Bir ses, bir bakış bazen, o kalbime akan…

12 Eylül’ü hazırlayan yıllarda bir üst akıl mahalleyi solcu yapacak, yukarıdaki Mecidiyeköyü’nden ve Şişli’den indirdikleriyle de Okmeydanı’nda sağ-sol çatışmasını başlatacaktı. Gecekondu mahalleleri 12 Eylül’ün kurgusu için hayli elverişli mahallerdi.

taner-ay.jpg

Geçen haftaki yazımda İstanbul’u kültürel olarak değiştiren gecekondu mahallelerini sayarken Okmeydanı’nı atlamışım, bana da emekli emniyet müdürlerimizden Orhan Gazi Canbulat ağabeyimiz hatırlatıp, bir de Okmeydanı’nın inkişâfında önemli rol oynayanlardan Ali Rıza’nın ismini verdi.

Okmeydanı ikinci kuşak gecekondu mahallelerinden sayılır, ‘50’lerde Arnavutların bostanlarında ilk Hafik’ten göçenlerin gecekonduları görülmüş, bildiğim kadarıyla onların hemen hepsi de Aynalıkavak’taki Çöpçüler Koğuşu’na temizlik işçisi olarak girenlermiş. Mahallenin kurucularından Hafikli iki İsmail’in ismi sayılıyor, biri İsmail Kılınç, diğeri de İsmail Kaplan, onlardan sonra Bektaş ve Adil isimleri geliyor. ‘60’larda ise Erzincanlılar ve Giresunlular gelmiş. Orhan Gazi ağabeyimizin Ali Rıza dediği de Erzincanlılardan Ali Rıza Çaylak olmalıdır. Bu adam orada bir Şark Kahvehânesi ve bir de yazlık sinema açmış.

12 EYLÜL’ÜN KURGUSU GECEKONDU MAHALLESİNDE

Hafikliler ve Erzincanlılar Alevi, Arnavutlar ise Bektaşi olduğundan mahallede uzun yıllar boyunca bir hır gür çıkmamıştır, ancak Giresunluların gelmesiyle birlikte mahallenin huzûru bozulmuş, Arnavutlar ile Giresunlular arasında hemen her gün bir arazi çatışması çıkmaya başlamış. 12 Eylül’ü hazırlayan yıllardaysa bir üst akıl mahalleyi solcu yapacak, yukarıdaki Mecidiyeköyü’nden ve Şişli’den indirdikleriyle de Okmeydanı’nda sağ-sol çatışmasını başlatacaktı. Gecekondu mahalleleri 12 Eylül’ün kurgusu için hayli elverişli mahallerdi. Şimdi hangi fraksiyondan olduğunu çıkaramayacağım, ‘78’de Süleymaniye’deki kahvehânelerde Okmeydanı’ndan Orhan Karaca’nın ismi sıklıkla geçerdi, aklımda yanlış kalmadıysa da aynı yıl içinde Orhan Karaca pusuya düşürülüp öldürülecekti.

BİR ALAIN DELON ŞENLİĞİNE DÖNÜŞEN ŞUBAT AYI

İsterseniz gecekondu mahallelerinin 12 Eylül’ü kurgulayanlarca kullanılmasını burada kesip, ’71 yılına yeniden döneyim. Yazımı okuyan bir arkadaşım Ocak ayında hangi filmleri setrettiğimi sordu. Baktım ki haklı, gecekondular, traktörler ve minibüsler derken sayfamda sinemalara yer kalmamış. Oysa, Atlas Sineması’nda Halit Kıvanç büyüğümüzün anlattığı “Mexico 70” filmini iki defa seyretmiştim, Dünya Sineması’ndan Alain Delon’un “Sen Benimsin” şaheseri, Konak Sineması’ndan ise Tony Curtis-Monica Vitti şamatası “Bekâret Kemeri” aklımda. Ama, “Batının 4 Devi”, “Büyük Macera” ve “Generallerin Gecesi” filmlerinin bizim yakaya geçmesini bekleyecektim.

Şubat ayı benim için film festivalinden farksızdı, Kızıltoprak’taki Kent’te Alain Delon’un “Motosikletli Kız”, Şaşkınbakkal’daki Atlantik’te “Elveda Mr. Chips” ve Kadıköyü’ndeki Süreyya’da ise “007 James Bond Kraliçenin Hizmetinde” vardı. Beyoğlu’ndaki Yeni Melek’te ve Şişli’deki Kent’te “Kiev’deki Adam”, Çemberlitaş’taki Şafak’ta da “Ölümden Korkmayanlar” beni hayli heyecânlandıran filmler olmasına rağmen, onları daha sonra bizim yakada seyrettiğimi anımsıyorum. “Kiev’deki Adam” filmini Küçükyalı’daki ‘63’te annemle berâber seyrettiğimizden kesinlikle emînim de, “Ölümden Korkmayanlar” için maalesef bir kayıt tutmamışım.

