Ve siyasallaşan yargıda yeni eşik

Mihalgazi’nin AK Partili Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün’ü kıyafeti üzerinden hedef alan, alaycı ve aşağılayıcı ifadeler kullanan İYİ Partili Mehmet Emin Korkmaz, sosyal medya paylaşımı nedeniyle önce gözaltına alındı; ardından da “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla tutuklandı.

Öncelikli olarak Zeynep Güneş Akgün’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Güneş Akgün ülkemizdeki aşağılık bir şekilde saldırılan, küçümsenen, alay edilen, hatta namusu üzerinden linçlenen ilk kadın değil, sonuncusu da olmayacak. Emine Erdoğan, Hayrunnisa Gül, Semiha Yıldırım, Dilek İmamoğlu, Başak Demirtaş, AK Partili, CHP’li ve DEM Parti çizgisindeki kadın siyasetçiler, kadın gazeteciler, akademisyenler kimler linçlenmedi ki… Burası Türkiye ve maalesef ülkemizde siyasetçisinden, iş adamına, akademisyeninden gazetecisine ülkemizde mebzul miktarda beyinsizler var ve yaşamaya devam ediyorlar, maalesef işte böyle zaman zaman inlerinden kafalarını çıkartıyorlar.

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Mehmet Emin Korkmaz’ın sözlerinde aşağılama var, sınıfsal küçümseme, dışlama var, mensubu olduğu siyasi partiyi aşağılama var, önyargı var, nefret var, onur zedeleme, değersizleştirme var, aşağılama teşhiri var, eğitim küçümsemesi var… İnsanlıktan nasibini alamayan bu kişi 140 karaktere bütün vandallığını, hadsizliğini, terbiyesizliğini sığdırmış. Hatta yaptığı “vallahi benim annem bundan iyi yönetir” mukayesesi ile kendi annesini de aşağılıyor, bu durumda ağzına iyi bir anne terliğini hak etmiyor değil.

Fakat ceza hukuku “aşağılık sözler söyledi” diye devreye girmez, sözlerinin utanç verici olması, nefret unsurlarını taşıyor olması otomatikman TCK 216’lık bir suç olduğu anlamına gelmez.

Çünkü Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesine göre bir kişinin “Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik” etmesi ve daha da önemlisi yaptığı tahrikin “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturmuş olması” gerekiyor.

Bu son şart, AB sürecinde Ak Parti tarafından 2004 yılında kanuna konulmuştu, çünkü çok istismar ediliyordu. O yüzden “açık ve yakın tehlike” şartı ilave edildi, bu şartı oluşturmamışsa, suç sayılmayacaktı.

Ama siyasallaşan yargı kanunun bu son şartına bakmıyor.

Mehmet Emin Korkmaz’ın sözleri ise bir belediye başkanını kıyafeti üzerinden hedef alıyor onu değersizleştirmeye dönük aşağılayıcı bir üslup kullanıyor. Tamam sözlerinde “kimlik” çağrışımları da var; ama TCK 216’nın aradığı şey kimlik çağrışımı değil, toplum kesimlerini birbirine düşürme ve “açık ve yakın tehlike” meydana gelmesi.

Dolayısıyla Türk Ceza Kanunu’nun 216. Maddesi “kötü söz”, “aşağılama”, “alay” maddesi değil, toplum kesimlerini birbirine karşı kışkırtan ve somut tehlike doğuran eylemlere yönelik konulmuş yüksek eşikli bir kilittir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da bu çıtanın altı kalın kalın çizilmiştir ‘tahrikin, farklı halk topluluklarını birbirine karşı düşmanlığa sevk etmesi ve somut tehlike doğurması gerekir’ diye.

Eğer bu kilit böyle durumlarda açılmaya başlarsa, gerçek nefret ve tahrik vakalarına yönelik kavramlar aşındırılmış olur.

Ceza hukukunu linç polisliğine çevrildiğinde zaten kötü olan hukuk sistemi hepten alaşağı edilmiş olur.

