Fon krizi ve kaderin sunduğu fırsat

İstifa ile görevden alma kavramlarının hepten karıştığı bir sistem içerisinde olsak da netice itibariyle sorumluların yavaş yavaş koltuklarından kalkmaya başladıklarını görmek sevindirici.

Manzaraya meşhur “yetmez ama evet!” yaklaşımı çerçevesinde baktığımızdan, tüm diğer gözetim ve denetim kurumlarında da aynı gelişmeleri bekliyoruz. Fakat sadece başkanlar, bakan yardımcıları veya genel müdürler seviyesinde değil, olayda aktif rolü ve/veya zaafiyeti olduğu hususunda makul şüphe oluşan tüm üst düzey yöneticiler seviyesinde bir “görevden alma”, en azından sonuçlar netleşene kadar “işten el çektirme” süreci gerçekleşmeli. Ayrıca bu süreç biter bitmez suçlu ve kusurluların tamamı yargı önüne çıkarılmalı ve hesap vermeleri sağlanmalı.

Başka türlüsüne halkın tahammülü olmadığını anlamak için biraz sosyal medyaya ve biraz sokaktaki vatandaşa kulak vermek iktidar sahipleri için faydalı olacaktır. Partisi, hayat tarzı, ekonomik durumu vs. fark etmeksizin tüm toplum bu beklentiler çerçevesinde birlik olmuş durumda. Üstelik son derece ısrarlı ve öfkeli haldeler. Önceki siyasi veya iktisadi krizlerden türlü manevralarla kurtulmayı başaranlar için bu defa karşılarında üstün politik becerilerinin işe yaramayacağı bir sınav var gibi duruyor.

Elbette mesele sadece bu insanların kamu hizmet ve görevlerinin yöneticiliğinden sökülüp atılması değil. Bir de tüm bu organize soygunun oluşturduğu ekonomik yıkımı tamir etmek var ki onun da ilk gereklilik maddesi halkın cebinden çalınanların halka iade edilmesi hususu.

Ne yazık ki insanımızın bu alanda ciddi şekilde ümitsiz olduğunu görüyoruz. Daha organizasyondan akıl almaz derecede nemalanan sorumluların bile hakkıyla ve en acil şekilde adli işlemlerle muhatap olmadığı bir ortamda, işi bu tip dolandırıcılıklara karşı önlem almak olanların da koltuklarından anca bir ayda kaldırılmaya başlandığı bir iklimde ister istemez ümitler kırılıyor.

Zaman geçiyor ve mağdurların, gidenin gelmeyeceği hususundaki beklentileri olumsuzlaşırken tepkileri daha da güçleniyor.

Böyle düşünmekte haklı olduklarına katılmakla beraber tüm mağdurlara hatırlatmak istediğim ve belki biraz morallerini düzelteceğini umduğum, geçmiş zamanın bir başarısından bahsetmek isterim.

1994, 1998, 2000 ve 2001’de tekrar eden kur şokları ve bankacılık krizleri esnasında Türkiye çok büyük yaralar almış, milyarlarca dolarlık hortumculuk faaliyetleri ile karşılaşmış ve o dönem hem siyasetin hem de devletin içinde klikleşmiş çetelerin organizasyonuyla kelimenin tam anlamıyla kamu kaynakları ve milletin birikimleri çalınmıştı.

Tüm bu gelişmeler önce Refah Partisi’nin daha sonra da Ak Parti’nin “temiz kadroları” ile ön plana çıkmalarında son derede etkili olmuş, halk hırsızlardan bıkmış ve özellikle, 28 Şubat ekiplerinin bu hırsızlarla olan bağlantılarını net bir şekilde görünce kirlenmemiş genç kadrosundan ötürü Ak Parti’ye çok büyük bir fırsat vermişti.

İlk dönemi son derece zorlu geçen Ak Parti bu dönem içerisinde dahi tüm siyasi yıpratma ve doğrudan tehditlere rağmen geçmiş yılların günahlarının üzerine gitmiş, önemli neticeler almıştı. Takvimler 2008 yılını gösterdiğinde ve iktidarı olgunlaştığındaysa bu alanda çok daha büyük adımlar atmayı başarmış, milletin parasını millete iade hususunda benzersiz bir başarı yakalamayı sağlamıştı.

