Rusya Ana Muhalefet Partisi (RFKP)
Geçen yazımızda kurumların etkisizleştirilerek gücün tek elde toplanmasının, eninde sonunda liderleri, rasyonellikten kopardığını Rusya örneğiyle anlatmaya çalışmıştık.
Soru: Peki, liderlerin gücü tek elde toplamaya çalıştığı dönemde acaba ana muhalefet partisi ne yapıyor? Niçin ve nasıl etkisizleştiriliyor?
Yine Rusya örneği üzerinden ilerleyelim ve ana muhalefet partisi olan Rusya Federasyonu Komünist Partisine (RFKP) kısaca bakalım.
1991 yılında Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla, 74 yıl boyunca Sovyetler Birliğini yönetmiş ve diğer ülkelerdeki Komünist Partilere “abilik” yapmış olan Sovyetler Birliği Komünist Partisi hukuken ve fiilen ortadan kalktı.
Sovyetler Birliğinin yıkılmasını hazmedemeyen bazı komünist gruplar Gorbaçov’a darbe yapmaya teşebbüs ettikleri için Boris Yeltsin, ülkedeki bütün komünist faaliyetleri askıya aldı.
1992 yılında Rusya Anayasa Mahkemesi Yeltsin’in kararını esnetti ve Komünist örgütlenmelere izin verdi.
1993’te toplanan Komünistler Rusya Federasyonu Komünist Partisi’ni (RFKP) kurdular.
Komünist Partisi (KP) liderliğine de Gennady Zyuganov seçildi.
1995 yılında yapılan parlamento seçimlerinde KP %22 oy alarak Rusya Federasyonu Parlamentosu olan DUMA’da birinci parti oldu.
1996 yılında Boris Yeltsin, şaibeli bir seçimin ikinci turunda aldığı %53 oyla KP adayı Gennady Zyuganov’u yendi ve yeniden başkan seçildi.
Komünist Partisi de bu mağlubiyeti kabullendi.
Gennady Zyuganov 2000 yılında yapılan başkanlık seçimlerinin ilk turunda, bu defa %53 oy alan Vladimir Putin’e yenildi; önceki seçimlerde aldığı %40 oy oranı bu seçimlerde %30’a düştü.
Bu seçimin de şaibeli olduğuna dair iddialara rağmen KP bu seçimi de kabullendi.
Putin’in iktidara gelmesiyle KP, milliyetçi sol bir ideolojiye sahip, Rus Devletçisi ve Sovyet nostaljisini savunan uysal bir sistem içi partiye dönüştü.
2008 yılında Medvedev’e karşı seçime giren Zyuganov bu defa %18 oy aldı.
2012’de, bu defa Putin’e karşı %17 oy alarak seçim kaybetti.
Muhalefet satın alınarak ve tehdit edilerek sisteme entegre edildi; sisteme alternatif olma pozisyonu ortadan kalktı.
Ana Muhalefetin adı ve fiziği yaşıyor fakat siyasi alternatif olabilecek olan ruhu felç oldu.
2024 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde Putin (muhalefeti imha etmiş olmanın rahatlığıyla) seçimlere bağımsız aday olarak girdi ve %87 oy aldı.
KP adayı Nikolay Haritonov da %4 oy aldı.
KP’nin başında 80 yaşındaki Gennady Zyuganov o kadar çok sayıda seçim kaybetti ki sayısını hatırlamıyor; ben de hesaplamadım.
Nasıl olur da bir zamanlar Rusya’nın en büyük partisi olan ve seçimlerde Putin’e karşı dişe diş mücadele eden RFKP nasıl bu duruma düştü?
KP, kamunun fon imkanları ve meclis imtiyazlarına rıza gösterip uyumlu ve entegre bir parti olmaya mecbur bırakıldı; ruhu çalındı; muhalefet etme ve alternatif olma kapasitesi elinden alındı.
En küçük bir itirazda ‘devlet tarafından klonlanmış ve güdümlü’ rakip komünist partilerle ve yasal kovuşturmalarla boğuşma seçenekleriyle başbaşa bırakıldı.
GÜÇLÜ LİDER NASIL DENGELENİR
Bazı teorisyenler çok naif bir şekilde otoriterlik eğilimlerinin seçilmiş meclislerle dengelenebileceğini ve erkler ayrılığının güçlü bir parlamento ile mümkün olabileceğine inanırlar.
Tarih, bu bu inancı teyit etmiyor.
Roma Cumhuriyeti güçlü bir lider tarafından İmparatorluğa evrilirken 380 yıl sürmüş meclis açıktı.
Alman Nazi Partisi, yıkılan meşruti monarşinin yerine kurulan parlamentoda en çok milletvekiline sahip parti değildi.
Mussolini de sokak şiddetiyle gelip meclis üzerinden bir diktatörlük kurdu.
Seçimler ve parlamento çoğu kez diktatörleri durdurmaya yetmiyor.
Acaba Rusya’da Romanovlar Hanedanından bir Çar olsaydı ve bu Çarlık Makamı dünyanın yeni gerçekliği olan “siyaset yapmayan fakat saltanat süren ve toplumu bir arada tutan şemsiye bir kurum” olarak devam etseydi durumlar farklı olabilir miydi?
Burada Romanovlar Hanedanını savunmuyorum; acaba halk nezdinde muteber, siyaset üstü ve tarafsız bir devlet kurumu, yürütme organının güç ve yetkilerini dengeleyebilir mi arayışındayım.
Döndük dolaştık ve sonunda “doğu toplumları için en uygun sistem” olarak kavramsallaştırdığım “meşruti cumhuriyet” olgusuna geri geldik.
Erkler Ayrımını amaçlayan meşruti cumhuriyetler, (İngiltere, Hollanda, Japonya, İsveç, İsviçre, Danimarka vs.) toplumu, barışçıl ve yarışmacı bir topluma dönüştürüyor.
Bağımsız ve tarafsız yargı da devlet kapasitesini ve performans artışını doğrudan ve dolaylı mekanizmalarla temin ediyor.
Güçler ayrımına dayalı bir sistemin nasıl mümkün olabileceğini batı toplumları çözmüş.
Doğu Toplumları hem bu sistemin nimetlerinden istifade etmek istiyor hem de gereğini yapmıyor; gereği: Meşruti Cumhuriyet.