Gelelim madalyonun öteki yüzüne…

AK Partili Zeynep Güneş Akgün’e yapılan linç girişimin beraberinde tutuklama getirmesi bir kez daha ülkemizde ikili hukuk sisteminin olduğunu ortaya çıkardı.

Soru şu:

Yerel kıyafetler giymeyi seven Zeynep Güneş Akgün CHP’li ya da İYİ Partili olsaydı. Yargı Mehmet Emin Korkmaz için devreye girer, savcılık ivedilikle soruşturma başlatır ve hakim 24 saat içerisinde Korkmaz hakkında TCK 216. Maddeden tutuklama kararı verir miydi?

Ben söyleyeyim kesinlikle hayır.

Nereden mi biliyorum? Bir kehanette bulunmuyorum elbette, bugüne kadar olanlardan biliyorum…

Bir hukuk devletinde böyle bir durumda en fazla Mehmet Emin Korkmaz hakkında savcılık “kamu görevlisine hakaret, aşağılama” suçuyla soruşturma başlatırdı, gider ifadesini verirdi. Bir kamu davası açılsa bile Mehmet Emin Korkmaz tutuksuz yargılanırdı. Ama en fazla bu kadarı olurdu.

Ceza hukuku son çaredir toplumun öfkesini boşaltma kanalı değil, hele hele iktidarı koruma kalkanı, iktidar siyasetçilerine dokunanı yakma sopası hiç değil.

Sabah akşam ülkemizin hukuk devleti, yargının bağımsız olduğunu söyleyen Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un bu durumda yargının verdiği “tutuklama” kararını eleştirmesi, ‘ortada karartılacak delil yok, yaptığı sosyal medya paylaşımındaki bütün delil ortada, kaçırılacak, karartılacak delil yok neden tutuklama kararı veriliyor, tutuklama ders verme aracına dönüştürülmemelidir’ demesi gerekir…

Ama hiçbir şey demiyor…

Mehmet Emin Korkmaz’ın bu rezil paylaşımının bedelini yargı değil siyaset ve toplum ödetmelidir. Karşılık siyaset ve toplumdan gelmelidir ki geldi de nitekim. Partisi sahiplenmedi, açık kınamayı anında yaptı, disiplin mekanizmasını işletti. İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu AK Partili Güneş’i aradığını maruz kaldığı aşağılık tavrı kınadığını ilettiğini, kendisini ayrıca makamında ziyaret edeceğini söylediğini duyurdu.

Kamuoyu en sert tepkiyi verdi. Kimse Zeynep Güneş Akgün’ün partisine bakmadı.

Bu dil utanç vericidir evet ama utanç verici olması tutuklanması gerektiği anlamına gelmez. Bu gidişatın ülkeye hiçbir faydası da olmaz.

Bırakın böylesi vandallıkların cezasını toplum versin siyaset versin…

Sonuçta bu sadece bir belediye başkanını kıyafeti ya da bir parti mensubunun vandallığını, zorbalığını değil aynı zamanda ülkemizin hukuk devletiyle ilişkisini ortaya koyan bir hadisedir. Çünkü bir yanda zaman zaman kadınları kıyafetleri, yaşam tarzları üzerinden aşağılayan, linçleyen paslı bir zihniyet var, sürekli yer gösteriyor kâh “Suudi Arabistan, İran”, oluyor kâh “ahır” kâh “ev, mutfak” oluyor. Şimdi buna bir de bu zihniyete karşı fikirle değil yargı sopasıyla konuşmaya hevesli bir devlet refleksi ortaya çıkmaya başladı.

Bu iki hastalıklı tutumun aynı ayna aynı şiddetle reddedilmesi gerekiyor.

Çünkü rezilliği, böylesi kepaze zihniyeti cezalandıracak olan toplum ve siyasettir. Yargı değil.

YORUMLAR (1)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.