Fon soruşturmasında işin ucu Berlin Duvarı’ndan dönüyor!

Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın bakanlığı döneminden aklımda yer eden iki şey var. İlki, sanırım yalnızca benim değil, pek çoğunuzun da hafızasına kazınmıştır: Döviz kurlarına ilişkin yaptığı o meşhur açıklama:

“Dolar 10 lira olacak, 15 lira olacak ya, 6-7 liradan toplayalım dolarları, 10-15ten satarız. Çok beklersiniz, hele de seçimden sonra daha çok beklersiniz.”

Biliyorsunuz Berat Albayrak Maliye Bakanı olarak göreve başladığı 10 Temmuz 2018’de dolar/TL kuru 4,43’tü. Her dolar artışında Albayrak’ın bu sözleri akla geliyor, gelmemesi mümkün mü?

Dolar bırakın 10-15 TL’yi 50 lirayı gördü. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan CB hükümet sisteminde faizin, enflasyonun, dövizin belini kıracaktı, ülkenin ekonomisini uçuracaktı, vatandaş refaha huzura erecekti, yoksulluk bitecekti, işsizlik bitecekti, bu hükümet sisteminde vatandaş ev üstüne ev alacaktı.

Gelinen nokta ortada, vatandaş evinin kirasını, faturasını ödeyemez, evine ekmek götüremez hale geldi.

Bütün yetkileri tek elde toplayan, denge ve denetim mekanizmalarını devre dışı bırakan bir hükümet sisteminin ekonomiden adalete, eğitimden sağlığa ülkeyi ağır bir yıkıma sürükleyeceği; devleti yozlaştıracağı, kurumları çürüteceği sürpriz değildi. Ülkemizin iktisatçıları ekonomi konusunda, hukukçuları ise adalet konusunda iktidarı uyarmıştılar.

Albayrak’ın hafızamda kalan ikinci sözü ise bana kalırsa ilkinden çok daha önemli. Çünkü bugün fon krizinden peş peşe patlak veren skandallara kadar ortaya çıkan her sorunun temelinde yatan soruna işaret eden Albayrak’tan geriye kalan önemli bir tespit “Yapısal sorun.”

İtiraf etmeliyim ki Albayrak’ın dilinden düşürmediği bu kavramı her duyduğumda gülümsüyordum. Ancak hakkını teslim etmeliyim aslında aynı zamanda itiraf niteliği de taşıyan son derece isabetli bir tespit “Yapısal sorun.”

Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon soruşturmasına ilişkin dün yaptığı açıklamada, tüm verilerin toplandığını ve hiçbir karanlık noktanın kalmayacağının altını çizerek soruşturmada “kapsamlı organize piyasa dolandırıcılığı ve suç yapısının” tespit edildiğini açıkladı.

Bakan Gürlek parayı kontrol eden mekanizmanın içindeki isimlerin, rüşvet çarkını kurarak, üzerindeki denetim mekanizmalarını etkisiz hale getirdiklerini söylüyor. Bakan Gürlek’e göre bu şebekenin amacı, bazı hisseler üzerinde oynayarak piyasayı ele geçirmek suretiyle kartelleşmişler ve ekonomimize zarar vermişler.

Bakan Gürlek diyor ki sistemli bir işbirliğinin delillerine ulaştık, karşımızdaki yapı basit bir borsa vurgunu ile sınırlı değil, kapsamlı bir suç yapılanması var.

Bakan Gürlek’in açıkladığı veriye göre bu denetim mekanizmalarını etkisiz hale getirenlerin 433 şüphelisi var. Bu 433 şüpheliden 112’si tutuklandı. 38 firarı var.

Kamuoyu zaten elli gündür Fatma Betül Sayan Kaya’nın vurgunu münferit olarak yapmadığını biliyor. Fon vurgununun bir kaza olmadığını bütün ülke haykırıyor.

433 şüphelinin olduğu bir sistem var ortada.

433 şüphelinin olduğu bir vurgun münferit olabilir mi?

Hay Allah, değil mi ya!

Peki, kim bu 433 kişi? Rüşvet çarkı kurmak, denetim mekanizmalarını etkisiz hale getirmek, bazı hisseler üzerinde manipülasyon yaparak piyasayı ve ekonomiyi zarara uğratmakla suçlanan 112 tutuklu ve 38 firari şüpheli kim?

AK Parti dün iktidara gelmedi, tutuklanan finans bürokratları da merhum Ecevit hükümetinin bürokratları değil. Bu bürokratları SPK’ya, BDDK’ya atanmasının altına imza atan ne Turgut Özal ne Süleyman Demirel ne Bülent Ecevit.

