Takipteki alacaklar trilyon eşiğinde
Son bir aydır iletişimde olduğum sanayicisinden tüccarına, bankacısından sigortacısına, emeklisinden memuruna, asgari ücretlisinden beyaz yaka orta düzey yöneticisine herkes, eski bir bankacı olmam sebebiyle illa fon krizi hakkında biraz sohbet etme eğilimindeydi.
Kimisi sebebini, kimisi olası sonuçlarını merak etmekle beraber istisnasız şekilde sohbetlerde fon krizinin hemen ardını takip eden mesele, bankaların ve dolayısıyla kredilerin durumu oldu.
Hanehalkı mensupları tüketici kredilerinin ne zaman ucuzlayacağı ve bollaşacağı, kredi kartı faizlerinin ne zaman düşeceği hususlarına odaklanmış durumda.
Çoğu, borcunu borçla çevirdiğinden, sürekli daralan limitleriyle nereye kadar ayakta kalabileceklerini hesaplayabilmek için soruyor.
Bir de hazır fiyatlar yerinde sayıyorken konut kredilerinde küçük de olsa bir indirimle fayda edinmenin hayalinde olanlar var. Ama sayıları şu an için çok az. Bu kadar yüksek faiz varken ve piyasada bunca sıkıntı mevcutken pek aceleleri yok. Bankada yatan parayla yaşamaya ciddi şekilde alışmış durumdalar.
İş dünyası mensuplarının hali ise hepten can sıkıcı. Bir yanda ihtiyaç kadar büyümeyen ve kullanımı mümkün olsa dahi faizleri çok yüksek olan banka kredileriyle, diğer yanda özellikle KOBİ’lerin kılıcı olan çeklerin performanslarının bozulmasıyla ve tabii ki son olarak da çok zorda kalanların son durağı olan faktoring şirketlerinin fon kriziyle sallanmaları sonrası limitlerini kapamalarıyla başları ciddi belada.
Açlık sınırı altında 3 yılı aşkındır hayatta kalma mücadelesi veren emekli ve asgari ücretlinin dertleriyse tam anlamıyla “evine ekmek götürmek için çalışmak” beyanıyla ifade edilecek derecede üzücü.
Bir de öğrenci kardeşlerimiz var. En çok da canım onlara sıkılıyor. Hayatlarının en güzel zaman aralığı yanlış yönetim ve birilerinin lağım gibi ortaya patlayan finansal rezilliklerinden ötürü, ağır bir yoklukla heba olup gidiyor.
Tüm bu saydığım toplulukların, yani işçisinden patronuna, emeklisinden memuruna, öğrencisine kadar toplumun tamamı boğazına kadar borca batık şekilde bir kurtuluş kapısı arıyor.
Onlarca aydır en azından “ümitlerini yaşatmak” için sabır eden bunca insan fon krizi ile beraber ciddi derecede bu yaşatma mücadelesinden vaz geçmiş durumda. Artık sadece hırsızlara/dolandırıcılara beddua ediyorlar.
Öyle ki, hala bu doymak bilmez sömürgenleri korumaya ya da yaşananları sulandırmaya, hafifletmeye çalışan tipler sosyal medya gönderilerine aldıkları çok ağır geri dönüşlerden ötürü vatandaşa yorumlarına kapamak zorunda kaldılar.
Yaşananların vehametini daha iyi anlamak için meseleyi biraz da veriler üzerinden değerlendirmek lazım.
Bireysel kredilerle kredi kartlarında takip oranı %5,52 ile rekor seviyeye ulaşmış durumda. KOBİ kredilerinde ise bu oran %4,21'e yükseldi.
2024 başında %1,56 olan KOBİ takip oranı iki buçuk yılda yaklaşık üç katına çıktı ve Covid döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Her iki seride de eğim yukarı yönlü ve ivme kazanıyor. Unutulmamalı ki bu oranlar 90 günlük ödeme gecikme süresini aşanların yani kanuni takibe düşmüş olan borçların oranı. Daha 90 güne ulaşmamış ama 30 günü aşmış, yüz milyarlarca liralık idari takip rakamları da 90 günü aşma yoluna girmiş durumdalar. Bu nedenle her geçen gün batık oranları hızla artmaya devam ediyor.
Evet, takip oranı kredi riskinin en geç görünür hale geldiği göstergedir. Bozulma önce çek ve ticari alacak tarafında başlar, taksit ödemelerine ve son aşamada takip hesaplarına yansır. Bu nedenle öncü göstergelere de bakmamız gerekiyor.
