Azerbaycan’la aramızdaki sorunlar ne kadar derin?

Azerbaycan Türkiye için dostluğu kaybedilmemesi gereken önemli bir ülke. Petrolü, gazı ve ciddi ekonomik potansiyeli var. Türkiye’den binlerce (en az 4900’ü aktif olmak üzere) firma Azerbaycan’da, bir o kadarı da Azerbaycan’la iş yapıyor. Yakında Azerbaycan Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan kapısı olacağa benzer. Ayrıca “bir millet-iki devlet” sloganında ifadesini bulan duygusal yakınlığımız da göz ardı edilemez.

Ancak bir süredir ilişkiler gergin. Bakü’den ardı ardına suçlayıcı açıklamalar geliyor. İç işlerine karışmaktan darbe teşebbüsüne kadar bir sürü şey söyleniyor. Bunların çoğu görebildiğim kadarıyla gerçek dışı. Fakat okullarda başlayan başörtüsü yasağının Türkiye’de hayal kırıklığı yarattığı, Azerbaycan gibi bir ülkeye yakıştırılmadığına inanıldığı, bazılarınca da üsten bir bakışla eleştirildiği gerçek.

Öte yandan Aliyev’in 2020 ve 2023’te kazanılan askeri başarıları Türkiye ile paylaşmak istemediği de gerçek. Bu konuda bariz bir hassasiyeti olduğu anlaşılıyor, bizden gelen en ufak bir imaya dahi alınılıp sert tepki veriliyor. Üstelik Bakü’nün izlediği dış politika da Türkiye’ninkiyle pek örtüşmüyor. Özellikle İsrail’le askeri iş birliği ötesinde belli ki çok özel bir iş birliği mevcut. Zaten bol bol da petrol satılmakta.

Aidiyet üstünden kendimize yakın gördüğümüz başka pek çok ülke ve rejim gibi (ki bunların arasında Filistin Otoritesi ve Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan var) Azerbaycan da Kıbrıs sorununda bizden ziyade Rum tarafına yakın. Türk tarafının hakları konusunda oldum olası kayıtsız. Gazze’de süren soykırım hakkında da tutumunun farklı olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Oysa Türkiye tam tersi bir politika benimsemiş, bağımsızlığını ilan ettiğinden bu yana Azerbaycan’ın yanında yer almış, 1993 yılında da Ermenistan’la sınır kapılarını resmen kapatmıştı. Daha sonra ‘Futbol Diplomasisiyle’ başlayan yakınlaşma süreci de Bakü’nün beklenti ve talepleri doğrultusunda, muhtelif gerekçeler bulunarak askıya alınmış, normalleşme Azerbaycan’ın Ermeni işgali altındaki topraklarını kurtarmasına endekslenmişti.

Bu da doğal olarak Türkiye üstündeki AB ve ABD baskısının artmasına yol açmış, ama Ankara bu baskılara boyun eğmemişti. Parasını dedikleri gibi onlar verse dahi Azeri ordusunun eğitiminde, teçhizat sağlanmasında, caydırıcılığının ve müdahale gücünün arttırılmasında kilit rol oynamıştı. Rusya ve Amerika ile Azerbaycan lehine pazarlık etmiş, Fransa ile olan ilişkilerinde bu konu bir başka tatsızlık çarpanı olmuştu.

Fakat artık geçmiş geride kaldı, ilişkiler ise gerilmeye başladı. Benim umdum gerginliğin kısa sürmesi, Bakü’ye verilen mesajlarla aşılması, zararın laiklik anlayışıyla sınırlanması yönünde. Dediğim gibi Azerbaycan bizim için önemli bir ülke. Ama biz de Azerbaycan için önemli bir ülkeyiz. Bakü Türkiye’yi ne İsrail’le ne de Amerika’yla kurduğu ‘çok özel’ ilişkilerle ikame edebilir. Trump’a güvenilmez, İsrail derseniz Azerbaycan’ı kendi çıkarına kullanıp atar.

Nasıl ki Türkiye benim gibi aidiyet siyaseti yerine gerçek çıkarlara dayalı ilişkilere önem verelim diyenlere çok fazla pirim vermemeliyse, Azerbaycan da Türkiye’yi ve Türkiyelileri kendisinden soğutmamaya, uzaklaştırmamaya dikkat etmeli. Türkiye’nin dostluğunu kaybetmemeye özen göstermeli. Nihayetinde dünyaya ulaşmak, gazını ve petrolünü satmak için Türkiye’ye olan ihtiyaçları hiç az sayılmaz.

Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, TANAP ve diğer doğal gaz boru hattı topraklarımızdan geçiyor, karşılıklı da olsa bağımlılık yaratıyor. Karadeniz’in de neredeyse yarısı bizim denetimimizde. Boğazlar konusunu onlar ve petrol şirketleri 1990’lardan çok iyi bildikleri için dikkate almaları gerekenler arasında saymıyorum bile. Hidrokarbonların her zaman bu kadar değerli olmayabileceğini de unutmamaları gerek.

Basra Körfezi ve Kızıl Deniz’in de ilelebet kapalı kalmayacağını, Rusya ile Amerika’nın Ukrayna aleyhine barışabileceğini, petrol ve gaz fiyatlarının düşebileceğini ya da İran’ın hırçınlaşıp Azerbaycan üstünde tahakküm kurmaya çalışabileceğini veya Rusya’nın yakında Kafkaslara yönelebileceğini, dahası Hazar denizindeki -2018’de Aktau’da çözülemeyen- egemenlik sorunlarının krizlere neden olabileceğini de akılda tutmakta yarar var.

İkili ilişkilerin böylesine tatsızlaşmasının arkasında bizim göremediğimiz, anlayamadığımız başka bir neden var mı biliyorum. Ama sebep sadece laiklik yorumu, müdahaleci siyaset ve zaferlere ortak çıkan açıklamalarsa Türkiye’nin alttan alan, sorunu tırmandırmaktan kaçınan tavrını zafiyet belirtisi varsaymamalarını, ilişkilerin geleceğine değer veren bir çıkış yapmalarını doğrusu ben çok isterim.

Yine de kendimize tavsiyem her şeye hazırlıklı olmak, hayal kırıklıklarını azaltmak ve gerçek çıkarları gerektiğinde yaptırım da içeren doğru yöntemlerle koruyabilmek için aidiyet üstünden ülkeler arası ilişki tanımını -hiç kolay olmamakla birlikte- geride bırakmak olur. Umarım devletin ilgili mercileri de Azeri yetkililerinin ve yetkili organlarının bu tür çıkışlarının bir yerlerinde yabancı istihbarat servislerinin etkisi olup olmadığını araştırıyordur.

YORUMLAR (1)
1 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.