Ortada 24 yıldır ülkeyi aralıksız yöneten ve 10 yıldır da ülkeyi bütün yetkilerin tek elde toplandığı hükümet sistemiyle ve ittifak ortaklığı ile yöneten bir iktidar var. Bu bürokratlar Cumhur İttifakı’nın bürokratları.

Fon vurgunu yapan, sistemi kuran, sistemin içinde yer alanların tamamı iktidarın kendi bürokratları, kendi siyasetçileri.

10 yıl önce olsaydı, Türkiye CB hükümet sistemine geçmemiş olsaydı böylesi bir vurgun sistemi kurulabilir miydi? Böylesi kapsamlı bir organize dolandırcılık sistemi ancak denge ve denetim mekanizmalarını alaşağı eden, kuvvetler ayrılığı ilkesini yok sayan, bütün kurumları tek elde toplayan CB hükümet sisteminde kurulabilirdi. Bakan Gürlek diyor ki bu organize yapı denetim mekanizmalarını etkisiz hale getirdi.

Sayın Bakan olmayan denetim mekanizması nasıl etkisiz hale getirilebilir? Olmayan bir denetim mekanizması etkisiz hale gelmez, ancak etkisiz olan denetim mekanizmaları bürokratlara, siyasetçilere böyle organize dolandırıcılık imkanı sağlar.

Eski Bakan Berat Albayrak’ın bakanlığı döneminde kullandığı o meşhur tanımlama ile ortada muazzam bir “yapısal sorun” var.

O yapısal sorunda CB Hükümet Sistemidir.

Ülkeyi felakate götürdü. Bütün toplum CB Hükümet Sisteminin faturasını ağır bir şekilde ödüyor. Faturasını vatandaşın ödediği hükümet sisteminin keyfini ise iktidarın içindeki odaklar sürüyor.

Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan’ın tespitiyle “Vatandaş başını sokacak ev bulamıyor, bunlar parasını sığdıracak ev kiralıyor.” (23 Ekim)

Bu hükümet sisteminde ülkenin hali ahvali budur, nitekim.

Bütün bu sorunların kaynağı, denge ve denetim mekanizmalarını felç eden CB sistemi olduğu müddetçe ülkemizde daha çok kriz çıkar.

Sayın Bakan “ucu nereye giderse gitsin, bunun peşini bırakmayacağız” diyorsunuz. Siz gitmek istersiniz de gidemezsiniz, ucunun kırmızı çizgileri var, o ucun ulaşamayacağı Berlin Duvarları var.

Eski BDDK bürokratlarına dokunursunuz da dokunamayacağınız BDDK bürokratları ne olacak?

Ertan Aydın’ı tutukladınız tamam da Fatma Betül Sayan Kaya’ya dokunabildiniz mi? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Fatma Betül Sayan Kaya’yı 163 milyon lirayı nereden bulduğu konusunda sorgulayabildi mi?

AK Parti içindeki kudretli isimlerin oğullarına, damatlarına, hatta kendilerine dokunabildiniz mi?

“Benim oğlumu alacak güç anasından doğmadı” diyerek yargıya meydan okuyan kişinin kim olduğunu en iyi siz biliyorsunuz. Peki, ona dokunabiliyor musunuz?

Gerçek bir hukuk devletinde soruşturma, ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar götürülürdü. Ne var ki Türkiye’de hukukun, siyasi güç ve nüfuz karşısında aynı kararlılıkla işletildiğini söylemek mümkün değil.

113 kişiyi tutuklayabilirsiniz. Ama asıl mesele, siyasi gücü ve nüfuzu olan o 12 kişiye de dokunabiliyor musunuz?

Bu vurgunu yapanlar Yeni Partili siyasetçiler ya da Ecevit hükümetinin bürokratları olsaydı, hukuk şenliğinin âlâsını görürdük. Etik, ahlak, adalet, vatandaşın hakkını hukukunu koruma nutukları havada uçuşurdu. Tadından yenmezdi doğrusu! Ama işin ucu iktidara dayanınca, hukukun önüne bir Berlin Duvarı dikiliyor maalesef. Öyle görünüyor ki bu duvarın aşılması da mümkün olmayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan “neşteri en derine kadar vuracak” umudu taşıyan arkadaşların umudunu kırmak istemem ama gerçek bu maalesef.

YORUMLAR (6)
6 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.