İbraz edilen çek adedi Eylül'de %30, Ekim'de %27 azaldı. Piyasada dönen çek sayısı daralırken karşılıksız çek adedinin oranı %3,0'a, tutarının oranı %3,9'a yükseldi.
Her iki oran da 2019'dan yani Trump ile yaşanan sürtüşme sonrası hem “Papazı” verdiğimiz hem de ekonomik krize girdiğimiz dönemden bu yana en yüksek seviyede.
Tutar oranının adet oranından hızlı artması, karşılıksız çıkan çeklerin ortalama büyüklüğünün arttığını ve sorunun daha büyük ölçekli firmalara sirayet ettiğini gösteriyor.
Bir de yine o “Papaz Krizi” döneminden kalan konkordato kapısı var. O kapının verileri de aynı olumsuz yönde. Konkordato kararları 2023'te 1.516, 2024'te 3.497, 2025'te 6.361 oldu. 2026'nın ilk on ayında 4.936'ya ulaştı.
Bankaya borcunu ödeyemeyen KOBİ sayısı 277 bin 500, bunların 218 bin 772'si mikro işletme. Mikro işletmelerde temerrüdün temel kaynağı çoğunlukla tahsilat gecikmesi. Alacağını zamanında tahsil edemeyen işletme banka borcunu ve tedarikçi ödemesini aksatıyor, bu da ticari alacak zinciri boyunca temerrüdü yayıyor.
Pahalılık da ayrı bir dava. Maliyet tarafında bireysel kredilerde bileşik faiz %62,1, ticari kredilerde %51,7. Bu düzeyde finansman maliyeti, kar marjı sınırlı ve borçla çevrilen işletmeler için borç servisini sürdürülemez hale getiriyor. Yüksek faiz taksit yükünü artırıyor, artan taksit yükü takip oranlarına doğrudan yansıyor.
Bankaların takipteki alacakları geçen yıl bu dönemde 519 milyar TL idi. 23 Ekim 2026 itibarıyla 965 milyar TL'ye yükseldi. Bir yılda %90'a yakın artış söz konusu ve trilyon TL eşiği aşılmak üzere.
Bu aşamada bankalar tarafında bireysel ve ticari ayrımı yapılmadan, çok acil olarak, ödemesiz dönem içeren ve uzun vadeli bir yapılandırma programına ihtiyaç var. Takibe düşmek üzere olan bir alacağı yapılandırmanın maliyeti, takip ve tasfiye sürecinin maliyetinden düşüktür.
Fakat bugün bankaların astronomik faizlerle yapılandırma taleplerini yönetmeye çalıştığını görüyoruz.
Büyük hata yapıyorlar!
Elbette amaçları para kazanmak değil sermayelerini korumak. Fakat bu işten bu şekilde çıkmaları ve tasfiyeleri başarılı şekilde tamamlamaları imkansız.
Bu iş bankaların tekil insiyatifleriyle aşabilecekleri seviyeyi çoktan geçti.
Devletin güvencesi ve desteğinde, bankaların sermayelerini eritmeyecek ama vatandaşı da borç batağından çıkaracak bir formülle ihtiyaç var.
En nihayetinde yaşananların başat sorumlusu ne vatandaş ne de bankalar…
“Kapayın gözlerinizi 6 ay, bakın neler olacak” diyenlerle 40 ay yüksek faizle milleti dert sahibi edenlerin ektiklerini biçiyoruz…
Elbette, yapılandırma tek başına yeterli olmayacaktır.
Gidişatın yönünü değiştirmek için ekonomi yönetiminin çok kapsamlı ve etkili bir plan hazırlaması, bu planı kimseyi dışarıda bırakmayacak ve atıl kalmayacak yasal düzenlemelerle desteklemesi gerekiyor.
Geçmiş yapılandırma uygulamalarının bir kısmı dar kapsam nedeniyle beklenen etkiyi yaratamadı. Bu kez kapsamın geniş, uygulamanın hızlı olması lazım. Yeterli kapsama ulaşması için en az son 3 yıllık tüm batıklarla beraber gecikmesi 30 günü aşmış tüm canlı kredileri kapsamalı!
Zor bir şey önerdiğimin farkındayım. Bununla beraber 2018-19 krizinde bizzat sorunlu krediler tarafında çalışmış biri olarak geçmişle bugünü kıyasladığımda, üzerimize gelen tsunamiden başla türlü kaçış şansımızın olmadığından adım kadar eminim…
