Bugünkü Türkiye’den yüz yıl önceki Karacaova’ya

CUMARTESİ YAZILARI

Türkiye büyük ölçüde göçlerle teşekkül eden bir nüfus yapısına sahip. 18. yüzyılda başlayan bir süreçte Osmanlı’nın adım adım “geri çekilmesi” neticesinde anayurtta toplanan nüfus Türk milli kimliğinin zemini oldu.

En son değil ama bahsedilen tarih sürecindeki son büyük nüfus hareketi Cumhuriyetin başlangıcında Lozan Antlaşması gereği yapılan “mübadele”dir. (Ondan sonrasındakiler başka bağlamların konusu.)

1923-24’te gerçekleştirilen Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesinde Türkiye’ye gelen toplulukların kayda değer bir bölümü Selanik sancağının Karacaova bölgesindendir. Benim de anne tarafından ailemin kökleri burada.

Yakın zamanlarda galiba mübadele konusunda hem popüler hem de akademik yayınların artışıyla paralel şekilde, diğer mübadil topluluklar gibi, Karacaovalılar arasında da aile köklerine yönelik merak ve ilgi arttı. Bugün insanlar atalarının yüzyıllar boyunca yaşadığı yerleri gidip görmek istiyor. Önceki nesiller buna pek imkan bulamamıştı. Belki de acıların henüz taze olduğu dönemlerde bu yönde bir istek yoktu. Ama artık durum değişmiş durumda.

Bu çerçevede tam 15 yıldır Hüseyin Aynalı’nın öncülüğü ve fedakarca çabaları sayesinde “Ata Topraklarına Yolculuk” konseptinde yılda iki kez Karacaova gezileri düzenleniyor. 15’inci yılında bu gezilerden birine ben de katıldım.

Daha doğrusu, oğlum sosyal medyada tur programının duyurusunu görmüş, “Gidelim mi” diye sordu, ben de dünden razı şekilde tamam dedim. Daha önce kendi arabamızla gelip kendi sınırlı bilgimizle gezip gördüğümüz yerleri bu sefer bir tur otobüsünde bölgeyi uzmanlık seviyesinde tanıyan dostlarla birlikte dolaşma fırsatı bulduk.

Bu arada, geziye katılan kişilerin ata topraklarına ayak bastıkları zaman yaşadıkları duygu anlarını gözlemlemek de çok özel ve her anlamda eşsiz bir deneyim oldu. Benim için de mesela dedelerimizin, ninelerimizin çoluk çocuk yük vagonlarına bindirilerek Selanik limanına götürüldükleri Vodina Tren İstasyonu’nu gördüğümde hissettiğim duyguların tarifi zor.

15 yıl önce bu geziler daha dar sayıdaki grupların katılımıyla başlamış. Türkiye’deki Karacaovalılar atalarının maruz kaldığı zulümleri dinleyerek büyümüş oldukları için ilk başta gezi organizasyonları tereddütle karşılanmış, düzenlenen turlara katılım nispeten düşük olmuş.

Sonra sonra, kendi aileleri de Türkiye’den buraya getirilip yerleştirilen yerel halkın -siyasi değil, insani bir amacın söz konusu olduğunu anlayarak- gelen misafir gruplara gösterdiği sıcak misafirperverlik ilgiyi arttırmış. Zaman içinde oradan da Türkiye’deki ata topraklarını görmeye gelenlerin sayısı artmış.

Misafirperverlik demişken, biraz daha ayrıntıya gireyim: Nevor köyünde, Avustralya’da çalıştığı için iyi derecede İngilizce konuşan Fotis “Bu köyün kirazı meşhurdur” diyerek bize bir yerlerden bir kasa meyve getirtip ikram etti. Prepadişte köyünün kahvesinde sohbet ettiğimiz yaşlılar 2023’te geldiğimiz zaman olduğu gibi yine bize hesap ödetmediler.