RENAULT 12 VE MURAT 124

Okula gidiyorsun, sıra arkadaşın babasının altı ay sonra satışa çıkacak yerli Renault 12 otomobil için ismini yazdırdığını söylüyor, bakkala gidiyorsun adamcağızı gazetelerin birindeki tam sayfa Renault 12 ilanına dalıp gitmiş buluyorsun. Gazetelere Mais’in tam sayfa verdiği ilanları iyi anımsıyorum, o ilanlara “Renault 12 için sıra kaydına başlandı” başlığı atılmıştı. Sıraya girmeniz içinse Yapı ve Kredi Bankası’nın, Ziraat Bankası’nın ve Öğretmenler Bankası’nın bir şubesine otuz bin lira yatırmanız yeterliydi. Banka o parayı Mais’in hesâbına havale ediyor, bir müddet sonra da Mais’in Fındıklı’daki “Meclis-i Mebûsan Caddesi, No. 325” adresinden size bir sıra numarası geliyordu. Çocuk kafası ya, Renault 12’nin çizgilerini çok sert bulmuştum, hâlâ favorim “Edremit Yeşili” rengindeki yuvarlak hatlı Anadol marka otomobildi. Renault 12 derken, 12 Şubat’ta Bursa’da TOFAŞ otomobil fabrikasının açılıp Fiat 124 şasesi üzerine ilk Murat 124 otomobilleri üretmeye başladığını ise ıskalamayalım. Murat ismine Cevat Fehmi, Burhan Felek, Nazım Terzioğlu, Hulki Alisbah ve Bernar Nahum gibi şöhretlerden oluşan bir jüri karar vermiş, İtalyanlar da bu ismi onaylamışlar.

Halktan ilk Anadol otomobil sâhibinin Erkan Özaksun olduğu aklımda kalmış da, bu Erkan Özaksun kimdir, bilmiyorum. Ama, Anadol kullanan şöhretler derseniz, size şıppadak Renç Koçibey, Demir Bükey, Serdar Bostancı ve Romolo Marcopoli isimlerini verebilirim. Murat 124 kullanan ilk şöhret ise Ajda Pekkan’dı, galiba bir ara Bülent Ecevit’in makam aracı bile olmuştu. Renault 12’yi İzmir Fuarı’nda Hümeyra tanıtmıştı. Peki, ilk Renault 12’nin plakasının “45 FN 941” olduğunu biliyor muydunuz? Renault 12’nin çekişi keçiye benzediğinden rallilerde Faruk Süren, Lemi Tanca, İskender Aruoba ve Aytaç Kot gibi çılgınlar tarafından tercih edilecekti.

BAĞDAT CADDESİ’NE İNİNCE

Geçen hafta sizi Ayşe Çavuş Caddesi’nin Bağdat Caddesi’ne kavuştuğu köşedeki boş arsaya kadar indirmiştim değil mi, hadi oradan devâm edelim. Sağda, arsadan sonra vaktiyle Dr. Vamık İsvan Bey’in 397 kapı numaralı ahşap köşkü varmış, Vamık Bey’in ‘37’deki vefâtından bir süre sonra bu köşk yıktırıldığından bilmiyorum, sadece Müfid Ekdal ağabeyimizin semtimizin konaklarını anlattığı kitabında bir fotoğrafını gördüm. Köşkün arsasına çok katlı Danış Bey ve Eren apartmanları dikilmişti. Boş arsanın tam karşısındaki, yani Plaj Yolu Sokak’ın Bağdat Caddesi’ne kavuştuğu köşedeki Garan Köşkü’nü herkes anlatırdı, biz Erzincan’dayken 10 Ağustos 1967 günü yıktırılıp yerine Garan Apartmanı dikilmiş. Köşkün mimarı Seyfettin Arkan’mış, İhsan Sami Garan köşkünün arsasını ‘36’da Mehmet Küçükdeveci’den satın alarak ‘37’de iki buçuk katlı kâgir köşkünü inşâ ettirmiş. Köşkün arsasının Mehmet Küçükdeveci’nin üzüm bağı olduğu söylenip yazılıyorsa da, ben bu bilgiyi teyid edecek resmî bir kaydı görmedim.

