Doğru cevap mı, doğru soru mu?

Togg zarar ediyor haberleri ortalıkta dolaşıyor. Hafızamı kurcaladım. Konuyu ne zaman yazmışım? Aradım, 2020 Şubat’ında buldum… Yazı şurada: https://bit.ly/togg-2020 “Ben dememiş miydim!” hiç mi hiç sevmediğim bir söz ve tavır. Belki, “Ben dememiş miydim?” yerine şu soruyu sormak daha yararlı: “Sizin bu konularda danışacağınız, danıştığınızda, eğer cevap olumsuz olmak zorundaysa çekinmeden, korkmadan ‘Hayır!’ diyerek sizi uyaracak uzmanlarınız yok mu?” Eğer yoksa bu Togg’un zarar etmesinden çok daha vahim bir hâldir.

Bakınız Togg’un üreticisine de satış ve fiyat garantisi verseydiniz Togg zarar etmezdi. Bu son teklifimi parlak bir fikir diye karşılayan danışmanınız varsa siz geri dönülmez noktaya yakınsınız demektir. O danışmana hemen kapıyı gösterin.

Ne demişim 6 yıl önce? “Türkiye otomobil yapabilir mi?”, 21. asrın sorusu değildir. Bırakın koca Türkiye’yi herhangi bir Organize Sanayi’miz, Oto Sanayi’miz bile otomobil yapabilir. “Türkiye otomobil yapabilir mi?” 100 yıl öncesinin sorusuydu. Hani Henry Ford’un üretim bandı ve işçilere yüksek maaş vererek yarattığı Model-T yenilikçiliği de o sorunun cevabıydı. Ama burada değil, ABD’de soruldu. Henry Ford’un Model-T’si, 1908’de üretime geçmiş.

DOĞRU SORULAR

Bugünün sorularından biri şu olabilir: Türkiye, otonom, yani kendi kendini kullanan otomobil yapabilir mi?

Aslında 2020’de yazdıklarım 2026’da da 2056’da da geçerli. Özel sektörün de sorması gereken, “Şunu, bunu yapabilir miyim?” değil, “Şunu, bunu, başkalarından daha ucuza, başkalarından daha kaliteli yapabilir; başkalarından daha geniş pazarlara ulaşıp o pazarları ele geçirebilir miyim?” sorularıdır. Bugün tasarım ve pazarlama, imalattan önemlidir. İmalat, üçüncü dünya ülkelerine ihraç edilecek bir yüktür, çevre kirliliğidir.

Bir başka soru, “Devlet desteğiyle otomobil yapılmalı mı?”. Bu, “Yapabilir mi?” den daha anlamlı bir soru. Buna olumlu cevap vermek için aklınıza bir sebep geliyor mu? Bırakın o işe özel sektör karar versin. Devlet o özel sektöre güvenli bir ortam, yere sağlam bastığını hissettirecek bir hukuk devleti, gerektiği zaman yıkıcı dampingden koruyacak bir gümrük ve ticaret mevzuatı sağlasın.

STRATEJİK ÜRÜNLER

Bu saydıklarım hemen bütün imalatlar için geçerlidir. Ancak millî çıkar hesabında elzem olan, gelişmesi kendi hâline bırakılmayacak kadar stratejik üretimler için devlet kolları sıvayabilir; sıvamalıdır. Etrafımızda yükselen alevlere bakarak hemen birkaç ürün sayabiliriz: Her irtifayı hedefleyebilen hava savunma sistemleri, hipersonik füzeler, seyir füzeleri, son nesil savaş uçakları, yapay zekâ sistemleri için gerekli çipler, kuantum bilgisayarları… Son ikisi 21. asrın yenilikleri ve onları yapan kazanacak. Bunlardan önce saydıklarımızda maliyet hesabı yapılmaz. Ancak var mı, yok mu diye sorulur. Bu ürünleri parayı bastıran alamıyor.

İHA ve SİHA’lar da stratejik ürünler arasında. Şükür onlarda iyiyiz.

Bütün bunlara sahip olan ülkelerde bunların imalatı yine genellikle özel sektördedir. Fakat onları üretmenin stratejik kararı devletin talebiyle belirlenir. Belki satış ve fiyat garantisi sadece bu konularda anlamlıdır. Çünkü böyle üretimler yarı yolda vazgeçilemeyecek finans ve insan kaynağı yatırımları gerektirir.

NEDEN TÜRKİYE’DE DEĞİL?

Altı yıl öncesinden bir alıntı daha: “İlk etkili kanser ilacını, ilk kolay zayıflama ilacını, ilk yapay zekâlı şoförsüz otomobili yapan çok kazanacaktır.” Son ikisi yapıldı sayılır. Tesla’nın yaratıcısı Elon Musk, dünya dolar milyarderleri arasında ilk defa 800 milyar rakamını aşan kişi oldu. GLP-1 grubu zayıflama ilaçları gittikçe daha etkili ve daha kolay kullanılır hâle geliyor. İlk yapan olmanın, ilk patent almanın avantajına sahip Nova Nordisk ve Eli Lily, büyük kâr marjlarıyla ürünlerini dünyaya pazarlıyor. Kapış kapış satılıyor…

Geriye, tahminlerimdeki ilk etkili kanser ilacı maddesi kalıyor. Onun da eli kulağında. Aslında 6 yıl önceki kanser tedavisinde başarı oranları ile bugünküler arasında şimdiden büyük fark var. Burada yarışı önde götürenlerden ikisi, Bion-Tech firmasının Covid aşısından tanıdığınız Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci. Musk gibi, GLP-1 zayıflamasının mucitleri gibi onlar da çığır açıcı, ama biliyorsunuz bu iki Türk, Türkiye’de değil. Acaba neden değil?

Şu soruyu da soralım — çok soru sorduk şu bayram günü – “Acaba şu anda Türkiye’de yaşayan, çalışan, okuyan kaç Uğur Şahin ve Özlem Türeci var? Kaç Aziz Sancar var?” Onların da tası tarağı toplayıp gitmemesi, yapacaklarını burada yapması, açacakları çığırı Türk kurumlarında açabilmeleri için ne önlemler alıyoruz?

Yoksa böyle bozguncu muhalif soruları boş verip otomobil ve abide eserler mi yapsak? Kanal İstanbul veya Köprü Marmara (İstanbul Saray Burnu’ndan Bandırma’ya).

Kutlu bayram olsun, Yağmur Tunalı’nın deyişiyle, “Bayramlar bayram olsun.”

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.