Galiba bu defa daha derine indi
Toplumumuz değişiyor. Yukarıdan aşağı mı değişiyor aşağıdan yukarı mı?
Her iki istikametin de felsefi, dini, kültürel dayanakları var. Böyle durumlarda ikisi de doğrudur.
Toplumumuz hem yukarıdan aşağıya hem aşağıdan yukarıya değişiyor.
“Layık olduğunuz şekilde idare olunursunuz.”
Ya da “Nasılsanız öyle yönetilirsiniz.”
Hadis diye rivayet edilirdi. Sahih miydi? Hayır. Sahih olduğunu söyleyen yoktu. Bu yüzden zihnimin ücra bir köşesinde atıl halde duruyordu.
Senelerdir, cemiyetin halleriyle iktidarların hallerinin daima birbirine benzemesine şahit ola ola bu sözün hadis değilse bile doğru bir söz olduğuna kanaat getirdim.
Malum, yolsuzlukta muasır medeniyet seviyesinin üstündeyiz.
Köşe bucak her tarafta yolsuzluk var.
Bundan herkes emin. Sağcılar, solcular, AK Partililer, Yeni Partililer, eski partililer, partisizler.
Bundan emin olmalarına rağmen, halkımız oy vermek için düzgün, eli ayağı temiz bir siyasetçi arıyor mu?
Hiç arıyormuş gibi görünmüyor.
“Halk sultanlarının dini üzeredir” sözü de sürekli doğrulanıyor.
Ak Parti ‘ahlaki üstünlük’ iddiasıyla iktidara gelmişti.
Haklıydı da.
Uzun süredir ‘ahlaki üstünlük’ iddiasını bıraktı. Söyleseler bile artık dillerinin ucuyla. “Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar.”
Toplumun değişik kesimlerine yönelik yoğun operasyonlar yapılıyor.
Operasyonların büyük çoğunluğu herkesin ahlaksız olduğu düşüncesini ispatlamaya matuf.
Siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar, zenginler, fakirler, şehirliler, köylüler.
Televizyonlarda toplumun ne kadar dejenere olduğunu sabahtan akşama kadar anlatan, içeriklerini o benim paramı çaldı, o beni hamile bıraktı, o beni dolandırdı, o beni sattı, o beni aldı cümleleriyle özetleyebileceğimiz reality şovların bile ‘herkes yamuk’ fikrine hizmet ettiğini düşünebilirsiniz.
Maksat bu mudur?
Değildir belki.
Ama orada da herkesin yamuk olduğu ispatlanıyor!
Lisan-ı hal ile şöyle diyorlar:
‘Bizim ahlaklı olmadığımızı düşünüyorsanız başka taraflarda ahlak arama zahmetine girmeyin.’
‘Şekilde görüldüğü gibi, başkaları da ahlaksız.’
AK Partinin tabanı tabii ki durumu görüyordu. Yolsuzluk suçlamalarına ‘dürüstlük,’ ‘ahlakilik’ söylemleriyle mukabele etmeyi yavaş yavaş bıraktılar.
Yerine zevahiri kurtarmaya çalışan şablonlar geliştirdiler.
“Daha önceki iktidarlar döneminde de yolsuzluk vardı.”
“Başka parti iktidara gelse yolsuzluk yapmayacak mı?”
Bu şablonlar ‘ahlaki üstünlük’ iddiasının artık mazide kaldığını açık bir şekilde gösteriyordu.
Bir zaman bunlarla idare ettiler.
Fon vurgunu tabandaki bu ‘direniş hattı’nı fena halde sarstı.
Neden sarsmış olabilir?
Üç beş kişinin çakallığı, üçkağıtçılığı. Her yerde o kadar çürük elma bulunur deyip geçiştiremezler miydi?
Diğer siyasi çevrelerde olduğu gibi AK Parti tabanında da üç beş kuruşunu borsaya yatırıp bekleyen, aldığı hisse senetlerini akşam sabah takip eden insanlar var.
Fon vurgunu bu insanların hisselerine doğrudan isabet etmedi.
Ama fon vurgunu sebebiyle herkesin hissesi bir miktar düştü. Ara sıra bulunduğum mekanlarda işitiyorum. “Dip yaptı.”
Garibanın borsada birkaç bin veya bilemedin birkaç on bin lirası var. Fon vurgunu onların da parasını çalmış oldu.
Biz burada emekli maaşına ya da asgari ücrete talim ederken… Domatesi soğanı gramla alırken… Bütçemizi denk düşürmek için akla karayı seçerken…
Evimizin kızı gibi gördüğümüz, vaktiyle Hollandalarda cansiperane partimizi savunan kız kardeşimiz, Fatma Betül Hanım iki milyar götürmüş.
Hem kız kardeşimizin fonlara yatıracak 160 küsur milyon parası varmış.
Günahın tamamını ona yıkmayalım. Oğullar, kızlar, parti sosyetemizin kreması, eski mücahitlerin ve şimdiki müteahhitlerin çocukları…
Hepsi birbirinin ‘yakin’leri.
Oradaymışlar.
Villalar, yatlar, lüks otomobiller.
Bir koyup bin almışlar. Hiç faaliyeti olmayan kağıt üzerindeki şirketleri üzerinden trilyonları götürmüşler.
Yolsuzluğa fetva verdiysek elinizi cebimize sokun ne bulursanız götürün demedik!
Yine de vicdandan çok cüzdan sarsıntısı.
Galiba bu defa daha derine indi.
