Faturayı hep ‘Millet’ öder
Siyaset aslında bir tercih alanıdır. Siyasetçi yönetim adı altında aldığı kararlar ile ya refah artırır veya çile çektirir. Hatta refah artışı bile iki şekilde değerlendirilmelidir: Yaşanılan refah ile yaşanması gereken refah farkını da siyasetçi belirler.
Bir insan düşünün…
İlk 20-25 yılı eğitimle geçer
Sonraki 40 yılı ile çalışmak ve refah sağlamakla geçer.
Ve sonunda dinlenme dönemi; yani emeklilik.
Aslında tam olmasa bile benzer şekilde ülkelerinde de hayat dalgaları vardır. Hem küresel ortamdan gelen fırsatlar hem de kendine özgü fırsatlar.
Önce demografik duruma bakalım: Çocuk ve yaşlı nüfusun az olduğu dönemler kazanma yıllarıdır.
Hem çocukluk ve gençlik dönemi hem de yaşlılık dönemi harcama dönemleridir. İlk dönem geleceğe yatırım ise son dönem de hayatı tamamlama dönemidir.
Ne kazanırsanız orta yaş dediğimiz çalışma-kazanma dönemidir.
Ülkemiz tam da 2000’li yıllarda çalışma dönemine girdi. Ve artık kazanma döneminin son yıllarını geçiriyor.
Mesela siyaset sadece bugüne değil, geleceğe de etki yapıyor diyoruz ya… İşte size bir örnek: Ülkemizde yılda yaklaşık 1,3 milyon çocuk doğarken şimdi bu sayı 800 binlere geriledi. Bu demektir ki yakın dönemde öğrenci sayıları hızla düşecek.
Peki siyaset bunu görüp şimdiden öğretmen sayısını planlayarak eğitim fakültelerinin kapasitesini düşürüyor mu? Yani önümüzdeki yılarda da “atanamayan öğretmen” sorununu kronik bir şekilde yaşayacak mıyız?
Bir başka örnek… Nüfus hızla yaşlanıyor ve yakında emekliler için çalışacak genç sayısı yeterli olmayacak. Peki, bu durumda siyaset şimdiden çalışmayı ve kazanmayı mı teşvik edecek yoksa koltuğu uğruna herkesi emekli edip yarınlara karanlık bir ülke mi bırakacak?
İşte bunlar hep tercih meselesi.
Veya şöyle bir örnek daha verelim: Bugün yatırımları kazanacak alanlara mı yatıralım yoksa Hazine garantili köprüler ve yollar ile gelecek nesilleri mi borçlandıralım?
Dedik ya, bunlar hep tercih meselesidir.
Gelelim bugüne.
Dün yazımızda belirttiğimiz ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da açıkladığı şu “Fırsat Ülke” durumu…
Şu anda Trump delisinin faturasını ödeyen ülkelerin ilk sıralarında yer alıyoruz. Kaçan para (eksilen rezerv) 55 milyar doların üstünde.
Neden fırsat ülke olmamıza rağmen kaçılan ülkeyiz?
Dün birkaç neden saydım: Mesela ülkemizin en büyük iki holdingi TMSF ve Varlık Fonu’dur.
Sermaye güvencesi ve yönetimi açısından önemli bir gösterge…
Sınırlarımızda iki savaş var. Kuzeyde Putin ve doğuda da Trump saldırmış durumda. Suriye olayında sığınılan ülkeydik ama bu sefer sadece insan değil asıl sermayenin sığınması gereken ülkeyiz.
İyi ama daha içeride barışık olmayan bir yere hangi sermaye gelir? Can güvenliği mal güvenliği bir arada düşünülmelidir. Ya da beraber iş yaptığınız kişi-kurum iktidarcı değilse ne olacak?
Bilinmeyenler ülkesinde çırpınıp duruyoruz. Lakin bu çırpınmanın bir maliyeti var… İşte o maliyeti de Millet ödüyor. Yani iktidarcıların refahını da toplum besliyor.
İster oy verin isterse vermeyin. Sonuçta faturayı hep Millet öder…
