Dino Buzzati’nin ‘Tanrı’yı gören köpeği’ni Trump görse ne yapardı?
Normalde pazar günleri müzik yazıları yazmaya çalışıyorum. Ama şu günlerde, dünyayı ateşe veren bir deliyi gördükçe içimden müzik yazısı yazmak gelmiyor.
Bu yüzden de daha önce okuduğum İtalyan yazar Dino Buzzati’nin “Tanrı’yı Gören Köpek” kitabını yeniden karıştırma ihtiyacı hissettim. Ve kitapla aynı adı taşıyan “Tanrı’yı Gören Köpek” hikayesini bir kez daha okudum.
Muhteşem bir hikaye… İçinden geçmekte olduğumuz tuhaf ama aynı zamanda karabasan gibi günler konusunda da fevkalade zihin açıcı bir hikaye.
Hikayede geçen Tis köyü, aforoz edilmişlerin yaşadığı, dinle pek ilgisi olmayan bir köydür. Köyün fırıncısı olan Spirito sırf kötülük olsun diye, vasiyetinde bütün mal varlığını köyün en küfürbazı olan yeğeni Defendente Sapori’ye bırakmaya karar verir ama bir şartla. Beş yıl boyunca her sabah, 50 kilo taze ekmeği herkesin görebileceği bir yerde yoksullara dağıtacaktır. Defendente, ekmekleri dağıtmakta istekli olmasa da mirasa ulaşmak için dağıtmak zorundadır ama bir taraftan da her gün fakirlerin bu ekmeklerinden bile çalmayı alışkanlık haline getirmiştir.
Günün birinde, Defendente’nin fırınına sahipsiz bir köpek dadanır ve her gün bir ekmeği kaparak köyden uzaklaşır. Yoksullara ekmek dağıtırken, bir de sahipsiz köpeğin ekmek aşırması, fırıncının son derece canını sıkar ve sonunda köpeği takip eder. Köyün yakınındaki yıkık klişeye ulaştığında öğrenir ki köpek, ekmekleri oradaki bir dervişe götürmektedir. Epey bir süredir köylüler, yıkık klişenin bulunduğu bu bölgeden parlak, beyaz ışıkların yükseldiğini görürler. Meraklı bir köylü, ışığın yükseldiği bu bölgeye gelir ve döndüğünde köylülere ermişin tepesinden bir ışık aylasının yayıldığını, ateş ya da lamba ışığı olmadığını söyler. Köylüler bunun Tanrı’nın ışığı olduğuna karar verirler.
Bu arada fırıncıdan ekmek aşıran köpek ortalarda görünmez olur. Küfürbaz fırıncı Defendente merak eder ve yıkık klişeye gider. Görür ki derviş ölmüştür, köylüler dervişi klişenin olduğu bölgeye gömerler. Köpek üzüntüden mezarın başından ayrılmamaktadır. Her ne kadar köylüler bilmese de aslında köpek ölmüştür. Bu arada dervişin köpeğine benzeyen bir köpek köye gelir ama artık fırıncıdan ekmek aşırmamaktadır.
Bütün köylüler ona “Tanrı’yı gören köpek” muamelesi yapmaktadır.
Herkes Tanrı’yı gören bu köpeğin kendilerini tanrı adına denetlediğine inanmaktadır. Bu yüzden şimdi satıcılar tartı hilesi yapmıyor, ev sahibi kadınlar hizmetçilerini dövmüyorlardı, çalıların arkasında köpeğin saklandığını düşünerek okkalı küfür bile edemiyorlardı. Her türlü hile-hurda ve kötülüğün normalleştiği bu köyde öyle bir hava oluşur ki patronuna hile yapan muhasebeci Federici, güzel Flora’nın evine zamparalığa giden bahçıvan ve gece ambarlara girerek bisiklet çalan gençler o anda, Tanrı’yı gören köpeğin kendilerini gözetlediğine inanmaya başlarlar.
Kısacası “Tanrı’yı gören köpek”le birlikte, Tis köyünde müthiş bir değişim yaşanmaktadır. İki yüzyıllık bir boş vermişlikten sonra, köyün kilisesi yeniden dolup taşmaya başlamıştır. Aslında köylüler bu değişimden pek mutlu değildirler ve “nerede o eski günler” diyerek geçmişe özlem duymaktadırlar.
Ermiş de köpek de ölünce köylüler rahat bir nefes alırlar ama geçmişe dönmeye de bir türlü cesaret edemezler. Çünkü köyde önemli bir değişim olmuş, gençler yeni alışkanlıklar edinmiş, Pazar ayinleri adeta eğlenceye dönüşmüş, dahası küfürler artık toplumda yadırganır hale gelmeye başlamıştı. Demek ki değişim bazen bir köpekle de olabiliyormuş, neden olmasın ki…
Denebilir ki çocuk tacizcisi sapkınlar çetesinin lideri Epstein’in müritleri arasında yer alan Trump’la bu hikayenin ne ilgisi var? Elbette bir ilgisi yok.
Ama mesela diyoruz. Gazze’de çocukları, bebeklerin, kadınların Amerikan silahlarıyla öldürülmesiyle övünen, İran’da yüzlerce öğrenciyi katleden bu hasta ruhlu adam, her ne kadar imkansız gibi görünse de belki bir gün Tanrı’yı gören bir köpekle karşılaşır ve insan olduğunu hatırlar.
Böyle bir beklentinin son derece absürt olduğunun farkındayım. Çünkü Trump, felaketin küresel ölçekteki yürüyen hali. Bazı hallerini görünce gerçek dünyada değil, hayal aleminde yaşadığını düşünebilirsiniz. Şu ifadelere bakar mısınız: “İran Amerika’yı yok etmek istiyor. İran’ı haritadan sileceğim. İran anlaşma için yalvarıyor. Bana büyük hediye gönderdiler, Amerikalılar bana dua edin…”
Her saat başı değişen ve de kaygı bozukluğunun işareti olan bu sayıklamalar, normal bir insan davranışı olabilir mi? Doğal olarak böyle bir durumda Tanrı’yı gören bir köpek değil, bin köpek de gelse Trump’ın bu nevrotik haline çare olması mümkün gözükmüyor.
Ama bir gerçek var ki eğer “Tanrı’yı gören köpeği” Trump görseydi, muhtemelen parmağını kırmızı düğmenin üzerinde tutar, artık alışkanlık haline getirdiği o nevrotik gösterilerinden birini daha sunardı.