Karacaova gezisinin organizatörü ve her şeyi Hüseyin Aynalı ile seyahatimizin her anını kolaylaştıran “Karacaova gönüllüsü” arkadaşımız İlker Baskın’ın yıllardır tanıdığı ve ailesi mübadelede Doğu Karadeniz’den buraya gelmiş olan Kostas’a ayrı bir yer ayırmam gerekiyor. Bizim arkadaşlarla ilk tanıştığında sert bir Yunan milliyetçisi olarak Türklere iyi gözle bakmadığını belli eden bu sevimli dostumuz artık “Bize her yer Trabzon” diyerek ifade ediyor iki milletin kardeşliğine dair inancını.

Gezinin ikinci gününde Dragomanci köyüne gittiğimizde elindeki kemençeyle bizleri karşılayıp Trabzon ağzıyla spontane bir hoş geldiniz türküsü söyleyen de Kostas’tı. Nerdeyse gezi boyunca bizimle ilgilendi. Hatta annesi de dönüşümüzden önceki gece saatlerce uğraşıp 50 kişilik grubumuz için pişi ve ayran hazırlamış. Üstelik her seferinde bunu yapıyormuş.

Aynı şekilde gezi boyunca bizi hiç yalnız bırakmayan Türkolog ve Türkofil dostumuz Hristina’nın annesi de bizi bir sabah mütevazi köy evlerinde hazırladığı mutena kahvaltı sofrasında ağırladı.

Netice itibarıyla hepimizin kalbi Karacaova’da kaldı…

Bugünkü Türkiye’den yüz yıl önceki Yunan Makedonya’sına yapılan söz konusu yolculuğun bende uyandırdığı “güncel izlenim” ise iki ülke arasında birtakım siyasi problemler yüzünden yaşanan soğuklukların toplumlar nezdinde bertaraf edilebilme fırsatının mevcut olduğuydu.

Çıkarsız, insani temaslar kendiliğinden bir sıcaklık üretebiliyor toplumlar arasında. Bunu kolaylıkla fark edebiliyorsunuz. Böyle bir imkanı siyasetin yumuşak gücü haline getirmek pekala mümkün.

Haddizatında iki halkın düşman olmasını gerektiren hiçbir şey yok artık. Hem toplumların kültürel müşterekleri hem de iki devletin gerçek stratejik çıkarları karşılıklı yakınlaşmayı ve giderek dostluk ilişkisinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor aslında.

İki ülkenin her fırsatta birbirine zarar vermeye çalıştığı bir ilişki modelinde kazanan taraf olmaz, zarar gören taraflar olur.

Bu kısır döngüden kurtulmanın yolu ise bir tarafın korkularından kurtulmasıdır.

Halihazırdaki problemlerin gerçek kaynağı da geçmişin kötü anılarından ziyade bugünün gereksiz korkuları üzerinden yürütülen düşmanlaştırıcı politikalar zaten.

Yunanistan’ın nüfusu İstanbul nüfusunun neredeyse yarısı kadar. Dolayısıyla orada birilerinin halkı “Türk tehdidi” ile korkutarak popülizmin düşman ihtiyacını karşılamalarına engel olmak bize düşer.

Türkiye aslında komşusunu ne İngiltere veya Almanya’nın ne de bugünkü konjonktürde olduğu gibi İsrail’in yanında saf tutmak mecburiyetinden kurtarabilir.

Bunun için en azından bir başlangıç yapmaya güven verici birkaç küçük ve sembolik adım yeterli olacaktır. Çünkü 9 milyon nüfuslu Yunanistan’ın kaygılarını izale etmek -5 milyon nüfuslu Ermenistan için olduğu gibi- bizim tarafımızdan atılacak adımlarla mümkün olabilir.

Tabii ki bugünkü siyasi konjonktürde bunun söz konusu olabileceğini düşünecek kadar iyimser değilim ama Türk dış politikasının orta vadede hedefi bu olmalı diye düşünmek durumundayız.

YORUMLAR (3)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.