Parayı veren düdüğü çaldırır
Aynı Yağmur Altında dizisi, çok gürültü çıkarsa da reytingi dibe vurdu. Yok Hülya Avşar’ın baş bağlama şekli, yok domuz eti sahnesi derken gözden kaçan çok mühim bir ayrıntı var.
Sizleri, çeyrek asır geriye götürmek istiyorum. Dizilerin (dönem dizileri hâriç), 28 Şubat’ın gölgesinde çekildiği yıllardı. Ekranda adı konmamış bir başörtü yasağı vardı. Bu târihten yıllar evvel dönemin yıldız oyuncularından birisinin, senaryo gereği başını örtmesi gerekince, “Ben Atatürkçüyüm” diye reddettiğini hatırlıyorum.
2001 yılında yayınlanan, “Benimle evlenir misin?” dizisinde ilk defa başörtülü bir tipe yer verildi. Evin kızı, başı örtülü bir şekilde âileye dönerek herkesi şok ediyordu. Ayrıldığı eşiyle sorunlarını hâlledip bir araya gelince de başını açıyordu. Yâni psikolojisi bozukken başını örtmüş; düzelince açmıştı. Normal bir insan başını örtmez mesajı vardı.
Bilin bakalım dizinin senaristi kimdi? Deniz Uğur. Özgeçmişine bakınca batılılaşmanın mücessem hâli diyeceğimiz Deniz Uğur’un böyle bir senaryo yazması gâyet doğaldı. Konu olarak da konum olarak da tesettüre mesâfeliydi.
Sonraki yıllarda, seçim öncesi CHP için çalışan ünlü mankenlerimizden birisinin, seçimden sonra şöyle mesaj attığını hatırlıyorum:
“Tekbir’in defilesinde görüşürüz.”
2026’dayız. AK Parti, her girdiği genel seçimi kazanınca Deniz Uğur, Aynı Yağmur Altında dizisinin Hümeyra’sı oldu.
Vaktiyle bir devletlünün huzûruna çıkarken başını örten, umreden fotoğraf paylaşıp güzel makamlar alan hanımlar dikkatimi çekmişti. Bir gazeteciye, “Yukarılar, bu ikiyüzlülüğü bilmiyor mu?” diye sormuştum. “Elbette bilirler ama hidâyete erdirdik diye sevinirler.” demişti.
Filmde veya gerçek hayatta rol gereği örtünenlerden ziyâde onları yola getirdiklerini zannedenlere şaşıyorum. Kim kimi dolandırıyor bilemiyorum. Tek bildiğim, Cenâb-ı Hakk’ın kalplerimizi bildiği.
Parayı veren, düdüğü çaldırıyor; parayı alan, düdüğü çalıyor. Dedikodusu da benim çenemi yoruyor.
Not: Dindar birine domuz eti ikram etme sahnesi, ilk defa olan bir şey değil. 1987 yılında çekilen Püf Noktası filminde de vardı. Seküler bir âile, dindar dünürünü yemeğe dâvet ediyor. Yenilen yemeğin ne olduğu sorulunca ortaya domuz kafası geliyor. Demek ki o zamanlar da toplumu germeyi sevenler varmış.
OY OY CANIM!
Goygoyculuk geleneği, Kânûnî döneminde başladı. Sultan, Şehzâde Câmii yanında, fakir âmâların yiyip içip kalmaları için bir yer ve îmâret yaptırdı. Bu âmâlar, Muharrem ayı gelince İstanbul sokaklarında dolaşıp mersiyeler, ilâhiler okur; karşılığında erzak toplarlardı.
KerbeIâ’nın yazıları
Fatma Ana kuzuları
KerbeIâ’nın tâ içinde
Yatır al kanlar içinde
Topladıkları erzâkın bir kısmını, aşure pişmesi için îmârete verir; kalanını satıp parasını aralarında taksim ederlerdi.
Âmâlar dolaşır da dilenciler durur mu? Bu dilenciler erzâk toplamaya çıktıkları için her dörtlük arasında, ilâhi okudukları ev sâhibine torbalarını gösterip “koy koy canım” derlerdi. Bu, zamanla, “goy goy canım” oldu. Goygoycuların başlarında yemeniden sarık, üzerlerinde bir aba, ellerinde değnek ve omuzlarında torbaları olurdu.
Goygoyculuk, zaman zaman mutasyona uğrayarak karşımıza çıkıyor. Bizim çocukluğumuzda ilâhi okuyarak erzak toplayanlara rastlardık.
Bir roman vatandaşın okuduğu ilâhi, tıklanma rekoru kırıyor. “Goy goy canım!” dedikçe cebi doluyor. Siyâsilerin takdir etmesine dudak bükenler var. Adam, “goy goy canım! dedikçe onlar da “oy oy canım!” diyorlar. Neticede goygoycuların da oyu var.
Bu kadar basit!
,,,,,
Âile Bakanı Mâhinur Göktaş, çocuklarla “Kâbe’de hacılar” ilâhisini okuyup, bu kıymetli eseri milyonlara ulaştıran Abdurrahman Önül'e ve Celâl Karatüre'ye yürekten teşekkür etmiş. Ne diyelim? İnşallah bu ilâhi, çocukları Fransız kolejlerinde okuyan dindarların kalbine dokunur ve çocuklarını alıp imam-hatibe verirler.
Bilmem hatırlar mısınız bu köşede “hey on beşli” türküsünün ağıt olduğunu algılayamayan eski bir bürokratın, şehidliği övmek adına bu türkünün neşeli, oynak (kendi ifâdesi) olmasını savunduğunu yazmıştım. Korkarım, mezkûr ilâhi de düğünlerde kınalarda göbek atılarak çalınacak.
Kutsalların içi, yasaklanarak boşaltılmaz. Sıradanlaştırarak, hattâ sıranın altına indirgenerek boşaltılır.
