Ders alınıyor mu?
Suriye’den ürkütücü haberler gelirken, taze örnekler önümüzde;
Maduro zımnen “Ben kendi ülkemi iç sömürge gibi yöneteyim ve buna kimse ses çıkarmaz” havasındaydı…
Trump da alenen “Ben alemin kralıyım, en güçlü benim ülkem, devlet başkanı falan dinlemem gider yatağından karısı ile alır gelirim” tavırlarındaydı…
İş karakolda bitti.
Günün sonunda Maduro, mahkeme salonunda “ben devlet başkanıyım, uluslararası hukuka aykırı bu yapılan” diyerek kendini savundu.
Trump da alet çantasından hukuku çıkartır gibi yaptı:
“Maduro meşru devlet başkanı değil, seçimi çaldı, terörist, hukuka uygun değil…”
Bakıyorsunuz en haydudu da en zorbası da günün sonunda yarım ağız da olsa gelip “hukuk” demek zorunda kalıyor.
Herkes hukuk diyor ama sürekli kırılmak istenen de hukukun kuralları.
Trump’ın dünya kovboyluğundan sonra güncel ve aktüel bir soru var:
“Sırada kim var?”
Ortalık yerde “sırada ders almayanlar var” diye bağırasım geliyor…
Kimisi “sırada İran var” diyor. Bakıyorsunuz İran da petrol zengini ve önemli bir jeopolitik ve stratejik konuma sahip. Ama halkı baskı altında, korku ile yaşıyor aynı Venezuella halkı gibi.
Hukuk derseniz iki ülkede de hak getire…
Venezuella, hukukun üstünlüğü endeksinde 143.sıra ile en sonda, İran da 128. sırada.
Maduro olayı üzerine başlayan sosyal medya tartışmalarında “Çin, bir sonraki Venezuela mı olacak?” sorusuna da rastlamak mümkün, hatta bu sorunun öne çıktığını bile görüyoruz.
Çinlilerin kimileri “döngüsel ekonomik durgunluğun daha çok yapısal nitelik kazandığı, ani bir çöküş değil ama yavaş bir çürümenin” Çin’i bir sonraki Venezuella yapabileceğini iddia ediyor.
Tartışmanın daha milliyetçi olan tarafında olanlardan ise farklı sesler çıkıyor. Artık dünyayı “ilkelerin değil gücün belirlediğini” bu nedenle Çin'in Amerika Birleşik Devletleri'nden “ders” alarak Tayvan liderlerini "doğrudan tutuklaması" çağrısı yapanlar da var.
Buyur buradan yak…
Maduro ve eşinin evinden alınmasının, içinde büyük riskler barındıran, hukuku kötürüm eden berbat bir emsal olduğu açık.
Türkiye’ye gelirsek… Maduro haklı olarak “egemen devlet ve uluslararası hukuk ilkeleri” argümanlarıyla büyük bir destek gördük.
Mevcut durumun öfke yaratan haksızlığı, Amerikan karşıtlığının hazır olan mayası ile daha da köpürdü.
Ancak fazlasıyla unutulmak istenen gerçekler de oldu.
Maduro seçimi çalmış, ülkesini dünyanın en hukuksuz ülkesi yapmış, halkını açlığa mahkûm etmiş, 8 milyon insanın ülkeden göçüne neden olmuş bir diktatör.
Diktatörleri ve dünya diktatörü olmaya kalkışanı, kısacası ikisini de birlikte kınamak, eleştirmek, ortak mutabakat noktamız olması gerekmez mi?
İç hukuk ve dış hukuk bir bütün değil mi?
Cumhur İttifakı’na baktığımızda ise Venezuela konusunda ortak mutabakat yakalama bir yana ciddi bir makas açıklığı görüyoruz.
Erdoğan’ın daha sakin açıklamasına karşın Bahçeli çok yüksek tonda bir had bildirme çağrısında bulundu.
Bahçeli, Maduro’ya yapılan saldırıyı hukuk dışı bir saldırı olarak değerlendirerek, “Muhatap Venezuela halkıdır, sorumluluk Venezuela halkınındır; seçimle gelenin seçimle gitmesi, suç işleyenin, suçu olanın kendi ülkesindeki mahkemeler önünde hesap vermesi bir demokrasi ve hukuk normudur” dedi.
Geldik mi gene hukuk ve demokrasiye…
Burada da çelişkiler artıyor… Kocamanlaşıyor.
Muhatap Venezuella’da halk, çok güzel…
Peki Suriye’de halk yok mu?
Hatta Bahçeli demedi mi; “Halep’te zaman geldiğinde coğrafya yeni baştan aslına dönecektir”… “Ya mutabakatla ya da zorla Suriye’nin üniter yapısı, siyasi ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmeli, bilhassa Arap aşiretleri Şam yönetiminin ön şartsız yanında durmalıdır.”
Suriye’nin üniter yapısını “zorla” kim tesis edecek? Colani mi? Yoksa Suriye’nin dışındaki bir güç mü?
Gündemde Grönland’ı, Küba’sı, Kolombiya’sı, Ukrayna’sı, Tayvan’ı ve de Suriye’si derken… Venezuella’da yaşanan hazin gelişmeden hukuk dersi alınmış bir hal pek yok gibi.
Oysa yaşanan ve daha da yaşanacak olan bu küresel depremde gardımızı alacak bir stratejiye ihtiyaç var. Daha doğrusu eğip bükmeden tutarlı ve ilkeli bir hukuksal duruşa ihtiyaç var.
Çünkü laf olsun diye hukuk ve demokrasi çığırtkanlığı bir yere kadar. Erken uyarı sinyallerini almak ve pozisyonu evrensel hukuka göre belirlemek zamanı.
Sıranın kime geleceği gibi, kimden ne geleceğinin de bilinmediği zamanlardan geçiyoruz zira.
