Ölçülecekse biz ölçeriz, size ne oluyor!

Bir akıl hastalığı olan siyah-beyaz sendromu bizim iç siyasetimizde hakim. Ne konuşuyorsak, hangi olaydan, hangi partiden, hangi siyasiden bahsediyorsak o ya apaktır yahut kapkara. Öyle düşünmüyor musun? Yoksa sen öbür taraftan mısın?

Biliyorsunuz Hazreti Peygamber, hata yapmıştır. Kur’an’da- benim kıt bilgimle- bir defa, hadislerde birden fazla yerde onun hataları anlatılır. Fakat siz hiç siyasî liderlerimizin hata yaptığını duydunuz mu? Galiba bir kere “Allah ve milletim affetsin!” diye bir şey telaffuz edilmişti. Ama o da aslında hata değildi. Herkesi kendi gibi dürüst bildiğinden maruz kaldığı masum bir aldatılmaydı.

AKIL SAĞLIĞIMIZ TEHLİKEDE

İktidar hiç hata yapmadığı için Türkiye uçmaktadır. Daha doğrusu, bu kadar mükemmel bir iktidarın yönetiminde, Türkiye’nin uçmaktan başka bir seçeneği yoktur. Ufak tefek teklemeler varsa bile onlar dış güçlerdendir, hâşâ iktidarın kusuru değildir. Nitekim Batı ülkeleri bizden vahim durumdadır. Bakınız Almanya’da enflasyon azmış, yüzde yediye tırmanmıştır. ABD de onu takip ediyor. Bizde gerçi bunların on katı civarındadır ama onların yüzde 7 veya 8 enflasyonu kadar vahim değildir.

Bu garip söylemler, zararlı olmaya zararlı. Fakat ülkenin düşünme, akıl yürütme sağlığında sebebiyet verdikleri yıkım, bu abuk lafların tek başına yaptığı tahribattan daha büyük.

Biz, bu akla ziyan tutum ve duruş yüzünden olayları ve sıkıntılarımızı tartışamıyoruz. Bir bakkal dükkânında da, bir şirkette de, bir devlet dairesinde de, devletin tepesinde de yanlış yapılabilir. Biz de her insan gibi hata yapıyoruz. Fakat maalesef, hatamızı görüp, eleştirip, düzeltemiyoruz. Bir tarafın her yaptığı mükemmel, öbür tarafın her yaptığı berbat olunca, yapılanları değerlendirmek, hatayı bulup düzeltmek, doğruyu görüp teşvik etmek mümkün değil. ‘Ben şahsım’dan ve ‘onlar’dan bağımsız, gerçeği şöyle karşımıza alıp ona dışarıdan ve birlikte bakmamız mümkün değil. Çünkü olup biten, objektif gerçeklikten çıkıp insanların şahsiyeti haline geliyor. Gerçeği şahsiyetlerden ayırt edemeyince “tenkit eşittir hakaret” denklemi devreye giriyor.

ÖLÇEMEZSEN İYİLEŞTİREMEZSİN

Yönetim biliminde sık dile getirilen bir ilke vardır: Ölçemezseniz iyileştiremezsiniz. Tabii bütün bunlar yapılan ölçümün sonucuna hepimizin güvenmesine bağlı. Hatayı görünce, çoğu zaman düzeltmek için özel tedbir almaya gerek kalmıyor. Sadece ölçmek ve ölçümün rakamlarını paylaşmak, hataların yüzde yetmiş- seksen oranlarında giderilmesine yetiyor. Tabii hatanın da falanın hatası, filancanın kusuru diye değil, sadece “hata” diye değerlendirilmesi şartıyla.

Bir Yönetim Bilimi kitabında, Excel programının yönetimde ne kadar yararlı olduğunu okumuştum. Sebep, yöneticilerin, bu program sayesinde, “Ne yaparsak ne olur?” analizlerini, perdeye yansıttıkları tablolara bakarak birlikte değerlendirebilmeleriydi.

Fakat ölçülecek şey hatasız bir kulun eylemi ise bu mümkün mü? Ölçtüğünüz olgu onun şahsiyeti ise bu mümkün mü? Ölçüm onun dediğinden farklı çıkarsa bu ona hakaret olmaz mı? Hakaret de suçtur, hatta terördür; değil mi?

TÜİK VE GERİSİ

Maalesef abartmıyorum. Bakınız, TÜİK’in verdiği enflasyon rakamlarından farklı enflasyon rakamı vermek, kanunen suç hâline getirilmek üzereymiş. Enflasyondan bahsedecekseniz, ağzınızı açmadan önce bulgularınızı TÜİK sansüründen geçirmeniz lazım imiş. Buyurun, okuyun: www.karar.com/ekonomi-haberleri/tuikten-tartisma-yaratacak-duzenleme-izinsiz-rakama-hapis-1660964

Standart and Poors gibi, Moody’s gibi derecelendirme kuruluşlarının da bize karşı kötü niyetli davranıp notumuzu kırdığını biliyorsunuz. Onun için biz, yerli ve millî, söz dinleyen bir derecelendirme kurumu oluşturup onun verdiği sonuçlar dışındaki sözleri yasaklamalıyız. Türkiye’nin kredi notu kesinlikle: AAA+. Değildir demek 1 ilâ 3 yıl arasında hapsi gerektirir. Tıpkı TÜİK’inkinden başka enflasyon rakamı verenlerin hapsi gibi.

Seçim anketleri de enflasyon yasağını izleyeceğe benzer. Kamuoyu araştırmalarının yasaklanması, bunları yapanların cezalandırılmasından söz edilmeye başlandı bile. Kamuoyu araştırma sonuçlarını da filtreleyip düzeltecek bir kuruma ihtiyaç duyacağız. “Yanlış ve halkı yanıltıcı” sonuç ilan eden şirketler kapatılıp, yöneticileri hapse mahkûm edilebilir.

Bir sonraki adım, seçim sonuçlarının da denetimden geçtikten sonra geçerlik kazanmasıdır. Bunun için de söz dinleyen bir kurum oluştururuz ve gereksiz şüphelerden kurtuluruz. Suriye’de, Kuzey Kore’de ve daha nice ülkede iktidarlar nasıl %99 oy alıyor dersiniz? Oralarda da iktidarlar apak, muhalifler kapkaradır.

YORUMLAR (32)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
32 Yorum