AK Parti bunu hak etmiyor

Bugün 1990'lı yılları tarif etmeye kalksak herhalde hepimizin hafızasında karanlık ve kirli bir fotoğraf olarak tecessüm edecektir. Çünkü siyasi cinayetlerden faili meçhullere, DGM'lerin düşünceye uyguladığı sürek avından mafya cinayetlerine kadar bütün kirli işler o yıllarda gerçekleşti.

Jürostokrasinin zirve yaptığı '90'lı yıllarda aydınlar, gazeteciler, sanatçılar yazdıkları yazılardan dolayı 'bölücülük suçu'ndan takibe uğruyor, düşünceye kelepçe vuruluyor, hatta siyasetçiler okudukları şiir yüzünden cezaevine tıkılıyordu. Bu da yetmiyor, en temel insani haklarından birisi olan eğitim hakkını kullanmak isteyen başörtülü öğrenciler için üniversite kapılarında ikna odaları kuruluyordu.

Bütün bunlar biz yaşarken oldu... Kestirmeden 1990'lı yılları tarif etmeye kalksak, nereden nereye geldiğimizi gösteren sayısız kirli fotoğrafla karşılaşabiliriz. İşte böylesine karanlık bir dönemin ardından iktidara gelen AK Parti 2004 yılında önce DGM'leri kaldırarak özgür düşüncenin önündeki barikatları yıktı, sonra da üniversite kapılarındaki ayıplı görüntülere son verdi.

Elbette bunları hepimiz biliyoruz, maksadım bilinenleri tekrar etmek değil. Şu günlerde AK Parti iktidarıyla ilgili oluşturulmaya çalışılan kirli bir algıya dikkat çekmek için özellikle 1990'lı yıllarda yaşananların altını bir kez daha çizmek istedim.

Talihsizliğe bakın ki 13 yıllık iktidarı boyunca sayısız demokratikleşme hamlelerinin altına imza atan AK Parti şimdi hiç de hak etmediği halde 'özgürlükleri kısan baskıcı iktidar'suçlamasıyla karşı karşıya. Bu AK Parti açısından öylesine pisipisine yenen bir gol ki, doğrusu akılla izah etmek mümkün değil.

Yargı Can Dündar ve Erdem Gül için tutuklama kararı veriyor, fatura AK Parti'ye...

Ahmak ve aynı zamanda ahlaksız bir bildiriye imza atan akademisyenler gözaltına alınıyor, fatura yine AK Parti'ye...

Öyle ki Amerika’nın iki numarası Biden bile ayağının tozuyla indiği İstanbul’da, hiç üstüne vazife olmadığı halde Türkiye’ye demokrasi dersi vermeye çalıştı. Eminim ki böyle bir tavır bu ülkede yaşayan herkes için can sıkıcı bir durumdur.

Oysa Türkiye’yi özgürlüklere kelepçe vuran ayıplardan Tayyip Erdoğan yönetimindeki AK Parti iktidarı kurtardı. Peki ne oldu da bugün böyle haksız bir isnatla karşı karşıya, neden hiç hak etmediği bir dayağa maruz kalıyor?

Açık ifade etmek gerekirse yargının bugünlerde ürettiği sonuçların faturası maalesef AK Parti iktidarına kesilmektedir. Unutmayalım yargının eski Türkiye’deki benzer uygulamaları siyasi iktidara ‘kumpas’ olarak değerlendirilirdi. Eğer bugün de özgürlükleri savunan ve bu konuda ciddi yasal düzenlemeleri hayata geçiren bir siyasi iktidara rağmen, yargı iktidarın tam aksine uygulamalara imza atıyorsa ortada bir sıkıntı var demektir. Maalesef son günlerde AK Parti dahil kimse bu can sıkıcı durumu pek tartışmak niyetinde değil.

İşte tam da bu yüzden Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, son dönemdeki olaylarla ilgili ilkesel duruşunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Berlin dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını cevaplayan Davutoğlu diyor ki: “Bu akademisyenlerle fikren mücadele etmeyi tercih ederim. Benim bunlarla mücadele etmek için hukuki kalkana ihtiyacım yok.”

Yargısal süreçler konusunda bundan daha net ve demokratik bir tavır olabilir mi? Aslında Başbakan Davutoğlu, gerek Can Dündar ve Erdem Gül olayında “Tutuksuz yargılama esastır” açıklamasıyla gerekse akademisyenler bildirisindeki değerlendirmeleriyle yargının bu konulardaki uygulamalarından mutlu olmadığının altını çok nezaketli bir üslupla çizmiş bulunuyor.

Bir başbakanın yargıya müdahalesi söz konusun olamayacağına göre, siyasi iradenin tavrı ancak bu kadar net olabilir. Adaleti yüceltmek yargının işi...

YORUMLAR (4)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
4 Yorum