Bir tane Messi var

Yere düşenler, sert müdahaleler, gerilenler, kavga edenler… Meydan muharebesi şeklinde başlayan bir yarı final.

​İlk yarının bana hatırlattığı Fenerbahçe-Galatasaray derbileri oldu; orada da oyunun her yönünde tartışma, temas, itiraz ve gürültü olurdu. Heyecanı bol; pozisyonu, oyun sistemi olmayan maçlar...

​Opta'nın detaylı Dünya Kupası verisine sahip olduğu 1966'dan bu yana, ilk 30 dakikasında şut çekilmeyen ilk maç olmuş.

İlk 45 dakikanın istatistiği: 0.5 gol beklentisi ceza sahası içerisinde 4’er kere topla buluşma.

İkinci yarı ise ilk yarının tam tersi niteliğinde başladı; bu sefer sahada oynamak isteyen oyuncular vardı. Maçın kilidini İngilizler Gordon ile açtı. Yenilen gol sonrası Messi ve arkadaşları oyuna ağırlıklarını koysalar da kaleci Pickford ve direkler golün gelmesini engelledi. Skor üstünlüğünü korumak için geriye yaslanan İngiltere, son 30 dakikayı adeta mahkûm gibi geçirdi.

Mahkum oyunun cezasını Enzo Fernandes, Premier lig tarzı golü atarak kesti.

Yaş yetenekten hiçbirşey almıyor, büyük futbolcu olmak zordur, Messi için bu gayet kolaydır. İki asisti ile sorumluluğunu aldı geceye yine damgasını vurdu. Ülkesini finale götürdü.

Luis de la Fuente, Türkiye'de teknik direktör olsa...

Luis de la Fuente Castillo (21 Haziran 1961 doğumlu), İspanyol futbol menajeri ve eski profesyonel futbolcu.

​Kendisi, İspanyol gençlerini dünya futboluna kazandıran ve ülkesine âşık olan bir adamdır. Bizler onu, magazinsel yönü ve basınla ilişkileri çok güçlü olmadığı için geç tanıyan bireyleriz. Tıpkı rahmetli Luis Aragonés ya da zamanında "futboldan ne anlar" dediğimiz Vicente del Bosque gibi... Gerçi biz, ülkeye misafir olarak gelen hiçbir teknik direktörü kolay kolay beğenemedik ki! Yoksa kimler geldi kimler geçti, geçmeye de devam edecek gibi görünüyor. Oysa onlardan idman yaptırmayı öğrensek, ilerisi için seviye atlamamızı sağlardı.

İspanya mı? Nedir yani; sağa ver sola ver, tekrar ileriye salla pası, olursa bir şeyler başarıdır" diye düşünenler var. Bu sistemi herkesin oynatabileceğini sanıyorlar.

​Hadi, takımıyla finale giden bu teknik direktörün geçmişine dönelim: Luis, Luis Enrique’den boşalan teknik direktörlük koltuğuna oturuyor.

Luis Enrique, iki yıl üst üste Paris Saint-Germain ile Şampiyonlar ligi şampiyonluğu kazanmış bir teknik direktör.

​De la Fuente, imza töreninde kariyeri boyunca hiçbir büyük takımı çalıştırmamış olmasıyla ilgili gelen eleştirileri şu sözlerle yanıtlamıştı:

Profesyonel futbola 15 yaşında başladım. 13 yıl boyunca 1. Lig'de oynadım, kupalar kazandım. Federasyonda 10 yıldır çalışıyorum; Avrupa şampiyonaları, olimpiyatlar gördüm.

Son Dünya Kupası'nda İspanya Millî Takımı kadrosunda yer alan 16 futbolcuyla daha önce birlikte çalıştım. İspanyol futbolunun geçmişini ve geleceğini tanıyan biri varsa, o da şu an karşınızda oturan benim."

​Evet, bugün finale çıkardığı birçok oyuncuyla yıllardır beraber çalışıyor ve bu başarıları onlarla birlikte kazanıyor. Başarıları zaten ortada…

Hadi, bugün bu teknik adamı ülkemizden bir takımın transfer ettiğini düşünelim. Hemen ilk eleştirimiz hazır: "Savunma futbolu oynatıyor." Evet, doğru; takım halinde savunma yapmanın ne demek olduğunu gösteren sayılı hocalardan biri. İkinci eleştirimiz ise şu olur: "Böyle stoper dizilimi mi olur?" Oysa bu dizilim, turnuva boyunca tek gol yedi.

"Gol atamıyorlar" deriz; oysa istedikleri her an gol atma planı olan bir oyun zekasına sahip.

"Bize neden ters gelir? Örneğin de la Fuente, Real Madrid’den hiçbir oyuncuyu turnuvaya çağırmadı. Hadi bizim ülkede üç büyük takımdan oyuncu çağırmasın ya da kulüp takımındaki en eski oyuncuyu yedek bıraksın, satış listesine koysun... Hemen kılıçları çeker; 'Sen kimsin be? Takımda ikilik yaratıyorsun!' der, başlarız söylemlere. Çok biliyormuşuz gibi...

​Sahi, bizde oyuncularını çocukluğundan beri tanıyan bir teknik direktör var mı?

​Var olanlar da onlarla prim kavgası için yarışıyor.

​İşte böyle liyakatli bir teknik direktörün ülkemize adım attığı ilk gün; SAÇ gibi kendisini üst düzey sanan yorumcular hocayı gömmeye başlar.”

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.