Arkadaşlar, bir sorum var…
Berlin’de geçirdiğim üç gün sonrasında ülkeye döndüm ama Almanya’da -ve dünyada- meydana gelen gelişmeler peşimi bırakmıyor.
Almanya’dan yeni haber, son seçimde sandıktan birinci çıkan sol muhalefet yönetime geldiğinde, yetkilerini sınırlayıp mali imkanlarını kısacağı, sayılarını azaltacağı endişesiyle, Berlin’de görevli polislerden başka eyaletlere tayin imkanını araştıranlar çıktığına dair.
Allah, Allah…
İktidara gelme hazırlığında ‘sol’ iddialı bir parti bizde de var, herhangi bir temel sorunda ayrıntılı bir programlarının varlığından söz edilmiyor ama.
Kamuoyu yoklamalarında ‘kararsızlar’ hâlâ ihmal edilemeyecek kadar kalabalık bir kitle.
Dünya ile burada ayrışıyoruz.
‘Aşırı sağcı’ ithamına muhatap AfD’nin ilk seçimde iktidara geleceğine dair beklentiler yaşanan Almanya’da, Elif Eralp adlı bir genç kadının başını çektiği ‘sol’ bir parti, ülkenin başkentinde en çok oyu alarak sandıktan birinci çıkabildi.
Tıpkı Viktor Orban’ın, Macaristan’da, 16 yıl boyunca sımsıkı elinde tuttuğu iktidarını iki yıl öncesine kadar partisi üyesi iken muhalefete geçen Péter Magyar’a kaybettiği gibi.
Ve en son Trump destekli genç 45 yaşındaki Flávio Bolsonaro’nun karşısına dikilen 80 yaşındaki emektar ‘sol’ lider Lula da Silva’nın, pazar günü yapılan seçimde, rakibinden 4.4 milyon fazla oy alarak (%51.79) Brezilya’da dördüncü kez cumhurbaşkanı seçilmeyi başarabildiği gibi.
Sırbistan’da da iki yıldır süren öğrenci protestolarının ardından erken seçime gitmek zorunda kalan Aleksandar Vučić, önceki gün yapılan seçimde öğrenci hareketinin zaferini kabul etti.
Fransa’da ise bayağı gençler -çoğunluğu lise öğrencisi- birkaç önceki neslin 1968’de tam başaramadığını sanki tamamlamak için sokaklarda.
Amerika’da bir hafta sonra yapılacak Temsilciler Meclisi’nin bütün üyeleri ile Senato üyelerinin üçte birini yenileme amaçlı ara-seçimde, muhalefeti ‘ülkeye komünizm getirmek’ ile suçlayan Trump’ın, bozguna uğrama endişesinin her gün büyüdüğü görülüyor.
İki yıl önce bir kez daha denenme şansını elde etmişti yeniden başkan seçilerek Trump. Önümüzdeki seçim öncesinde ise, yenilgi sonrası senaryoları konuşulmaya başlandı ABD’de.
Tabii seçim adil ve dürüst bir ortamda yapılırsa…
Amerikalılar bu konularda tereddütlü.
Seçimlerin adil ve doğru yürütüleceğine güvenen Amerikalıların oranı %61. Oyların doğru sayılacağına güvenenler %65. Gerisi? Kuşkulu.
Daha çarpıcı olanı, Washington Post/ABC News/Ipsos anketine göre, Amerikalıların %70’inin, Cumhuriyetçiler seçimde büyük kayıplara uğrarsa Trump’ın sonucu kabul edeceğinden kuşku duyması. Demokratların %94’ü bu kuşkuyu paylaşıyor hatta Cumhuriyetçilerin %36’sı da.
“Korkunun ecele faydası yok” derdi eskiler.
Elif Eralp’ın liderliğinde ‘sol ittifak’ Berlin halkını kendilerine oy vermeye ikna edebiliyor.
Macaristan’da halk, gidilen ilk seçimde, yeni bir muhalefet liderinin öncülüğünde Orban’ı yenilgiye uğratabiliyor.
Brezilya seçmenleri geçmişi karanlık bir ailenin Trump destekli genç veliahtının kendilerini yönetmesine razı olmayıp ihtiyar sosyalisti iktidara taşıyor.
ABD’de Trump, azlini de getirebileceği konuşulan, partisini zorlayacağı belli bir ara-seçimden kaybederek çıkma endişesiyle muhaliflere ağıza alınmayacak iddialarla saldırıyor ve en korkulan büyük ihtimalle başına gelebileceğe benziyor.
Ve Türkiye…
Dostlarım “Muhalefeti eleştirme” tavsiyesinde bulunuyor. İyi de hani demokrasi ancak iktidar olabilecek bir muhalefetin de bulunduğu sistemin adıydı?
Muhalefetin görevi kendisini iktidara hazır hale getirmek ve iyi yöneteceğine halkı ikna etmek değil midir?
AK Parti Avrupa’da uzun süreyle iktidarda kalma rekorunu kıralı çok oldu.
İktidar yalnız bugünü, ilk seçimi düşünmüyor. Gözünü 2053’e, 2071’e dikmiş durumda ve halka bu hülyanın gerçekleşebileceği hissini her gün yeniden verebiliyor.
Ekonomik sıkıntı yok mu ülkede? Asgari ücretliler, emekliler, geniş kitleler ay sonunu getirmekte zorlanmıyorlar mı? Çalışanlar kadar iş dünyasını da şikayet ettirecek yanlışlıklar yaşanmıyor mu? En büyük sanayi şirketleri son bir ayda borsadaki değerlerinin yarısını kaybetmediler mi?
Fon skandalı ile ortaya dökülen, iktidara yakın isimlerin de anıldığı, yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen, milyarlarca dolarlık fonları kapsayan usulsüzlükler ve piyasa manipülasyonları iddiaları yeterince göz açıcı değil mi?
Bu soruların hepsinin cevabı aynı: Evet.
Peki de, kamuoyu yoklamaları neden farklı sinyaller veriyor?
Neden muhalefet iktidar olabilme umudu veremiyor ve seçmenler sandığa gitme veya iktidarla muhalefet arasında tercihte bulunma konularında ‘kararsız’ kalıyor?
“Muhalefet” diye anılanlara bu soruyu soruyorum: “Ha, neden?”