O dönenim en kritik ismi kuşkusuz 2004 yılında TMSF Başkanlığı atanan Syn. Ahmet Ertürk Bey olmuştu.

Yıllara yaygın 40 milyar dolarlık (bugünün satın alma gücü üzerinden hesaplanırsa 55-60 milyar dolar civarı) vurgunun üstüne gidip, muhalefetteki siyasi partilerden “4 milyar dolar bile tahsilat yapamaz” diyenleri mahcup edecek şekilde kendi döneminden önceki batıklar da dahil olmak üzere 4 yılda 25 milyar dolarlık tahsilatı başaran (sadece 2008’de 18 milyar dolar) Ertürk’ü tam da bugünlerde saygıyla yad etmek lazım.

O zamanın vurguncuları uzun yıllar boyunca Refah Partisi ve sonrasında gelen Ak Parti’nin ezeli siyasi rakipleri ya da bu rakiplerin yandaşı olan, onlardan beslenen iş dünyasının yüz karası temsilcileriydi.

Söz konusu güruhun toplumun önemli bir kesimini temsil eden bu bastırılmış insan kaynağına karşı çok büyük bir kinleri vardı. Her ne kadar kavga “laiklik” kavramının çatısı altında kamuoyuna sunuluyor olsa da asıl mesele her zaman olduğu üzere iktisadi kaynakların bölüşümü hususunda birilerinin hakkından geri bırakılması ve onların kıyasıya sömürülmesi meselesiydi.

Nihayetinde gün geldi, ülkenin ekonomisini yerle yeksan edenlerin takkesi düştü ve millet yüzünü bu organize kötülük şebekelerini koruyan, kollayan ve onlarla iş tutanlardan çevirdi.

Eline büyük bir fırsat geçen Ak Parti de bir yandan başta ekonomi ve hukuk olmak üzere çok sayıda kritik alanda ülkeye çağ atlatırken diğer yandan da uzun yıllardır millete zulmeden eski düşmanlarının kaynaklarını kurutmada ve dolayısıyla milletten çalınanı tekrar millete iade etmede eşsiz ilerlemeler kaydetti.

Syn. Ertürk’de bu dönemin en ön plana çıkan isimlerinden oldu ve önemli röportajlarından derlenen kitabı “Soygunu Gören Adam” bu tip olayların çözümü ve tahsilatların sorunsuz gerçekleştirilmesi hususunda sağlam bir klavuz olarak o günlerin mirası haline geldi.

Hayat öylesine garip ki, aradan yıllar geçtikten sonra bu defa millet hiç beklemediği isimlerin dahil olduğu, tüm denetleyici ve gözetleyici kurumların ayakta uyuduğu, geçmişin olaylarını yakinen yaşamışları dahi hayrete düşürecek bir organize dolandırıcılıkla bu defa Ak Parti döneminde karşılaştı.

Hikayesini kısaca anlattığım üzere, bu tip milletin cebine kast eden girişimlerle mücadele konusunda Türkiye’nin geçmişte tek başarılı siyasi partisi olabilmiş durumdaki Ak Parti’den ve dolayısıyla hükümetten, başta seçmenleri olmak üzere tüm toplum tarafından, bu rezaletin üstüne gidilmesini ve vatandaşın paralarının kuruşu kuruşuna iade edilmesini sağlaması bekleniyor.

Tıpkı vakti zamanında kendilerine zulm edenlerin üzerine gittiği gibi “önce adalet!” diyerek gitmesini; Ertürk dönemindeki gibi uçan kuşu havada kapmasını… Öyle ya, mesele zaten kim olduğuna bakmaksızın adaleti sağlamak değil mi?

Adalet ve Kalkınma Partisi’ne kader bu defa, adına yakışır şekilde tanıdık yüzlerin üzerine gidip hakkı tutup kaldırma ve her zaman dillerinden düşürmedikleri “Ömer’in adaletini” uygulama fırsatı sundu.

Gerçekten bu benzersiz felaketten sonra millete söyleyecek sözleri olsun istiyorlarsa “hızla tüm bataklığı kurutacak bir Ertürk daha bulur, kimsenin gözünün yaşına bakmaz ve milletin emanetini millete iade ederler” diye düşünüyorum…

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.