Sosyal parazitoloji

Tek insana veya çok ortaklı şirkete… Tek kişinin yürüttüğü serbest meslekten büyük bir işletmeye… Hepsine şöyle bakabiliriz: Her iş, toplumdan bir şeyler alır. O aldıklarını bir şekilde kullanır, işler ve sonra topluma bir şeyler verir. Verdiğinin aldığından fazla olduğunu umarız. Böyle değilse yapılan iş değildir, parazitliktir.

Bu düşünceler 1980’lerin çok popüler Topyekûn Kalite Yönetimi (TKY) felsefesinin ilhamları. Özellikle 1983- 1985 arasında TKY ile Japonya, başta ABD’nin ve bütün Batı’nın ürünlerinden daha kalitelilerini daha ucuza satmaya başladı. Mesela Japon otomobilleri, ABD’nin içinde bile Detroit’in dillere destan arabalarından daha kaliteli ve daha ucuzdu. Japonya’nın o karşı konulmaz rekabet gücü birçok sanayide paniğe yol açtı.

Topyekûn Kalite Yönetimi geniş bir konu. Fakat işleri toplumdan alınanlar ve topluma verilenlerin muhasebesi diye anlamak ondan türettiğim özel bir bakış. Bu bakışın ilhamını bana veren de bir – yanılmadınız –Japon mühendis: Genichi Taguchi.

TOPLUMDAN ALINAN- TOPLUMA VERİLEN

İşlere ve işletmelere böyle bakabiliriz. Peki ya insanlara? Her insanın da toplumdan aldıkları ve topluma verdikleri yok mu? Aldıkları verdiklerinden fazlaysa bu parazitlik değil midir? Bu sorunun cevabı her zaman evet değil. Çünkü akademik veya mesleki eğitimdeki insanlar, o anda verdiklerinden fazla alıyor ama bu hâlleri gelecekteki verimliliklerini arttırmak için. İlerde topluma, eğitimsiz hâllerinden daha fazla yarar sağlayacağı düşünülerek eğitiliyorlar. Eğitim, toplumun geleceği için ve toplum lehine bir yatırım aslında.

NEET’TE NEREDEYİZ?

O hâlde parazitik diye nitelendirebileceğimiz eğitim dışı işsizler. Böylelerinden, 18-24 yaş aralığındakilere NEET deniyor: Tahsilde, işte veya iş eğitiminde değil demek (Not in Education, Employment, or Training).

“Türkiye Yüzyılı”ndayız, herkesin bizi kıskandığı Yeni Türkiye’deyiz… Bizim NEET sayımımız ne durumda diye bir bakayım dedim. OECD ülkeleri arasında zirvedeyiz! Acı ve kötü bir zirve. Sıralama şöyle: Türkiye %31,3; Kolombiya %27,0; Meksika %23,5; Şili %21,0.

Öbür uçta, NEET oranı düşük ülkeler liginde sıralama şöyle: Hollanda %5,3; İsveç: %5,9; İzlanda %6 civarı; Norveç %6 civarı; İsviçre %6 civarı.

KİMLER MASUM?

Kime kızacağız? Önce “Kime kızmayacağız?” sorusuyla başlayalım. Benim derdim sadece 18-24 yaş aralığı değil. Her yaştaki “NEET”; istatistikçiler buna NEET demeseler de.

Bir kere iş aradığı hâlde bulamayan, uzun süredir iş arayıp hayal kırıklığına uğradığı için umutsuzluğa kapılıp iş aramaktan vazgeçenler var. Bunlara umutsuz işsiz deniyor. Bunların bir suçu yok. İş arayıp da bulamayanlara kızmayacağız.

Ev işi yapanlar, evde yakınlarına bakım hizmeti verenler. Bunlar aslında çalışıyor. Hem de genellikle saat sınırı olmadan. Onlara da kızmayacağız. Teşekkür edeceğiz.

Emekliler… Hayatı boyunca çalışmış, topluma katkı yapmış ve şimdi birikimleriyle geçinenler… Haklarıdır. Gerçi sıkıcı bir yaşamdır ama geniş zaman içindeki yekûna bakarsanız topluma, aldıklarından çok vermiş insanlar bunlar.

Nihayet engelliler… Onlara da kızılmaz.

KİMLER DEĞİL?

O hâlde kime kızacağız?

İş arayıp da bulamayanların baş sorumlusu, ülke ekonomisini yönetenlerdir. Zaten ülke ekonomisinin, yani makro ekonominin temel hedefi, tam istihdamdır. Bu bazen enflasyonsuz tam istihdam şeklinde de dillendirilir. Bunda sınıfta kalmışlar. Hem de açık ara. OECD’nin NEET şampiyonu olarak. Yine OECD’nin Geniş Tanımlı İşsizlik şampiyonuyuz. Dar tanımlı işsizlikte OECD dördüncüsüyüz.

Kızacağımız ikinci grup, birileri kendilerini besliyor diye yan gelip yatanlar. Uluslararası istatistiklerde bunların tarifi var: 1) Aile içi gelirle geçinenler, 2) Miras / kira geliri yiyip çalışmayanlar, 3) Çalışmayı tercih etmeyenler, 4) “Çalışmaya ihtiyacım yok” diyenler.

Bunlara toptan kibarca, “çalışmayı tercih etmeyenler” deniyor. Toplumdan alıp geriye hiçbir şey vermeyenler. Burada ne durumdayız? Doğru tahmin ettiniz. Yaklaşık iki milyon kişiyle bunda da zirve bizim.

TÜİK ve OECD’nin işgücü sınıflandırmalarına göre Türkiye’de işgücüne dahil olmayanların yaklaşık %6–8’i bu kategoride. OECD’de bu oran %3–4, AB’de %2–3, G7’de ise %2–4 düzeyinde. Keyfi çalışmama/ çalışmaya ihtiyacı olmama oranı Türkiye’de OECD ortalamasının iki katı, AB ortalamasının üç katı, G7 ortalamasının 2-3 katı.

Tekrar edeyim, bu, keyfinden çalışmayanlar kategorisinde ev işi yapanlar, başkalarına bakanlar ve engelliler yok. Bütün etkilerden arınmış bir parazitik yaşam kategorisi bu. Alıp vermeyen veya verdiğinden fazlasını alan.

Hani zengin ülkelerde bu mümkün diyebilirdik. Görülüyor ki tam tersine, bizde keyfinden çalışmayanlar zengin ülkelerdekinin birkaç kat üstünde.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.