''Ben seni bırakmadım Yâ Resulallah!''

30 Ekim 1918…

Mondros imzâlanmış, her yerde silah bırakılmış. Medîne’nin etrâfı isyancı Araplar ve haçlılalarla sarılı. Şehri savunan Fahreddin Paşa, “Olmaz!” diyor, “Efendimizin diyârını hâinlere bırakmam!”

Paşa, kendisiyle birlikte Ravza’yı bekleyen Mehmedlere, “Mehmedçik” adını veriyor. Mehmedçik, iyi beslenemediği için hasta; Mehmedçik dermansız. Paşa, bir çâre arıyor. Çekirge yemeyi îcad ediyor ve kendisi de yiyor. İşte bu komutanın ve Mehmedçiğin direnişi, Hendek Müdâfaası’ndan bir cüzdür. Paşa, müdâfaa ettiği şehrin, 13 asır evvel nasıl savunulduğunu muhakkak ki çok iyi biliyor.

İngilizin ödü patlıyor, bu direnişten. Kutü’l-Amâre’den biliyor ki bu paşalara para sökmez. O günden beri mertçe değil, nâmertçe savaşıyor. Açgözlü bedevîlere, su gibi altın akıtıyor.

Felâketlerimizin mîmârı ittihatçılar ise paramparça. Almanperest olanların kafası, Sultan’ın, Şerif Hüseyin’i niye İstanbul’da rehin tuttuğuna, ancak basıyor. İngilizperest olanlar memnûn. Ne de olsa bu, Enver’in bitişi demek. Böyle şey olur mu demeyin! Plevne’yi düşüren Ruslar değil, paşalar arası kavgadır. Osman Paşa’ya yardıma gitseler Plevne düşer miydi? Bile isteye gitmiyorlar. 19. asır bürokratları, paşaları hep böyle. Rusçusu, İngilizcisi, daha bilmem ne belâ dolu devlette. Rakibini indirmek için devleti indirebilecek kadar ihtiraslılar. “Önce devlet” diyenlere rastlamak zor.

Fahreddin Paşa direniyor ama kendi ekibinden teslim olanlar var. İstanbul’dan da “Artık bıraksın” emri gelmiş. Paşa, 1919 ocak evâilinin bittiği gece Ravza’ya sığınıp duâ ediyor. Kılıcını, Ravza’ya emânet ediyor. Sabah olduğunda sona gelindiğini bilen arkadaşları tarafından derdest edilince, “Ben seni bırakmadım Ya Resulallah!” diye feryad ediyor.

Yaralı Mehmetçikler, birlerine tutunarak Ravza’ya yüzlerini gözlerini sürüp ağlıyorlar. Peygamberimizle vedâlaşıyorlar. Medîne halkının gözü yaşlı. Manzara o kadar vahim ki isyancı Arapların taşlaşmış kalpleri bile bir nebze olsun yumuşuyor.

Cihan Harbi, Medîne’nin düşmesiyle fiilen bitiyor.

2017’nin aralık ayında BAE Dışişleri Bakan Abdullah bin Zayed al Nahyan, Fahreddin Paşa’ya hırsız deyince esip gürlemiş ve haddini bildirmiştik. O zaman, “Oh be, nihâyet!” diyerek gaza gelmiş ve şöyle yazmıştım:

“Medîne Müdâfaası, İngilizin ektiği düşmanlık tohumuna rağmen, Türklerle Arapların ümmet bilinciyle omuz omuza direnişidir. Medîne Müdâfaası, Türklerle Arapların kardeşlik belgesidir. İngilize uşaklık eden hâinlere rağmen halkların kardeş olduğunun ispatıdır. Bu yüzden şanlı Medîne Müdâfaası’nın yüzüncü yılını lâyıkıyla anmaya şimdiden hazırlanmalıyız. Devlet düzeyinde anmalı; sempozyumlar, şiir yarışmaları, filmler yapmalıyız.”

Zannettim ki devlet düzeyinde bir anma olacak. Türk Târih Kurumu’ndan başka hatırlayan olmamıştı.

Fahreddin Paşa, 10 Ocak 1919’da teslim olmak zorunda bırakılınca kılıcını, Ravza’ya emânet etmişti. O kılıç, bin sene İslâm’a hizmet etti. Ravza’nın sâhibi “El-emin”dir. Kılıç, doğru yere emânet edildiğine göre ne gam!

Efendimizin diyârını haçlılara ve hâinlere teslim etmemek için direnen Mehmetçikleri ve şanlı komutanları Fahreddin Paşa’yı, Birinci Cihan Harbi’nin fiilen bitişinin 107. yılında rahmet ve minnetle anıyorum.

YORUMLAR (12)
12 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.