Çöken CHP mi AK Parti mi?
Sosyal medyada gördüm.
Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Ünal Çeviköz, Faruk Loğoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu, Namık Tan, Muharrem Erkek, Türker Ertürk (!), Selin Sayek Böke, Sezgin Tanrıkulu, Veli Ağbaba ve Merdan Yanardağ’ın (!) konuşmalarından kesitler alınmış. (Burada isim sırası paylaşımdaki listeye göre verilmiştir. Ve (!) işaretliler partili değildir.)
Paylaşımda Suriye konusunda geçmişte söylenen sözlerin bugün nasıl karşılıksız kaldığı anlatılıyor.
Hatta konuyu biraz daha açayım. Ara ara seçim anketleri yayınlanıyor. Anketlerde CHP ile AK Parti adeta kıyasıya bir mücadele halinde. Genelde CHP önde görülse de AK Parti’nin de peşini bırakmadığını söyleyebilirim.
Gerçi CHP yüzde 21-25 bandından 33-35 bandına gelirken AK Parti 40-45 bandından 30’lara düşmüş durumda.
Ama ben asıl başka anketlere bakıyorum. Orada şu soru soruluyor: Ülkede yaşanan ve yaşanacak sorunları kim çözer? İşte bu anketlerde seçim anketlerinin tersine AK Parti daha yüksek oranlar yakalamaktadır.
Önemli detay bence burada yatıyor.
Bir not: Geçenlerde bir iş adamı aradığında iktidarın ülkeyi getirdiği yeri tartışmaya bile gerek yok demişti ve eklemişti: “Muhalefet ana partisi ise sadece vermek üzerine vaatlerde bulunuyor; çözmek konusunda henüz yeterli ışığı göremiyoruz.” Hatta şu mazi hatırlatmasında bulunmuştu: “Rahmetli Demirel 91 seçimlerinde kim ne verirse 5 lira fazlası benden diyerek ülkeye büyük zarar vermişti.”
Evet, kısmen haklı. Sadece vererek çözüm olmaz. Asgari ücrete şunu, emekliye bunu vereceğiz… İyi ama verecekler bitince ne olacak?
Bakınız Dünya bir kaos içerisinde. Gelir dağılımı bozukluğu akıl dağılımını da bozmuş durumda. Adeta deliler ve delilikler cağını yaşıyoruz. 29 Buhranı sonrası diktatörler gelmişti; şimdi ise otokratik liderler geliyor.
Otokratik liderliği yenen ülkeler olduğu gibi (Brezilya) sol iktidarlardan aşırı sağa geçen ülkeler de karşımıza çıkıyor (Şili gibi)
Gelir dağılımı ve ekonomi nasıl düzelecek? Sermayeye yüklenip emekçiye vererek mi, yoksa başka yöntemler mi? Mesela size bir örnek vereyim: Ücret sendikacılığına geri mi döneceğiz yoksa başka yöntemler mi bulacağız?
Bakınız bir örnek: Her ay açılan-kapanan şirketler istatistikleri yayınlanıyor. Ayrıca konkordato ilan eden ve iflas edenlerin sayısını görüyoruz. Binlerce işçisini bırakıp göç eden fabrikaların haberlerini yapıyoruz. Sermaye o kadar iyiyse neden bu kadar iflaslar yaşanıyor?
Kısaca A’dan alıp B’ye vererek veya emek-sermaye dengesinde değişime giderek ne kadar başarı yakalayabiliriz? Eski SOL mu yoksa yeni YOL mu?
Karşımızda devasa bir devlet var. Belediyelerinden tutun da kamu merkezi yönetimine kadar herkesin hayali buralarda işe girmek. Çünkü buralarda maaş yüksek. İyi ama ya bu torpili bulamayanalar ne olacak? Ülkede ortalama maaş 36 bin lira (2025)
Kendi adıma söyleyeyim: Adeta tek başıma kaldığım bir meseleyi 10 yıldır yazıyorum. Eğer önlem almazsak 10-15 yıl sonra yaşlı ve fakir bir ülke olacağız. Demografik yapımız çok hızlı bozuluyor.
Bugün emekliler için her gün açlık sorununu dile getiriyoruz da yarın gerçekten nüfus yaşlandığında ne yapacağız?
Şimdi kendimize soralım: AK Parti hangi konuda ülkemizi geleceğe hazırlıyor veya hazırladı? Özellikle 2014 sonrası yavaş yavaş başlayan ama 2017-18 sonrası hızlanan ve 2021 sonrası felakete dönüşen yapısal yıkımları neden yaşıyoruz?
Birkaç örnek vereyim.
1-) Ülkemizin teknolojik seviyesi adeta durma noktasına gelmiş durumda. Değer yaratıcı bir gelişme sergileyemiyoruz. Ve kalıcı fakirliğe mahkum olmuş durumdayız. Hem yoksul sayımız hem de kalıcı yoksulluk oranımız bir türlü düşmüyor.
2-) Eğitim başta olmak üzere kamusal tüm alanlarda büyük bir kurumsal çöküş yaşıyoruz. Kamu delice para toplayıp harcıyor (150 milyar dolardan 330 milyar dolara) ama kamu kalitesi artmıyor. Güvenlik ve adalet sektörlerinin durumu ortada… Nasıl öldüğümüze baktığımızda durumumuzu görebiliyoruz.
Cinayet şekillerinde adeta acı bir destan yazdığımızı görebiliyoruz. Adalet ise katilleri salıvermekten başka ne yapıyor bilemiyoruz.
3-) Vasıfsız ve kalitesiz yetiştirilen bir nesil söz konusu. Hem gelecekleri satılmış hem de vasıfları çok yetersiz. Ne hukukçusu ne de doktoru yeterli vasfı alamıyor. Kaybedilmiş bir nesil yarattık.
Özet ile bitireyim. Ülkesini gerçekten sevenler açısından tartışılması gereken konu partilerin ismi değil ülkenin geleceği olmalıydı. Çünkü çöken bir ülke olarak karanlık bir geleceğe yürüyoruz. Umalım ki alternatiflerimiz bizi kurtarabilsin. Yoksa vay evlatlarımızın haline.
