Orta Doğu’daki diktatörlükler yıkıldığında ne olur?
İlk saldırıyı İsrail’in başlattığı savaşın yedinci günü.
Ortalık can pazarı…Ölümler artıyor.
Bölgesel savaş sinyalleri güçlendi,
tırmandı.
Öyle ki Avrupa ülkeleri de dolaylı bir şekilde savaşa dahil oluverdi.
ABD, İsrail bombaladıkça bombalıyor, İran direniyor…
İran tehdit olarak algıladığı tüm ülkelere hafta boyunca füzeler gönderdi…
Hatta yalanlanır gibi olsa da birinin hedefi Türkiye oldu. Karşıtları durumu geçiştirmeye kalkıp görmezden gelseler de İran’ın füze saldırısı NATO sayesinde amacına ulaşamadı.
Bir hafta sonunda İran’da rejim değişmedi, halbuki saldırının amacı buydu, o halde soru gene aynı:
Orta Doğu’daki diktatörlükler yıkıldığında ne olur?
Gördüğümüz ve yaşadığımız örnekler, geçmiş pratiklerimiz, demokrasinin kolay yeşermediğini söylemekte.
Saddam gitti ama Irak toparlanamadı… Kaddafi gitti ama Libya hayalet devlet oldu… Esad gitti ama Suriye ne olacak belli değil.
Lübnan ise Hizbullah’tan kurtulamadı. Güzelim Beyrut bugün alevler içinde.
Rejimin üst yönetiminin en önemli aktörlerinin yok edildiği İran’da ne olur peki? Rejim değişir mi?
Değişirse ne olur?
Diktatörlüğün sonu, bölünme mi getirir, ağır bir toplumsal dermansızlık mı? Toparlanma ne kadar zamana yayılır?
Bugüne kadar İran bir bütün olarak kaldı ama ya bundan sonrası…
Kurumlar zayıfladığında belirsizlik artar.
Güven azaldığında toplumsal bağ gevşer.
Belirsizlik arttığında risk büyür.
Orta Doğu savaşları dediğimizde tabii oyunun bir diğer etkili unsuru da petrolün durumu. Parası pul olan İran’ın varlığını neredeyse tamamen petrole bağladığı bir ortamda petrolün fiyatları nasıl seyredecek?
Galiba İran’ın kaderi ve savaşın süresi tüm taraflar için biraz da buna bağlı.
Örneğin, krizin artması, Hürmüz’ün bugünden sonra da kapalı kalması ve nihayetinde petrol fiyatlarının fırlayıp gitmesi söz konusu olursa…
Ki artıp durmakta…
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiği bir ortamda bu sadece küresel düzeni değil İran’ı da felç eder.
Ve bir de İran’ın çoğunlukla Çin’e giden, günde 1,6 milyon varil olan petrol ihracatı, küresel petrol piyasasından çekilecek hale gelirse… Dünya ne yapacak? Çin ne yapacak? Çin’in sessiz kalmasının bir nedeni de bu gerçek olabilir mi?
Petrol ihracatının durma noktasına gelmesi, İran’ın bütünlüğünü derinden tehdit etmez mi?
Ya parçalı mezhepsel ülke gerçeği; Farslar, Azeriler, Kürtler ve diğerleri… Azeriler ne yapar? Kürtler ne yapar?
Kalırlar mı, terki diyar mı ederler, ön görmek gerçekten zor.
Kısacası otokrat rejimler için öngörülen iki yol var: ya dış gerilimlerle iç sorunları bastırmaya çalışacaklar… Ya da yapısal dönüşümü cesaretle ele alacaklar.
Ortadoğu, İran savaşıyla sarsılırken son gelişmeler ışığında Türkiye’nin durumu ne olacak?
İran teokratik bir sistemle, Türkiye laik Cumhuriyet geleneğiyle yol alsa da gün sonunda iki ülkenin karşı karşıya olduğu riskler şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor sanki.
Baş edilmeyen yüksek enflasyon, gelir dağılımı adaletsizliğinde sürekli açılan makas, yolsuzluk çıtası, uyuşturucu belası, rant ekonomisi ve dış finansman bağımlılığı derken son zamanlarda eklenen kimlik tartışmalarına dayalı kutuplaştırma refleksleri…
Hala net bir sonuç üretemeyen Kürt süreci…
Ramazan Genelgesi ile baş gösteren bildik laiklik gerilimi.
25 yıllık AKP iktidarı gerginliklerden oy devşirme peşinde düştü ama bu devşirme anlayışı, kendi deyimleriyle “iç cephe tahkimatı”nda ciddi gedikler açıyor.
Tehlike ve riskleri çok fazla zira.
Türkiye için fırtına şimdilik uzakta ama rüzgârın yönü değişebilir.
Ülke, bu rüzgarlara ne kadar hazırlıklı?
“Güçlü devlet” geleneği propagandasının pek de işe yaramadığı örnekleri ile ortada: Güvenilir kurumlar yok… Uzun vadeli istikrar yok… Öngörülebilir hukuk yok… Güven veren ekonomi yönetimi yok.
Ve bu rüzgarlarla ancak toplumsal rıza olursa başa çıkılabilir.
Tabii bu sarsıcı sorulara cevap ararken, 2026’da yapılacak biri İsrail’de, diğeri Amerika Birleşik Devletleri’ndeki iki kritik seçimin sonuçlarını da gözden kaçırmamak lazım.
Trump İran kartını içerdeki sıkışık durumunu aşmak için tepe tepe kullanacak… Kendisi için hiç de elverişli olmayan şartları kendi lehine çevirmeye çalışacak.
Netanyahu’ya gelince, İran rejiminin çöküşünü hızla bir erken seçimle gole dönüştürmek isteyecektir.
Orta Doğu en değişken, en tahmin edilemez bölge… Her an her şey olabilir ve olacaklar öngörülemez.
Kendisi de hızla Orta Doğu’laşan Türkiye çadırının direğini sağlam tutmak istiyorsa acilen gittiği yoldan geri dönmeli.
Bize doğru ateşlenen füzeler ışığında bu daha da acilleşiyor.
Bu fırtınada sağlam kurumlara ihtiyaç olduğunu anlamalı.
