışını ifade etmektedir. Bu yaklaşım, dışlayıcı ve ötekileştirici bir milliyetçilikten ziyade; milli devlet, başarı, güç, gurur ve aidiyet gibi değerleri öne çıkarırken, kimliğini tehdit etmeyecek evrensel değerleri de talep etmektedir. Bu nedenle günümüzde milliyetçiliği yalnızca kutuplaştırıcı bir unsur olarak değil, aynı zamanda ortak bir duygu ve anlam alanı olarak değerlendirmek gerekir. Bağımsızlık, ulusal güç, küresel etkinlik, özgünlük ve “biz” duygusu bu eğilimin temel taşıyıcılarıdır.
Hiçbir siyasi parti, gereceği siyasi bir yarışta bunları dikkate almadan güç devşiremez.
Başta Yeni Parti…
