Tenkit tamam, peki çözüm?

Tenkit görevimiz. Eksik, yanlış, kötü gördüğümüzde susarsak görevimizi ihmal etmiş oluruz. Susmak ahlâklı da değildir. Tamam. Bunları yapabildiğimiz kadar yapıyoruz. Yapıyoruz yapmasında da gerek benim gerekse arkadaşlarımın yazılarına gelen yorumlarda sıkça tekrarlanan bir tenkit var: Peki çözüm nedir? Çözümü söylemezseniz tenkit tek başına neye yarar?

Bu gayet haklı bir serzeniş. Zaten tenkit düzeltme gerçekleşsin diye yapılır. Yararı odur. O hâlde bütün eleştiri konularını tek tek ele alıp düzeltmek mi lazım? Lazım tabii ama hayat o kadar da zor değil. Geçen yazıda Pareto’nun invaryantlarından söz ettim. Bazen sebebin sebebini, sonra onun da sebebini bulursunuz ve görürsünüz ki derinlerdeki bazı sebepler kök sebeptir. Birçok kötülüğün, birçok aksaklığın, çok değil ancak birkaç kök sebebi vardır. Hayır. Aksaklık kadar, kötülük kadar sebep yoktur. Sıklıkla bir sebep, birçok aksaklığa birden yol açar. Onu düzeltirseniz düzinelerle kötülük ortadan kalkar.

KÖK SEBEBİN PEŞİNDE

Ülkelerin geri kalmasının birçok sebebi vardır. İki ırkçı, biri İskoç ve biri Finlandiyalı1 kök sebebi bulduklarını ilan etti. Geri kalan ülkeler, halkları geri zekâlı olduğu için geri kalıyordu. Bu hep böyle olmuştu ve hep böyle olacaktı. Çaresi yoktu. Onlara balık tutmasını öğretemezdiniz, öğrenemezlerdi.

İnsanlık icabı ölmeyecekleri kadar balık vermeniz yeterliydi.

Gerçekten de ülkelerin ortalama IQ’sü ile kişi başına yurt içi hasılalarının ilgileşim analizi yapıldığında ikisinin arasında epey kuvvetli bir bağ çıkıyordu.

Sonra geri kalmışlığın bir başka sebebini keşfettim. Geçen pazar yazımda bahsettiğim sosyal sermaye yokluğu da geri kalmanın kök sebebi gibi davranıyordu. Sosyal sermayenin en doğrudan ölçüsü, insanların birbirine güvensizliğiydi. Bunu bulduktan sonra ben de bir ilgileşim analizi yaptım. Gerçekten güvenle refah arasında da güvenle IQ arasında da kuvvetli ilgileşim vardı. Zaten bu üç bağlantının birini söylemeye gerek yoktur. İkisi doğruysa üçüncüsü de zaten doğru olacaktır. Hani A = B ve A = C ise B = C olur ya…

NASIL ZEKİ OLUNUR?

Şimdi kocaman soru şu: Acaba temel sebep hangisi? Yani bunlardan birini düzeltebilirsek diğer ikisi de kendiliğinden düzelir mi?

İlgi doğrudan sebebi vermez. Güven, refahla birlikte artıp azalıyorsa hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğunu söyleyemezsiniz. Sadece bunların birlikte yükselip alçaldığını söylersiniz. Belki ikisini birden yükseltip alçaltan bir başka değişken vardır.

Kök sebep olmaya en yatkını zekâ tabii ki… Zekâ düşükse insanlar üretemiyor. Belki zekâ düşükse birbirlerine de güvenemiyorlar . Öyle mi? Kendi kendimin reklamını bir daha yapayım: Alt Akıl kitabını tam bu zekâ işi için yazmıştım.

Düşünün. Tatu ve Vanhanen’in düşünmedikleri, belki de düşünüp de itiraf etmedikleri bir şey vardı.

Dünyadaki gelir dağılımı hep bugünkü gibi değildi ki. Joseph Heinrich’in WEIRD (Beyaz, eğitimli, endüstrileşmiş, zengin, demokratik) insanları oraya, o I harfi girene, yani endüstrileşene kadar zengin falan da değildi. Mesela geçen asrın sonunda Çin oranın altında bir gelire sahipti. Şimdi üste çıktığından, çıkacağından kimsenin şüphesi yok. Ne oldu? Çinlilerin IQ’sü mü birden fırlayıverdi?

BİLGİ DEĞİL KAVRAM! SOMUT DEĞİL SOYUT!

Alt Akıl’ı yazarken iletmek istediğim buluş — benim buluşum değil yine beşerî bilimlerdeki bilim adamlarının buluşu — IQ’nun sanıldığı ve iddia edildiği gibi eğitimden bağımsız bir değer olmadığıydı. Şimdi bunun ispatını burada anlatmayayım. Yeni birçok inceleme var ama ilk ışığı yakan meşhur Rus nöroloğu Alexander Romanovich Luria2 Daha yeni bir derleme için Richard E. Nisbett’in3 kitabına bakılabilir. İsmi bile eğlenceli: Zekâ nedir ve nasıl edinilir?

Luria’nın bulduğu ne? Zekâ testlerinin ölçtüğü şey aslında soyutu kavrama kabiliyeti. Bu da bal gibi öğrenilebilen bir şey. Ama bu bilgi değil. Bir beceri. Bir düşünce tarzı. Dolayısıyla gençlere bilgi doldurup sınavlarda testlerle o bilgileri boşaltmaya dayanan eğitim sistemleri, soyutu kavrayan insan yetiştirmede başarısız. Soyutu kavrayamayanlar ise IQ’da yolda kalıyor.

Tabii mesele, bilgi testi yerine IQ testini geçirmek değil. Mesele gerçekten soyut kavramlarla düşünebilmek. Soyut kavramlarla tartışabilmek. Bunun daha çok yazılacak tarafı var. Eğitim sisteminin kavrama dayanması için tutulacak yol hakkında şu eskilere bir göz atın4.

Biraz zor bir yazı oldu, farkındayım. Ama Türkiye’nin bütün sıkıntılarını bir vuruşta yok ediyoruz. Biraz zahmet edin. (Yok aklım henüz başımda, sadece şaka yapıyorum. Biraz da canım sıkılıyor.)

1 Richard Lynn, Tatu Vanhanen “IQ and the Wealth of Nations”, Praeger/ Greenwood 2002 ve “IQ and Global Inequality”, Washington Summit Publishers 2006.
2 Alexander Luria, “Cognitive Development: Its Cultural and Social Foundations” (Rusça’dan İngilizce’ye tercümesi) Harvard University Press, 1976.
3 Richard E. Nisbett, “Intelligence and How to Get It?- Why Schools and Cultures Count”, W. W. Norton and Company 2009.
4 https://bit.ly/karar-bloom
https://bit.ly//mdm-bloom

YORUMLAR (20)
20 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.