Garan Apartmanı’nı geçince Mehmet Küçükdeveci’nin köşkü ‘71’de metrûk ve bakımsızdı. Onun ayakta ölümü beklemesi rûhumu feci acıtırdı, Allahtan ‘96’da Vakko’ya geçti, firma harap köşkü restore etti ve İstanbul’a kazandırdı. Ondan sonra üç katlı Yağcıların köşkü geliyordu, benim arşivimde hem Mehmet Küçükdeveci’nin köşkünün yüzyıl başından hem de Yağcıların köşkünün yıktırılmadan önceki fotoğrafları bulunuyor. Plaj Yolu Sokak’tan Mücahit Sokak’a kadarki ara sokakları ise ’50 öncesi için unutun, iki sokak arasında Reşid Paşa’nın köşkü dillerdeydi ama ne kadar araştırırsam araştırayım köşk hakkında sıhhatli bir bilgiye rastlayamayacaktım. Suâdiye’nin ‘40’lı yıllarında çocukluklarını yaşayanlar da köşkü anımsamıyorlardı ama bana arazisindeki bir pansiyondan bahsetmişlerdi.

Mehmet Küçükdeveci’nin ve Yağcıların köşklerin altında, deniz tarafında, Thomas Charles Tucker’ın, Abbas Celâl Bey’in ve Rauf Paşa’nın köşkleri sıra sıraymış. Bizim Tucker, 1828 yılında İstanbul’a yerleşen Charles E. A. Tucker’ın oğluydu, Suâdiye’ye inşâ ettirdiği malikânesine “Thornclyffe” ismini verip, ‘41’deki vefâtına kadar orada harika günler geçirmişti. “Thornclyffe” malikânesinin nasıl bir şey olduğunu kime sorduysam da, hepsi kem küm edip durmuştu. Kimse orayı “Thornclyffe” ismiyle bilmiyordu, ben de yıllar sonra “Levantine Heritage” sitesinden öğrenecektim. Oysa, malikâne ’59 yılında yıktırılmış, arazisine de Ersoy Sitesi kondurulmuştu. Merâklısı için not düşeyim, “Levantine Heritage” sitesine bakan, malikânenin ve Thomas Charles Tucker’ın fotoğraflarını görecektir. “Thornclyffe”, yedi basamaklı mermer bir merdivenin yüksekliğindeki zemin üstüne iki katlı inşâ edilmiş , ön cephesinin küçük bir bölümüne de çatı katı kondurulmuş.

Pembegül Sokak’tan çıkıp, Şaşkınbakkal’a doğru yürüyelim, Küçük Ağa Sokak’ta Kemal Tahir, Semiha Sıdıka Hanım ve koca kafa sarman kedileri var, kapısını çalsanız, belki Naci Çelik Berksoy’a, Hulki Aktunç’a, Selim İleri’ye ve Fikret Ürgüp’e rastlarsınız, çilekeş Semiha Sıdıka Hanım ise mutlaka gündüzün bir kadeh konyak ikrâm ederek, sadece Fikret Ürgüp’e kıyak geçiyordur. Şaşkınbakkal meydanına vardık mı, bir yanda Sakibe Hanım’ın tek katlısı, diğer yandaysa Hüseyin Kuru’un bakkalı duruyor. ‘71’de Suâdiye Sineması ne arar, karşıya geçsen de Kâzım Kulan Çarşısı’nı bulamazsın, sadece Atlantik Sineması herkesi renkli hayâllere sürüklüyordu.

Atlantik Sineması’nı önümüzdeki haftaya bırakıp, sizi Koşar Çarşısı’nın çatısındaki gece kulübüne çıkarayım, beni yaşımdan dolayı içeriye sokmazlar ama hepinize oradan bir Kâmuran Akkor şarkısı dinletebilirim. Hazır mısınız, merdivenlerden çıktıysanız son kattaki kapıyı itin ve içeriye girin. İşte, karşınızda Kâmuran Akkor denen ufacık tefecik ve bir deri bir kemik âfet-i devrân. “Bir daha âşık olmak mı, tövbeler olsun / Seviyorum seni dersem dilim tutulsun / Bağrıma taş bastım, haberin olsun / Yemin ettim aşka, tövbeler olsun”. Siz Bizim Sokak’ta birkaç kadeh ateş suyu atarken, ben Kâmuran Akkor’u Uğur Apartmanı’nda İstanbul Plak’ın 45’liğinden dinleyeceğim. Çünkü, onun sahnedeki sesinden değil ama 45’likteki sesinden balık etli bir hoşor çıkmasına bayılıyorum…

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.